Yılmaz Güney’in hapisten kaçışı film oluyor / Heybet Akdoğan

SİNEMA

Yılmaz Güney’in hapisten kaçışı film oluyor  / Heybet Akdoğan
78 views

İlk olarak 1955 yılında amatör öykü yazıcılığına başladı. Dönemin dergileri arasında yer alan “Pazar Postası” ve “Yeni Ufuklar” dergilerinde öyküleri yayımlandı. Daha sonra şiirleriyle de sanat hayatına devam eden Yılmaz Güney, amatörce başladığı hikâye yazarlığı ve şiirleriyle birlikte, senaryo yazarlığına ve sinema oyunculuğuna kadar ilerledi.

Sinema yaşamını üç döneme sığdıran Yılmaz Güney, senaryoculuk, oyunculuk ve yönetmenlikle sinema dünyasına katkılarda bulundu. Ancak proleter sanatçımız Yılmaz Güney’in filmleri bir dönem sinema sektörünün merkezi olan İstanbul’un yalnızca kenar semtlerinde gösterime girebildi. O günlerin sinema patronları Güney’in filmlerine politik ön yargılarından ötürü karşıydılar. Yılmaz Güney’in filmleri, Beyoğlu sinemalarında oynatılmıyordu ve dolayısıyla geniş kesimler tarafından bilinmiyordu. “Boynun Bükük Öldüler” isimli romanıyla “Pütün” soyadını dergilerde bırakan sanatçımız, bu romanıyla birlikte artık Güney soyadıyla edebiyat ve sinema dünyamızda bilinir olmaya başladı.

Türkiye sanat tarihimizde çok yönlü bir sanatçı olarak bilinen Güney, çok yönlü sanatçı kişiliğiyle sosyal-siyasal çalkantılarımıza yaşamıyla, mücadelesiyle ve proleter sanatçı tutumuyla yol gösterici olmak için çaba sarf etti. Özellikle yakın tarihimizde Türk ve Kürt halkının feodal çelişkilerini herhangi bir kaygı taşımadan ve sloganik anlatım tarzından uzak durarak sanat aracılığıyla toplumla paylaştı. 1970’li yıllarda yönetmen, senarist ve yapımcı olarak ürettiği sinema eserleriyle, toplumcu- gerçekçi sanat anlayışında hem alternatif hem de muhalif bir çizginin gelişmesine öncülük etti. Bunun yanında Yeşilçam’da kökleşmiş olan kalıpları yıkmak için, Türkiye sinemasında sanat ve emek kavramlarının tartışılmasını sağlayarak, sinemadaki kast sisteminin yıkılması için sinema emekçilerine güç verdi.

Sinema dünyamızda “üçüncü sinema” akımını başlatan Yılmaz Güney, sermaye sinemasını ve ‘sanatın sadece sanat için yapılması gerektiğini’ savunan birinci ve ikinci kategoride yer alan sinema anlayışlarına yönelik, üçüncü sinema fikriyatını yani; sanatın sınıfsal bir sorumluluğu olduğunu destekleyen, sanatın bütün kollarında politik bir gizemin olduğuna dikkat çeken, bu uğurda sanat ve sinema felsefesinin Türkiye’de toplumsal bir taban bulması için bedeller ödedi. Yılmaz Güney için Sinematograf, kitleleri harekete geçiren bir üretim tekniğiydi. Sinemayı diğer sanatlarla kıyasladığımızda sinemanın sadece bir şeyi temsil etmekten ziyade, öteyi aşarak insan bilincinde şok algısı yaratması ve imgelerin dünyasıyla gerçeğin, bir topluma iletilmesi işlevini görmesi Güney’in sinemaya duyduğu ilginin özel bir nedeniydi. Türkiye’de devletin itibarını zedeler nedeniyle gösterime girmesi yasaklanan ve daha sonra Avrupa’ya kaçırılarak seyirciyle buluşturulan Güney’in “Umut” isimli filmi, sinemanın; dünyanın neresinde olursa olsun, toplum bilincinde şok etkisi sağlayan sanat gücü olduğunu ve sinemanın toplumsal iletişiminin engellenemeyeceğini o zaman bir kez daha kanıtlamıştı. Yılmaz Güney’in sanatsal faaliyetleri egemen güç yapılarına karşı belirli toplumsal (sınıfsal) ilkeleri esas alarak yapılmış estetik ve politik projelerdir. Türkiye’de ticari film endüstrisine ve baskın sinemasal formlara tepki olarak gelişen Güney’in filmleri, burjuvazinin değerler görüntüsünü çağrıştıran, klasik sinema yaklaşımlarına karşı, sinemadaki devrimci dönüşümün, dönüm noktası olarak gelişim göstermiştir. Güney’in sadece sinema alanında değil, edebiyat çalışmalarında da bu izlenimi somut bir şekilde gözlemlemekle birlikte, bütünsel bakımdan Yılmaz Güney’in sanat eserlerinde yer alan kahramanların ‘pasif izleyiciler ve okuyucular’ olduklarına tanıklık etmekteyiz.

Sanatın gücünün sınıfsal ve politik kökene bağlı olduğuna inanan Yılmaz Güney, toplumdaki her devinimi sanatsal etkinliklerle belirgin kılmaya çalıştı. İçinde yaşadığı toplumun çelişkilerini sınıfsal bakış açısıyla yorumlayan Yılmaz Güney, sanat aracılığıyla toplumsal bilgilenme sürecini eyleme geçirmeyi amaçlamıştı. Sanatı sonuçlar bakımından pratik bir alan olarak gören sanatçımız, her pratiğin belli bir sınıfın faydasına olacağını hesaba katarak sanat çalışmalarını sürdürdü. Sanatın sadece eğlence için haz nesnesi yapılmasını, sömürücü egemen sınıfa ait politik bir hedef olarak dile getiren Güney, sanatın bu yönüyle iktidarların meşruluğunu pekiştirdiğini, sömürücü politikaların haklılığını salık verdiğini, kitleleri ikna ettiğini, baskıya rıza ürettiğini ve manipüle gayesiyle yapıldığını iddia ederek, devrimci sanatı bir mücadele alanı olarak konumlandırıyordu. Bu nedenle sanatın sınıf mücadelesinden (politikadan) bağımsız olmasını zaten iktidarın politik bir hedefi olarak değerlendiriyordu. Çünkü “Çirkin Kral”a göre, sanatın özündeki sınıfsal bilgilendirme ülküsünün kabul edilmemesi, sanatı gerçek işlevinden saptırmaktı. Yılmaz Güney için sınıf kavramı sadece sosyolojik ve iktisadi bir ayrımdan ibret değildi. Zira ona göre, sanatın gerçek anlamına kavuşması sosyoloji ve iktisat kadar sanatı da, sınıfsal bilinçle geliştirmekti. Bununla birlikte egemenlerin baskılarına karşı, egemen sanata tepki anlamında, ezilenlerin direnişini ve ezilenlerin sanatını icra etmek, toplumu sınıfsal (politik) olarak hayata karşı yeniden özneleştirmekti. Sanat, proleter sanatçımız Yılmaz Güney’in gözünde bir bilgi biçimiydi ve devamlı bildirimlerde bulunurdu.

Sanatın mutlaka bir şeylere işaret etmesi, işaret ettiği şeylerin her halükârda toplumu muhatap alması; Yılmaz Güney’i, sanatın neye evrilmesi gerektiği konusunda mücadeleye sevk etmiştir. Sanat eserlerinin mutlaka bir şeyler sunduğunu ve sunulan şeylerin mutlaka bir sınıfı temsil ettiğini savunan sanatçımız, sanatın alımlayıcısına iletişim yoluyla sorumluluk verdiğini bütün sanatsal çalışmalarında dile getirmiştir. Kendisini proleter bir sanatçı olarak tanımlayan “Çirkin Kral,” devrimci bir sanatçı olarak üzerine düşen görevleri; kitlelerin sanat ve kültür ilişkilerinin düzeyini göz önüne alarak yerine getirmeye dikkat etti. Genel anlamda devrimci sanatı, ezilen halkların yeni bir toplumsal yapıya duyduğu özlemle temalaştıran ‘proleter sanatçımız,’ ezilen kesimlerin egemen sınıfa olan kinini, nefretini temel alarak olumlu ve olumsuz insan örneklerini karakterize ederek, proleter sanat için objektif konular ortaya koymaya özen gösterdi. Yaşadıklarıyla ve eserleriyle Türkiye’de ve dünyada unutulmayacak bir sanat ismi olan Yılmaz Güney, adına yazılan birçok kitabın yanısıra, artık kendisi için çekilecek bir filmle, sanat hayatımıza efsaneleşmiş hatırasıyla katkıda bulunacak. Sahip olduğu dünya görüşü nedeniyle sanatsal üretiminin en verimli yıllarını hapiste geçiren ve hapisten firar edişiyle; mücadele yıllarına önemli bir iz bırakan Yılmaz Güney’in hapisten kaçış süreci, yapımcılığını Kazım Çarman’ın üstlendiği ve yönetmenliğini ise, Cihan İnan’ın yapacağı bir filmle, sanat dünyamızda tekrar adından söz ettirecek. Yılmaz Güney’in firar öyküsünü anlatan filmin oyuncuları yerli ve yabancı oyunculardan seçilecek. Edi ve Bruno Hubschmid’in kaleminden beyaz perdemize kazandırılacak filmde Yılmaz Güney’in, Isparta yarı açık cezaevinde yatarken, Hubscmid’e gönderdiği mektubun ardından yaşananlar konu edilecek. Isparta cezaevinden Rodos adasına devamında İsviçre ve Fransa’ya kaçış hikâyesi senaryolaştırılmaya çalışılan Güney filmi, üçüncü sinemanın öncülerinden olan sanatçımızın, devrimci sanata adadığı bir ömre karşılık, az da olsa bir vefa anlamı taşıyacak. Sinemaya kazandırılacak olan bu filmi umarım izleyeceğimiz günler yakındır! ” Umut dışta değil, içtedir. Umut kendi halkımızdadır” diyen Yılmaz Güney’i sonsuz özlemimle anıyorum.

Heybet AKDOĞAN

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.