Kaçış / Heybet Akdoğan

Son tren dağların zorlu yollarını aşarak istasyona yanaştı. Vakit gün bitimiydi. Yaklaşan akşamın rengi koyu gölgeler oluşturarak kendini belli ediyordu. Unutmuş muydu? Küsmeden kalbine soracaktı. Güneşin siyah tüllere bürünüşünü, sokakların..

Kaçış / Heybet Akdoğan
Yayınlanma: Güncelleme: 170 views

Son tren dağların zorlu yollarını aşarak istasyona yanaştı. Vakit gün bitimiydi. Yaklaşan akşamın rengi koyu gölgeler oluşturarak kendini belli ediyordu.

Unutmuş muydu?

Küsmeden kalbine soracaktı. Güneşin siyah tüllere bürünüşünü, sokakların sessizliğe çekileceğini bir bir imleyecekti.

Zamana ne kadar tutkun olduğunu her anı becerebildiği kadar gözlemleyerek kendisine ispat etmek istiyordu.

Gökyüzüne baktığında gözlerini görebilmeliydi.

Hâlâ tuhaf bulduğu şey; insanları cüsseleriyle ve renkleriyle algılıyor oluşuydu. Belki de bu yüzdendi bu uzun tren yolculuğu ve istasyona varışı. Belki de kendinden kaçarken uğradığı sadece başka bir mekândı.

Kimi görse bu; o değil diyordu! O böyle zevksiz olamaz, o böyle bakımsız olamaz..!

Herkesin bir elbisenin yakasından boyunları dışarı çıkmıştı ama hiçbiri o değildi. Bir an kendine gelir gibi oldu. Ve bir kaplumbağanın yol alışına daldı. Kaplumbağa ağır ağır ilerliyor. Sanki birini bekler gibi kararsızca yürüyor. Belki bu yüzdendir yavaş yürüyüşü diyerek; kaplumbağanın yaratılışını unutmuştu.

Akşam ilerliyor. Kaplumbağa ona zamanın görünüşte yavaş ama aslında ne kadar hızlı ilerlediğini; bir yerlere takılıp kalan aklının durgunluğuyla ona ispatlama çalışıyordu.

Az da olsa farkına vardı. Hüzünlü bir gülümseme belirdi yüzünde. Pembe ve kuru dudaklarını ıslattı. Elini önce kalbine sonra dudaklarına götürdü. Bu ona göre; ” seni seviyorum” demekti. Kuşkuyu kalbinden silmekti. Umudun varlığını içine akıtmaktı!

Varlığını yanında duyuyordu. Yıllar geçse de böyle alışmıştı yalnızlığına. Usulca kaldırdı gözkapaklarını. Siyah güller miydi tren raylarının üstünde gördüğü? Dokunsa demirden raylar haykıracak gibiydi.

Ellerini sıkıyor. Parmaklarının çekildiğini hissediyordu.

Az önce buradaydı kaplumbağa dedi! Zaman nasılda hızlıca akıyor diye farkına vardı. Göğsünü yırtarcasına bağırmak istedi. Bağırsa kim duyabilirdi ki sesini kendisinden başka.

Trenden birlikte indiği yolcular çoktan evlerine varmıştı. İstasyona gelecek son trendeydi. İstasyon onun gibi yapayalnızdı. Bir an irkildi. Yüzü sırılsıklamdı. Özleminde demlenmiş bir şarkıyı mırıldandı. Onu yalnızca akşam dinliyordu. Bir daha tren gelir miydi diye telaşlandı. Sonra kendi kendine; gideceğim her yere yüreğimi de birlikte götüreceğim dedi.

Heybet Akdoğan

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.