İslam Felsefesinde Reddiye / Mehmet Akkaya

FELSEFE

İslam Felsefesinde Reddiye / Mehmet Akkaya
Yayınlanma: Güncelleme: 13 views

Dün akşam, Yol TV ekranlarında her hafta canlı olarak yayımlanan Filozofun Merceği adlı programda “Felsefede Reddiye Geleneği” konu edildi. İslam coğrafyasının önemli filozoflarından olan İbni Rüşd üzerinden yaptığımız programda öne çıkan bazı temaları, felsefe severler için burada da paylaşmak istiyorum.

İbni Rüşd’ün İslam kültüründeki yeri ve filozofları ortaya çıkaran kültürel – tarihsel iklimin niteliğini açıklamakla başlayan programda, Rüşd’ün özgürlükleri de örnekler verilerek açıklandı. Yaptığım bazı kategorileri, Rüşd’ün varlık felsefesi, bilgi anlayışı, siyaset görüşü, din ve felsefe ilişkisine bakışı olarak sıralayabilirim.

İbni Rüşd, Doğu Ortaçağ felsefesinin olgunluk dönemini temsil eder ve Gazzali’ye karşı yazdığı reddiyelerle de bilinir. İspanya doğumlu olan filozof, 1126-1198 yılları arasında yaşamıştır. Kurtuba’da doğup Fas’ta öldüğü biliniyor. Felsefi faaliyet sürdürdüğü merkezler olarak Şam, Kahire, Bağdat gibi merkezleri not etmek gerekir. İbni Sina ve diğer filozoflardaki tıbbi yetenek, İbni Rüşd’te de ziyadesiyle mevcuttur. İnsan sağlığı için Kuran’da yasaklanan yiyecekler bile yenilebilir, diyor. Yürümek, spor yapmak önemlidir. Aristotelesci İbni Rüşd’ün peripatetik olduğunu saptıyoruz.

Programda da belirttiğim gibi Rüşd’e göre her düşün, bilim disiplini aynı şeyi söyler. Bunların yalnızca dilleri ve yöntemleri farklıdır. Buna göre felsefe de din de meşrudur. İkisi de olması gerekir. Din, inanca, imana ve vahye dayanır. Ama gerçekleri bu şekilde bilir. Felsefe ise akıldan hareket eder ve akla seslenir. O da gerçekliği akılla açıklamış olur. Rüşd’ün, Gazzali ile çatışması da buraya oturuyor. Gazali’nin ölümünden on beş yıl sonra doğan Rüşd, Gazali’nin Tehafütül Felasife adlı eserini hedef almıştır. Zira Gazzali, ünlü eserinde aklı ve felsefeyi mahkum etmişti. Rüşd ise Gazzali’nin Tehafütül Felasife (Filozoflara Reddiye) adlı eserine karşılık Tehafütül Tehafüt adlı, yanıt kitabını yazmıştır. Rüşd açısından asıl tutarsız olan ve reddedilmesi gereken Gazzali’dir. Çünkü Gazzali, felsefeyi ve aklı reddederken bile aklı ve felsefeyi kullanmaktadır. Habermas da benzer bir akıl yürütmeyi postmodernler için söylemiştir.

Tuzu kuru bir aileden gelen İbni Rüşd, Kurtuba’da kadılık yapmış ve vezirlik görevinde bulunmuştur. Dolayısıyla diğer filozoflar gibi egemen sınıfların sözcüsü olduğuna kuşku yoktur. Felsefi akım ve fraksiyonlar arasındaki çatışmayı da sınıf çatışması bağlamında düşünmek yanlış olmaz. Sömürücüler arası çatışma da sınıf çatışmasının farklı bir versiyonudur. Rüşd’ün siyasal nedenlerle baskı ve saldırılara maruz kalması da felsefedeki sınıfsal konumlanmanın önemli bir göstergesidir. Platon’un Devlet adlı eserine ilişkin değerlendirme yaparken İslam tarihine de değinmiştir. Dört halife devrini savunduğu anlaşılan Rüşd’ün, Muaviye devrini reddettiği görülür. Rüşd’ü benimseyen çevreler, filozofa “Şeyh Ekberi” ünvanı vermişlerdir. Büyük, yüce şeyh anlamına geliyor. Rüşd’ün muarızları ise onu küçümseme babında “Şeyh Ekferi” ifadesini kullanmışlardır. Yani kafir şeyh demişlerdir. Programda dil felsefesi ve etimoloji üzerine vurgu yapmam sanırım dikkat çekmiştir.

İbni Rüşd ve Bilim

İbni Rüşd de diğer İslam bilginleri gibi bilimi, deney ve gözlemi savunmuştur. Platon ve Aristoteles’in izinden giderek kendince mantıklı düşünce sistemleri kurmuştur. Her var olanın bir nedeni vardır. Yoktan hiçbir şey var olmaz. Görüldüğü gibi adlarında İslam sıfatı olsa da filozoflar, ister istemez laik ve seküler bir pozisyon almaktalar. Rüşd de böyle yapmıştır. Çünkü uygarlık tarihi, üretim ve sosyal yaşam, teolojik yöntemlerle değil bilimsel ve laik yaşam tarzıyla yapılmaktadır. Bu görüşleri nedeniyle İbni Rüşd, modern felsefenin tohumlarını atan filozof olarak görülür. Batı dünyasında da ilgi çekmiş ve Averros adıyla anılmıştır. Bertrand Russel gibi filozoflar İbni Rüşd’ü, Doğu’nun son filozofu, Batı’nın ise ilk filozofu olarak değerlendirmiştir. Gerçekten de hem Doğu dünyasında hem de Batı’da büyük bir ilgi gördüğü söylenir.

Ontoloji ve bilgi Kuramı

Bilim gibi önemli izleklerden birisi de ontoloji ve bilgi meselesiydi. Sunumda da belirttiğim gibi insanı filozof kılan en önemli kriter, bilgi ve varlık alemine ilişkin görüşleridir. İbni Rüşd için varlık, madde ve formdan oluşur. Varlıkların madde boyutunu duyularla biliriz, formel yönünü de akıl ile biliriz. Duyu ve akılla bilmek sınırlı bilmektir. Mutlak bilme ise vahiyle mümkündür. İnsani bilme ile tanrısal bilme farklıdır. İnsan varlıkları bilir ve bu da sonludur. Tanrı ise varlıkların, varolma nedenlerini bilir ve bu sonsuzdur. Rüşd için varlık, ilk maddeden yaratılmıştır. Madde evveli ve ebedidir. İslam kelamcılarının zannettiği gibi yoktan var olmamıştır. Sudur felsefesi de geçerli değildir. Varlık ve hareket sürekli birlikte vardır. Elbette bu görüşler, Hıristiyan ve İslam dogmalarıyla çatışır. Bu yüzden Rüşd’e saldırılar da olmuştur.

Rüşd’ün, Aristoteles’in Metafizik’ine dair yazdığı Metafizik kitabında töz ve ilineklerden söz edilir. Burada da ilinekler yani tikeller duyularla bilinirken tözün akıl ile bilinebileceği savunulur. Mesela insan tözünü düşünelim. İnsanın somut, canlı özelliği (neliği) duyularla bilinirken insanın kendisi akıl ile bilinir. Rüşd’ten benim anladığım, ona göre iki türlü varlık var: epistemolojik varlık ve ontolojik varlık. Bilgimizde hep bir şeyler var. Bu şeylerin kaynağı varlıklardır. Bir varlık ancak bilgisiyle birlikte bir bütündür. Böyle düşünen ana akım filozoflarda da böyle varlık tarzları vardır. Doğal dünya, düşünce dünyası, kültür dünyası (Popper). Dış dünyada varolan, dilde varolan, düşüncede var olan (B. Ç.).

Teoloji ve Seküler Olan

Sunumda İbni Rüşd’ün, Doğu dünyasından çok Batı’da ilgi görmesinin nedenlerine dair de düşüncelerimi açıkladığımı sanıyorum. Birçok filozofta olduğu gibi İbni Rüşd’ün felsefesinde de teoloji ve seküler olan birlikte yer almıştır. Teolojik yön, feodalizmin hüküm sürdüğü Doğu dünyasında ve İslam coğrafyasında etkili olurken seküler yön ise Batı’da tohumları atılan sermayecilik sürecine tekabül etmiştir. Rüşd de, diğer Doğu filozofları gibi “görünüşte” Grek, İyonya felsefesini örnek almıştır. Özellikle Platon ve Aristoteles’in eserlerinden yola çıkmışlardır. Bu sözde örnek alma durumu, Yunan felsefesini Arapça, Farsça, Aremce gibi dillere çevrilirken de sürmüştür. Oysa içerik Doğu dünyasına karşılık gelir. Yani konu ve açıklamalar, Yunan felsefesine benzese bile sorunların özü, doğası İslam coğrafyasına özgü olmuştur. Kaldı ki fikirler, farklı halkların fikirlerine ancak biçimsel olarak benzerlikler gösterebilir. Özlerini kendi topraklarından alırlar.

Mehmet Akkaya

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.