Görünmez

/ 6 Ekim 2022 / 97 views / yorumsuz

Kalbinin adımları yılların taşlarına çarpıp tökezliyordu. Sancı, hayatı taklit edercesine sırtına yumruk gibi vuruyordu.

Görünmez

“Bizi neden görmüyorlar?” diye merakla sordu çocuk. “Görünebilmek için gösteriş gerek,” diye cevap verdi yaşlı adam. Sesinde demlenmiş yorgunluğun beslediği bir bilgelik vardı. “Bu ne anlama geliyor? Anlamadım ki…” diye şaşkınlığını belirtti çocuk naifçe. “Şu geçen insanlara bir bak. İyi giyinmiş olduklarını düşünerek bir yerlere yetişmeye çalışıyorlar. Gözleri ölüler gibi sabit bakıyor. Dikkatleri dağınık hâlde alelacele yürüyorlar. Onların görebildiği gösterişli yapmacıklıktır. Yapma kurallara uyan bir hayat kazanmış olsaydın ve bunu herhangi bir şekilde gösterebilseydin eğer, işte o zaman seni de görürlerdi. İnsanlarca kabul edilmiş bir hayatın yoksa sen de yoksun, bozulmaya yüz tutmuş dünya denen çıkrıkta. Sen ben gibiler görünmezler çocuğum, görünemezler; yok sayıldıkları için hiç var olmadılar ki!” Sustu ve bizler birer hayaletiz diye geçirdi içinden. Sonra çocuğa tekrar dönüp “Bizleri sadece vicdan denilen büyülü bir taşı yüreklerinde saklamış olanlar görebilir,” diye ekledi. Ardından elini çöplerin içine daldırdı, yıllardır ismi tanıdıklarınca çağrılmamış olan Vahit amca. Safer ise etrafına şaşkın şaşkın bir kez daha bakındıktan sonra ona katıldı.

Vahit amca ve Safer, insanların arasında sislerle çevrilmişçesine dolaşıyorlardı. Bir ara Safer başını kaldırıp insanlara baktı. Onların uykulu gözlerle telefonlarıyla ilgilendiklerini gördü. Vahit amcaya dönerek “Bize bakmıyorlar bile,” diye hüzünlü bir ifadeyle fısıldadı. İnsanlar ikisini geçer geçmez başlarını telefonlarından kaldırıyorlardı. “Bizim yanımızdan geçince görür gibi oluyorlar,” diye düşündü içi cız ederek.
İnsanlar kendi aralarında sohbet ediyor, arada gülüşüyorlardı. Safer onlara doğru baktığında sessizleşiveriyorlardı. Bu bir tesadüf müydü? “Zaten bizi görmüyorlar, tesadüftür,” diye içinde geçirdi. Sonra Vahit amcayla birlikte başka bir çöpü karıştırırken çöplerin yan tarafında yerde eski püskü bir kitap gördü. Kitabın adını “İnsanlık” diye okudu. Epeydir okunmayan bir kitap olması yetmezmiş gibi bir de yere fırlatılıp atılmıştı. “Vah zavallı kitap sen de mi görünmezsin?” dedi. Kitabın yazarı olarak Vahit ismini görünce dikkatlice bir daha baktı. Vahit amcaya dönüp “Burada senin ismin yazıyor,” deyince yaşlı adam kitaba şöyle bir baktı. Yıllar öncesinde kalan hayatını ve ailesini hatırladı. Her şeyini kaybetmişti. Yitirdiklerini hatırlamak onu yaşlı bir ağacın devrilmesi gibi yıktı. O esnada kırışık elini yavaşça göğsüne götürdü. Kalbinin adımları yılların taşlarına çarpıp tökezliyordu. Sancı, hayatı taklit edercesine sırtına yumruk gibi vuruyordu. Safer kitaba bakmaya devam ederken o nefes nefese kalmış bir hâlde geriye doğru atılan bitkin vücudunu tutamayarak yere düştü. Safer onun fenalaştığını görünce “Yardım edin!” diye çaresizce bağırdı. Duyan olmayınca insanlara doğru korkuyla koştu. Giysilerine tutunup onların yaşlı adamı görmesi için uğraşıyordu ama sanki insanlar komadaydı. Ona doğru bakmıyorlardı. Geri dönüp Vahit amcaya baktı. Birkaç insan ona yardım etmeye çalışıyordu. Hatırladı birden: “Vicdanı yüreklerinde saklayanlar!” Vahit amca ona daha önce “Bizi sadece var olmadan öldüğümüzde görürler,” demişti. Hayır, ölmüş olamazdı. Ne yapacaktı sonra? Elindeki kitabı sıkı sıkı tutuyor, kalbine bastırıyordu. Bir yandan da sessizce ağlıyor, onu yine kimse görmüyordu. Sonunda bir kişi çocuğun ağlamasını fark etmiş ve ona yardım elini uzatmıştı. Yaşlı adamı alıp hemen en yakın hastaneye götürdüler.

Vahit amca ve Safer hastaneye götürülürlerken çöpün yanından geçen insanlar yapaylıktan inşa ettikleri kalp kalelerinde mutlu mesut olduklarına kendilerini inandırmış bir hâlde hızlı adımlarla yürümeye devam ettiler, gerçekten yaşadıklarını sanmaya da. Işıklarını istedikleri zaman yakabildikleri evlerine doğru koşuşturuyorlardı. Çünkü gizli maskelerini çıkarabildikleri tek yer orasıydı.

Safer gözlerinden kasvet damlatarak son nefesini verecekmiş gibi hırıldayan Vahit amcanın odasına girdi. “Vahit amca!” diye titrekçe seslendi. Herhangi bir dönüt alamadı. Sadece camın önünden bir kuş pır edip havalandı. Elindeki kitabı yaşlı adamın başucuna bıraktı. İçeri hemşire girdi, çocuğu öylece kalakalmış buldu. Ellerini şefkatle çocuğun omuzlarına koyup odadan çıkalım mı diyen gözlerle baktı. Sessizce odadan çıktılar. Kapı kapanırken belli belirsiz bir kuş gölgesi kitabın üzerine kondu. Vahit amca, bilinci derinliklerinden yüzeye çıkar çıkmaz gözlerini araladı. Yarı baygın bir hâlde etrafına bakındı. Gözlerine başucundaki kitap ilişti. O anda uzaklardan bir anı zihninde sisler içinde belirdi. Kitabı yazdığı hâli. Hayatı tepetaklak olmadan, ailesini kaybetmeden ve ona deli denilmeden öncesi. Şimdi ne değişmişti ki? “İnsanlık,” diye mırıldandı. Başka bir şey söylemeye gerek duymadı. Acısını dindirmesini umut ederek gözlerini geri kapadı.

Uğur Ünen

Benzer Konular
Tekrar Arama
Sabah Kahvesi