LA JOCONDE / İlker Mutlu

“Mona Lisa (La Gioconda veya La Joconde olarak da bilinir), İtalya’nın Floransa şehrindeki Rönesans sırasında Leonardo da Vinci tarafından kavak bir pano üzerine Sfumato tekniği ile resmedilmiş 16. yüzyıl yağlı boya portresidir…

LA JOCONDE / İlker Mutlu
176 views

“Mona Lisa (La Gioconda veya La Joconde olarak da bilinir), İtalya’nın Floransa şehrindeki Rönesans sırasında Leonardo da Vinci tarafından kavak bir pano üzerine Sfumato tekniği ile resmedilmiş 16. yüzyıl yağlı boya portresidir. Resim hâlen Paris’teki Louvre Müzesi’nde Francesco del Giocondo’nun karısı, Lisa Gherardini Portresi başlığı altında sergilenmektedir.”

Böyle dedi eşim turun üçüncü gününde telefonun internetinden aldığı bilgiyi aktararak. Benelux turu olarak satın aldığımız, beş ayrı ülkeden oluşan, on gün sürecek, ama daha üçüncü gününde hayli yorulduğumuz bir gezi programına dahildik. Paketteki çizelgeyi neredeyse hiç aşmıyordu mihmandarımız, ama görülecek yer de bir hayli fazlaydı ve resmen oradan oraya koşturuyorduk.

Otelin arka bahçesine kahvaltı yapmaya indiğimizde güneşli bir güne uyandığımızı fark ettim. Gökte bir bulut parçası dahi yoktu, masmaviydi ve güneş insanın sırtında daha o saattlerde kendini belli ediyordu.
“Mona Lisa’yı görecek miyiz?” diye sordu mihmandara eşim.
“Louvre programımızda yok aslında. Çok büyük bir müze orası. Paris turuna dahil edebiliyoruz sadece.”

Sohbeti duyan turun diğer üyeleri de masaya yanaştılar ve Louvre’u görüp göremeyeceğimizi sormaya başladılar. Halbuki haftalık program herkesin elindeydi ve evet, Louvre yoktu listede.
“Tamam, tamam,” dedi sonunda patlayarak mihmandar. “Programda 20 dakikalık bir boşluk yaratabilirim. Ama hepsi o kadar.”

Sonraki itirazları, talepleri duymazdan gelerek sakince kahvaltısını bitirdi adam.
Eiffel Kulesi, Champ Elyses Bulvarı, birtakım saraylar falan derken bir anda otobüs durdu ve mihmandar yolcularına dönerek net bir dille şöyle dedi:
“Yirmi dakikanız var. Sizi bilet kuyruğuna bırakacağım ve yirmi dakika sonra otobüsü kaldıracağım. En fazla beş dakika daha bekleyebilirim sizi.”
Böyle dedi ve indi, hızlı adımlarla kapıya doğru ilerlemeye başladı. Bir anlık tereddüt sonrası tüm otobüs peşindeydik.

Louvre’a girip bilet kuyruğunu gördüğümüzde aklımız başımızdan gitmişti. Bir süre mihmandar da başımızda bekledi. Sıra milim milim ilerliyordu. Nihayet yanımızdan geçen (o sırada ekibi kontrol etmekteydi) mihmandarı yakaladım.
“Bu şekilde beklersek yirmi dakikaya sıra bile gelmez! Ne yapacağız?”
Mihmandar sağına soluna bakındı ve ardından işaret etti bize.
“Gelin benimle.”
Derhal onun ardına düştük eşimle. Adam kapıya gitti ve biriyle yaptığı bir iki dakikalık bir konuşmanın ardından elinde biletlerle geri geldi.
“Biletleriniz burada. Bir hedef belirleyin. Girin görün ve zamanında otobüsteki yerinizde olun, Tamam mı? Evet, hedef?”

Birbirimize baktık eşimle ve aynı anda “Mona Lisa!” dedik.
Ellerini beline dayayıp düşündü bir an ve sonra soluğunu boşaltıverdi adam.
“İçeriye girer girmez bulduğunuz ilk çekik gözlüyü takip edin. Sizi direkt Mona Lisa’ya götürecektir.”
Nihayet içerideydik ve o devasa yapı bizi hayrete düşürmüştü. Heykeller, duvardan duvara resimler, insan, insan ve insan… Eşimin kolumdan çekiştirmesiyle kendime geldim. Bana bir Japonu (ya da bir Koreliydi, bilemiyorum) işaret ediyordu. Kalabalıkta yitmemek için ellerimizi sıkıca tuttuk ve çekik gözün ardına düştük. Koridorlardan geçiyorduk, heykeller ve resimlerle dolu koridorlardan ve birine bile durup bakmaya zamanımız yoktu. İnsanlık tarihinin belki de bir daha görme fırsatı bulamayacağımız eserleri, hızla akıtılan bir film şeridi gibi akıp gidiyordu gözümüzün önünde. Nihayet durdu Japon ve biz de durduk. Hemen önümüzde yığınla çekik gözlü turist vardı Mona Lisa ile aramızda. Sağdan soldan geçmek mümkün değildi. Biz de Türk işi yarma harekatına giriştik mecburen. Zorlu bir ilerleyiş sonrası, nihayet Mona Lisa ile aramızda üç sıra vardı, ama iyi kötü görüyorduk onu. Eşime döndüm ve onun da benim gibi bir parça hayal kırıklığına tutulduğunu gördüm. Gerçekten de Mona Lisa o Mona Lisa’ydı, evet, lakin daha büyük bir kanvas geçiyordu insanın aklından. Oysa karşımızdaki seksene elli santim falan olmalıydı.
“E?” dedim. “Gördük.”
Saatime baktım ve otobüste olmak için beş dakikamız kaldığını fark ettim. O yirmi dakikayı filmlerde, dergilerde, televizyonda, internette çoktan defalarca görmüş olduğumuz bir resim için harcamıştık!

Ele ele tutuşup yine, aynı koridorları dolanarak çıkışı bulma çabasına düştük. Raphael’in “Şeytanla Savaşan Mikail”inin, David’in “Horas Kardeşlerin Yemini”nin, Delacroix!in “Halka Yol Gösteren Özgürlük”ünün yanından geçtik belki onlar olduğunun farkına bile varmaksızın ve koca müzede hala gezilecek Mısır, Yakın Doğu, Roma, İslam eserleri, nice baskılar, rölyefler ve bezem eşyaları vardı.

Mona Lisa ayartmıştı bizi ve güneş tam tepedeydi artık. Sıcaktan eriyorduk ve otobüste su iki euroydu!

İlker Mutlu

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.