Saat Tamircisi / Yakup Yaşar

ÖYKÜ

Saat Tamircisi / Yakup Yaşar
Yayınlanma: Güncelleme: 771 views

Yazmaya mesafe koyduğum zamanlardı. Kaleme dokunmayan ellerim sızlarken… İçimden yazmayı tetikleyen bir istek uyanmadı nedense.

Hiçbir sözcük değmedi yazmaya ilham veren yerine bilincimin. Düşünmek… Sorgulamak… Yazmak… Hiç kimseye ulaşmayan sözcükler yığmak bir yere. Temiz bir sayfayı kirletmek değil mi?

Masada üzerine işlenmesini bekleyen harflere özlem biriktiren bir kâğıt ve ona dokunmaya istekli kalemim… Ve benim büyük isteksizliğim…

Masanın sağ alt köşesindeki çekmeceyi çekip içindekileri kurcaladım. Bir saat ilişti gözüme. Güzel öyküler yazmama ilham veren kadının hediyesi. Durmuş halde.

Dışarı çıkıp hava almama bir gerekçe bulmuştum sanki. Saati evimin az uzağındaki bir saatçiye götürdüm. Küçük bir dükkân. Duvarda çeşit çeşit saatler asılı. Saat tamircisinin vakur hali… Ve gözlerinde beni kendisine çeken ustaca bakışlar…

Saati uzattım. Mercekli gözlüğünü takıp saatin arka kapağını açarken benimle sohbet etmeye meyilli biçimde sorular sıraladı. Ben de cevapladım. Saatin uzun süredir bozuk halde bekletildiğini vurguladıktan sonra tamir ettirme gerekçemi öğrenmek istedi. Anlattım. Saatten bağımsız bir bahaneyle dışarı çıkmaya muhtaç halimden bahsettim. Sonra konu yazarlığıma geldi. Neden yazmayla arama mesafe koyduğumu sordu. Hiç tanımadığım birine rahatça anlattım içimden geçenleri. Sadece yazdığım için silahla insan katledenlerle benzer ithamlara maruz kalmanın çok ağırıma gittiğinden bahsettim. Hatta insan öldürmek yazmaktan daha masum görülüyor nedense diye garipsediğimi belirttim.
___ Birileri seni düşman bellediyse iyi yazıyorsun demektir.
___ Nasıl yani?
___ Yazarın kalitesi okur sayısında değil metnine malzeme ettiklerinde uyandırdığı korkuyla ilintilidir.
___ (Gülümsedi) Yapmayın Allah aşkına! Benden neden korksunlar. Tek sermayem kalemim…
___ Değil! Tek sermayen kalemin değil.
___ Ne peki?
___ Gücün!
___ Gücüm mü?
___ Evet. İnsanları uyandırma gücün. Gözleri açık uyuyanları ancak iyi bir yazar uyandırabilir. Ve muktedirler uyanık insanları sevmez. Sen onların sevmediği şeyi yapıyorsun. Bu onlar için çok tehlikeli. Çünkü gaflet uykusundan bir kere uyanan birini bir daha hiç kimse uyutamaz. Uyanan insan mırıldanmaya başlar. Sonra sorgular. Sorgulayan insan bir yanılsamanın peşine takılmaz. Sen yazdıklarınla, insanların gözünde devasa bir varoluş elde eden birinin aslında öyle olmadığı gerçeğine uyandırıyorsun onları. Hiçbir güç sevici, başka insanların gözünde beslediği yansımasının yara almasını kaldıramaz. Bu onu silahla vurmaktan daha kötü yaralar. Ve o yara hiç kapanmaz.
___ Abartıyorsunuz bence. Yazarlığa fazla anlam yüklüyorsunuz. Yazmak çaresizce feryat etmek sadece. Bir uçurumun kenarında boşluğa bağırmak gibi… Hiçbir yere değmeyen sözleri kimsenin duymadığı gürültüye hapsetmekten başka bir şey değil.
___Yazdıklarının dönüştürdüğü insanları görseydin böyle konuşmazdın.
___ Görmemem yeterli bir delil değil mi sizce?
___ Değil! Dönüşüm topyekûn bir cümleyle olmaz evet; ama her dönüşüm bir cümleyle başlar. Yazılarında yer alan hangi cümlenin hangi kalpte nasıl bir dönüşümün fitilini ateşlediğini göremezsin.
___ Bilmiyorum. Gene de abartılı buldum az önceki sözlerinizi. Yazar, bir kahraman değildir. Kendi hayal dünyasında sahte kahramanlar kurgulayan bir taklitçidir sadece. Aynaya baktığımda bozulan saatini tamir edemeyen aciz bir varlık görüyorum. Saatini tamir edemeyen birinden toplumu dönüştüren bir kahraman çıkarmak rüyanda denize düşüp yalana sarılmaya benzer. Yazar iyi bir yalan söyleyicidir. Bu kadar! Bundan ötesi gerçeğe ihanet etmek olur.
___  (Gülümsedi) Sen şimdi bu sözlerinle saat tamir etmenin küçümsenecek bir meziyet olduğunu mu ima ettin? Hatta belki sana göre bir meziyet bile değil.
___ Estağfurullah. Öyle demek istemedim. Bozulan saatimi tamir edemememe vurgu yaptım yalnızca. Bence siz yazarlığımı fazla büyüttünüz.
___ Senin yazarlığın, insanları uykuya itenlerin inşa ettiği duvarlara balyoz indirdiği için kıymetli. Halihazırda herkesin uyanık olduğu ve sorguladığı bir toplumda yaşıyor olsaydın ve yazarlıkla uğraşsaydın seni aynı sözlerle övmezdim doğrusu. Eğer ben de zamanı dondurmaya çalışan birinin saatleri bozarak insanları zamanı durdurduğuna inandırdığı bir yerde saat tamircisi olsaydım benim yaptığım iş çok kıymetli olurdu. Senin şimdi uğradığın zorbalığa o zaman ben uğrardım.
___ “Yazmak zamanı dondurmaktır.” derdi hocam.
___ (Saati uzattı) Buyur. Artık çalışıyor.
___ Teşekkür ederim. Borcum?
___ Borcun yazmak. Daha iyi yazmak için zaman ayırmak. Bu saate bakarak hangi zamanı dondurmak istiyorsan onun için yaz. Yazmaya devam et. Yazmak güzeldir. Uçurumun kenarında bağırmak susmaktan daha erdemlidir. Susmayı istemediğin bir konuda hele hiç susma. Bak şu duvardaki saatlere. Seslerine… Tik tak… Tik tak… Saat bozulduğunda susar. Saatler susmasın diye uğraş veriyorum yıllardır. Bu tik tak sesleri çoğu insana anlamsız gelir; ama bana yaşamı hatırlatır. Her biri… Susmak ölmektir. Susma sakın!
___ (Yutkundu). Peki! Ama siz de yazdıklarımı okuyacaksınız. Hatta eve gider gitmez akşam yemeğinden sonra ilk işiniz daha önce yazdıklarımı okumak olacak. Tamam mı?
___ (Gülümser) Söz veremem.
___ Neden?
___ Çok yorgunum. Uyumak istiyorum. Okursam gece sabaha kadar uyuyamam. Fakat yarın akşam okurum. Ertesi gün Pazar. Okurken zamanın bir yerinde uykuya yenik düşerim.
___ Tamam. Saati mi tamir ettiniz beni mi anlamadım. Fakat çok teşekkür ederim. Görüşmek üzere!
___ Görüşmek üzere!

Daha önce hiç dikkat etmediğim tik tak sesleri duvarlara çarparken… Masanın bir köşesinde sabitli kol saatime ilişti gözlerim.

Sessizliği sahneye çağırdığı zaman diliminde gecenin, çok sevdiğim mum ışığında yazmaya koyuldum.

Bilinç sahneme uğrayanlar bir bir dökülürken kalemimden… Suskunun hapishanesine mahkûm olmaya meyilli yazarlığımla yeniden tanışmış gibi heyecanlıydım.

“Derin uyuyanlar içerisinde bir kişinin dahi uyanmasına vesile olacak mı bu yazdıklarım?” sorusu eski gücünü yitirmiş bir ses gibi cılız ve tesirsiz yankılanırken zihnimde…

Düş sahnemde açılan kapıdan dışarı çıktım. Bir adım attım. Yalnızca bir adım… Yalnız birinin ikinci adıma yeltenmekten çekindiği uçurumun kenarında… Gözlerimi yumdum ve son ses “Uyanın artık. Sizler uyurken biz ölüyoruz. N’olur uyanın artık!” diye bağırdım. Sonra da uyuyakaldım… Masamda… Sessizce…

Not: Bu öykü dünya edebiyatına yazarlığıyla yön vermiş usta kalemlerden George Orwell ve bir saat tamircisi arasında geçen hayal ürünü bir metindir. Günümüzle uzaktan yakından ilgisi yoktur. İlgili metni günümüzle ilişkilendiren kişi kendi zihin dünyasında özgürlükler diyarı bu toprakları lekelemek suretiyle gaflet, dalalet, husumet ve dahi hıyanet içerisindedir. Bu yazıdan böyle bir anlam çıkaran her kimse onun yargılanması gerekir benim değil.

Yakup Yaşar

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.