Uyan / Kübra Erbayrakçı

ÖYKÜ

Uyan / Kübra Erbayrakçı
Yayınlanma: Güncelleme: 232 views

Rüyalara inanırım. Hem de o kadar çok inanırım ki, bazen kendimi kaybettiğim zamanlarda olur. Mesela dün gece bir rüya gördüm. Sabah uyandığımda gözlerimden süzülen gülümseyi hala hatırlarım.

Gözleri hafiften çekik olan, arada bir de olsa gülümseyen, yanaklarına kondurduğu kırmızı lekeler arasında utangaç yüzlü, rakı sofrasında Arap Şükrü’nün darbukalı şarkılarında gözlerimin içine bakıp; rüyalara inanır mısın? sorusunu yöneltti. Sustum, kafam güzel olduğundan cevap vermek gelmedi içimden. Susmaya devam edince elini elimin üstüne koydu ve sessizce kahkaha atmaya başladı. Yine sustum.. Şarkının ağır melodisine bıraktım kendimi. Gözlerimden süzülen yaşları omzumun köşesine düşünce fark ettim; bir şeyler ters gidiyordu. Hep ters giderdi zaten. İçimde beslediğim acıları bir an gözlerimden akıtmaya başlayınca, karşımda oturmaya devam eden, beyaz peyniri ağzında büyütmeye çabalayan Ohannes’e doğru sert ama biraz da efkarlı bakış attım. Ve hıçkırarak ağladım.

Sorduğu soruyu tekrarladı Ohannes:
-Rüyalara inanır mısın?

Cevap vermek gelmedi içimden. Sağ elimi sağ cebime attım ve son bir dal kalan sigarama gitti elim. Dokundum ona. Cebimden çıkarıp ağzıma götürdüm. Elim çakmağa gitmediğinden sigarayı yakmadan içmeye koyuldum. Ohannes, önünde duran rakısını içmeye kaldığı yerden
devam ederken ben onu hayatımın merkezinde yer etmişim ya da etmemişim veya sevmişim olmadı sevmemişim, onun için bunun pek anlamı yoktu. Saçma sapan sorduğu soruları cevapsız bırakmayı sevdiğimden onunla sohbete girme havası içerisinde bulunmak ağır gelmeye başlamıştı son zamanları bana. Yan masadan bağıran delikanlıya gözüm ilişti aniden.

Sarı saçlı, mavi gözlü.. Bağıran ses tonunda içlik sezdiğim delikanlığa gözüm dalınca karşı masadan Ohannes’in rakıyı içtiği bardağı kırdığı sesi duyunca kendime geldim ve sorduğu soruya cevap vermek için önce esnedim sonra ağzımdan kelimeler dökülmeye koyuldu:

Rüyalara inanırım. Hem de o kadar çok inanırım ki, bazen kendimi kaybettiğim zamanlarda olur. Mesela dün gece bir rüya gördüm. Sabah uyandığımda gözlerimden süzülen gülümseyi hala hatırlarım. Onu gördüm. Hani korktuğun, beni bırakıp ona gider dediğin adamı gördüm. Çocukmuşuz.. Biz hiç çocuk olmadık. O, hep ciddiydi ve beni çok severdi.

Bir gün üniversite okumak için ayrıldı benden. Ellerini hatırlıyorum, kıpkırmızı ve soğuk. Gitti. Beni bıraktı. Rüyalara inanır mısın diye sorma bana. İnanırım. Öyle inanırım ki, rüyamda gördüğüm kişinin gerçekten gelmesini beklerim.
Ohannes söylediklerime karşılık vermeden masadan kalktı. Masada bir ben kaldım, bir de rüyam. Çınlayan sol kulağımın içinde Zeki Müren vardı bir de;

“Ah bu şarkıların gözü kör olsun”

Sol cebimden çakmağı çıkarıp ağzımda tuttuğum sigarayı yaktım. Derin bir iç çektikten sonra dumanı içime üfledim. Papyon takmış, yanarlı dönerli giysilerinin verdiği şıklıkla bana doğru gelen garsonu gördüğümde gözlerim şaşırmış halde, rüyada mıyım yoksa değil miyim diye derin düşüncelere daldım. Rüya değildi bu..

Karşımda çocukluğumdan gelmiş, üniversiteye gitmek için beni terk eden Ali duruyordu. Koca şaşkınlık içinde sigaramı söndürdüğüm gibi karşımda bana bakan Ali’nin gülümseyişinde kayboldum sanki. Gözlerim ellerine daldı. Yine eskisi gibi kıpkırmızı ve soğuk. Boyu uzamış, saçları kıvırcık. Biraz da yaşlanmış. Ohannes’in kalktığı sandalyeye doğru adım atarken gözü, gözümün içinde idi. Sandalyeye oturdu ve cebinden bir hışımla çıkardığı sigarasını yaktı. Sigaranın verdiği keyifle; “Özledim” dedi. Kokusunu, en çok kıskandığında bana olan tavrını özlediğim adam karşımda oturmuş benimle muhabbet havası içerisine girmişti. Uzunca sohbet ettim onunla. Üniversiteyi bitiremediğinden bahsetti biraz. Evlenmiş, boşanmış, ardında iki çocuk bırakmış. Oysa ki ben hiç evlenmedim. İki çocuğumda olmadı. Ohannes girdi hayatıma ve bir daha da çıkmadı.

Ali’nin gözünün içinde çocukluğumuzu gördüm. Biz çocuk olmamıştık. Biz ciddiydik. Evlenecek, iki çocuğumuz olacak ve o beni hep sevecekti.

“Çocuktuk biz o zamanlar” dedi Ali. Dinlemedim onu. Kulağım köşede çalgıcıların çaldığı şarkıya gitmişti. Biz çocuk olmamıştık. Çocuklar histerik duygularla sevebilir mi? Ohannes gitmişti. Kafamda bin tane soru vardı ve Ohannes gitmişti. Karşımda çocukluğumdan çıkıp gelen, tanımadığım bir yüz oturuyordu. Masadan kalktığım gibi koşmaya başladım. Hava hayli soğumuştu. Caddedeki arabalara daldı gözlerim. Beyaz, jip tarzındaki arabalara baktım uzun uzun. Bulamadım onu. Kaybettim..

Ohannes yanımda dürtüyordu beni:
“Uyan”

Gözlerimi açtığımda, yatak odasının parlayan ışığını gördüm. Sağ yanımda Ohannes, komidinin üzerinde duran fotoğraf albümü ve gülümseyen ben. Kapının ardından:

“Hadi anne kalk” diyen çocuklar. Biri kız, diğeri erkek. Ali rüyamda kalmıştı. Bunu fark ettiğimde uzunca iç çektim ve yanımda duran Ohannes’e kısa bakış atıp: “Rüyalara inanmam” diye söylendiğimde Ohannes gülümseyip yanağıma kondurduğu öpücüğün ardından banyoya
doğru yol aldı.

Kübra Erbayrakçı

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.