Heybet Akdoğan yazdı: “Edebiyat ve Felsefe İlişkisi”

İNCELEME

Heybet Akdoğan yazdı: “Edebiyat ve Felsefe İlişkisi”
Yayınlanma: Güncelleme: 126 views

Bir dilin tarih içerisinde yazıya geçirilmiş hâli, varlığı ifade etme gücü ve varlığa ilişkin bilginin sözlerle ifade biçimi olarak tanımlanan sanat dalı edebiyattır. Varlığın değersel olarak eleştirilmesi ise felsefedir. Felsefede sanatın yeri; etik ve estetik değerlerin sorgulandığı alandır. Felsefede, değerler alanında ahlak ve sanat tartışması yapılır. Ahlak ve sanat eleştirilerek incelenir. Felsefe ve sanat arasındaki bu ilişkide varlığa ilişkin bilgi, varlığın etik ve estetik boyutu söz konusudur. Ve tüm bu meselelerin nasıl ifade edildiği ise edebiyatın ilgi alanıdır.

Varlık, düşünce, dil ve yazı konuları kapsamlı olarak edebiyat yoluyla insanlara aktarılır. Sanatın ve felsefenin hakikati arayış tutkusu, sanat dalının önemli bir kolu olan edebiyat ile felsefeyi bir araya getirmektedir. Denemelerle, mitolojilerle ve trajedilerle birlikte başlayan felsefe ile edebiyat arasındaki ilişki, sanata ilginin artmasından sonra daha çok  yoğunluk kazanmıştır. Yirminci yüzyılda felsefi tarzda romanların ortaya çıkışı edebiyat ve felsefe arasındaki ilişkiyi derinleştirmiştir. Felsefe tarihini  araştırdığımızda pek çok filozofun edebi bir üslûba sahip olduklarını görürüz. İlk çağ filozoflarından bazılarının düşüncelerini şiirsel bir dille ifade ettikleri bilinen bir gerçek. Örneğin, Parmendies Doğa Üzerine isimli felsefi şiir yazmıştır. Yunan edebiyatı ve felsefesini incelediğimizde şiirin düz yazıdan önce başladığına şahitlik ediyoruz. Buna bakarak Yunanlılarda felsefe ve belagat iç içedir. Yunan filozoflarının birçoğu soyut fikirler üzerinden belagat yapan hatip kişilerdir. Mesala; Platon varlık ve politikaya ilişkin görüşlerini sistematikleştirirken, üslûba son derece önem vermiştir. Bir eserin felsefi olabilmesi için refleksif ve mantıklı önermelerden  oluşması gerekmektedir. Ayrıca felsefi bir soru etrafında varlık kazanması, felsefe tarihi çerçevesinde ve sorunsal devamlılık hâlinde olması gerekmektedir. Edebiyat eserinin ise felsefeyle ilişkisi düşünceyi keyfiyete indirgemeden, düşüncenin anlatım biçimini iyi kullanabilmiş olmasıyla orantılıdır.

Bizim kültürümüzde bu tür eserlerin bazıları; Mevlana, Yunus Emre ve Mehmet Akif’in eserleridir. Bu mütefekkirlerin yapıtları, edebi tarzın felsefeyle buluştuğu çalışmalardır. Sözünü etmiş etmiş olduğumuz düşünürlerin kitaplarını okuduğumuzda, eserlerin evrensel bir içerikle kaleme alındıklarını görürüz.  Felsefi eserler genel olarak bilgi veren, ele aldığı konuyu derinlemesine inceleyen ve mantıksal  akıl yürüten eserlerdir. Edebiyat eserleri ise, içerikten ziyade biçime önem veren eserlerdir.  Okuyucu kitlesi normalinde hem felsefi hem de edebi eserlerden zevk alır. Fakat felsefi eserler ve edebi eserlerden alınan keyif aynı değildir. Çünkü bir felsefi eserde zevk, düşüncenin anlatımı için kolaylık sağlarken, edebiyat eserlerinde fikir, zevke indirgenir. Bununla birlikte felsefi eserler soyut, edebi eserlerse somuttur. Edebiyatın çoğunlukla somutu amaçladığını unutmamalıyız. Edebiyat somut durumu kendisi için gözlemler. Bu nedenle edebiyata bir bakıma egzistansiyalist diyebiliriz. Edebiyatta orijinallik esas olduğu için edebiyatın, felsefeye somutluk kazandırdığını ileri sürebiliriz. Ama filozofun ufku bir edebiyatçının ufkundan sorgulama bakımından daha iler olduğu için, felsefe ister istemez soyuta yönelmektedir. Filozofun aydınlığa ve bütün varlığa ulaşmak için elindekilerle yetinmeyip, içinde bulunduğu dünyayı aşmayı denemesi, felsefenin soyut olandan ayrılmayacağının ispatıdır.

Edebiyatın felsefeyle ilişkisi bakımından en çok bilinen tür olan felsefi romanlarda, biçim ve içerik aynı ölçüde önemlidir. Felsefe ile edebiyatın bariz birlikteliği burada ortaya çıkmaktadır. Bu ilişki sayesinde felsefenin soyut kavramlarının ifadesi ve insan yaşantılarının detayları, edebiyatın anlatımıyla somutluk kazanmaktadır. İlk bakışta edebiyatı, fikirleri geniş halk kitlelerine ulaştırmak için bir araç olarak kullandığını sandığımız fransız felsefeci Sartre’nin eserlerini okuduğumuzda, edebiyatı sadece bir araç değil, somut evrensel varlığı, somut evrensel varlığa anlatmak için, felsefik düşüncelerini edebiyat yoluyla betimleyip aktardığını fark ediyoruz. Anlatımı felsefeyle bütünleştiren Sartre, romanlarına felsefe yoluyla bir derinlik kazandırmıştır. Sartre’nin yazmış olduğu romanlara bakarak edebiyatla, felsefe arasındaki ilişkinin, egzistansiyalizm söz konusu olduğu zamanda görünür olduğunu dememiz yerinde bir tespit olur. Varoluşçulukta bireysel insanın hayatı ve varoluş tasvirinin önem kazanması ve bu tasvirin felsefenin soyut diliyle yapılamayışı, edebiyat ve felsefenin bir araya gelişinin somut hakikatidir. O hâlde varoluşçuluğun etkisiyle yazılmış her edebi esere, felsefi eser diyebilir miyiz? Hayır. Varoluşçuluğun (egzistansiyalizmin) etkisiyle, kendi tarzına göre insanı anlaması ve tasvir etmesi felsefe için yeterli değildir. Çünkü felsefe varoluşçu edebiyata göre daha kapsamlı ve kuşatıcıdır. Sanatın insanı nesneleştirmeden kendi varlığını bilinç ve erdem noktasında ortaya çıkarmasına olanak sağlaması aynı zamanda sanatın derinliklerinde gizli olan felsefeyide görüp anlamımıza imkân tanır. Edebiyata felsefeyle bakmak bu şekilde  sağlanmaktadır.

Edebiyatın, sanatın bir türü olması ve sanatı anlamamız için işe ilk olarak soruyla başlamamız, zaten edebiyat ve felsefe arasındaki bağın çözümlenmesi için bize ilk fırsatı sunmaktadır. Konuya dil açısından yaklaştığımızda şunları dile getirebiliriz:  Felsefenin dili sınırlıdır ve tanımlanmıştır. Buna karşılık edebiyatın dili sembolik ve alegoriktir. Bu nedenle felsefe her okuyucusuna benzer tanımlamalar sunar. Fakat edebiyatın böyle standart tanımları  yoktur. Tüm bunların yanında felsefe ile edebiyat arasındaki farkı ortaya koymak için felsefe ile bilim arasındaki farkı da tahlil etmemiz gerekmektedir. Öncelikle felsefenin konusu olan şeylerin bilimin konusu olmayacağını saptamamız gerekiyor. Felsefe de kesin olan hiçbir bilgi yoktur. Oysa bilim kesinliği olmayan hiçbir bilgiye tam olarak bilgi demez. Burada edebiyatın en temel farkı; felsefe ve bilim arasında herhangi bir “logos” iddiası gütmemesidir. Edebi ürünler büyük oranda bireyin kendini ortaya koyuş iradesidir. Birçok konuda hissettiklerimiz, sezdiklerimiz ve duygularımız ne kavramsallaştırılabilir ne de bilgiye dönüştürebilir. İşte edebiyatın felsefe ve bilime göre farkı burada anlaşılmaktadır.

Edebiyatın felsefe ile ilişkisi çoğunlukla varoluşçu felsefe üzerinden kurulmaktadır. Varoluşçu felsefe metinlerinin yazarları olan; Sartre, Camus ve Marcel gibi düşünürlerin eserlerinin aynı zamanda edebiyat eserleri olarak görülmesi, ifade etmiş olduğumuz argümanı güçlü kılmaktadır. Edebiyat ile varoluşçu felsefeyi bir bağlamda savunmamızı haklı kılan düşünce, edebiyatın topluma söylenecek sözü olması bakımından felsefi bir değer taşımasıdır. Buna göre bilimin boş bıraktığı alanları felsefenin sorularla anlamaya çalışması ve edebiyatın yapılacak tüm tanımlamaların dili olması, felsefe ve edebiyat arasındaki sürekli ilişkiyi çok iyi özetlemektedir.

Felsefenin zihinsel bir entellektüel faaliyeti olması ama zihinsel işlevde subje ve obje bağlamında ele alınmayan insan deneyimlerini boş bırakması,  edebiyatın ise zihinsel zeminde boş bırakılan bu görevi üstlenmesi, bizlere edebiyat ve felsefe ilişkisinde edebiyatın ayrıcalığını göstermektedir. Varlığı ifade etmenin yolunun, varlığa ilişkin bilginin aktarımının hangi alanda olursa olsun yalnızca dil ile sağlanması; edebiyatın sanat ,düşünce ve bilim alanlarındaki özel yerini (ayrıcalığını) bir kez daha bizlere fark ettirmektedir.

Dilin edebiyatla bir düzene oturması, değersel olarak eleştirmeye çalıştığımız varlığın kompozisyon biçiminde tercüme edilmesidir. Bu nedenle dili ne insandan ne de felsefeden bağımsız düşünemeyiz. Felsefe dil ile yapılan bir etkinliktir. Dilin ilk anlatım tarzı olan edebiyat bu anlamda felsefe için büyük bir dayanaktır. Edebiyatın felsefeye, felsefenin edebiyata yönelik eğilimi ya da bu iki alanın yakınlığı, insanın varoluşsal ve düşünsel dünyasının, bütünlük hâlinde derinden kavranabilmesi için önümüze yeni imkânlar sunmaktadır.

Heybet AKDOĞAN

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.