Hayal Ötesinde / Kübra Erbayrakçı

Rüzgarın esişinde, deniz kenarında mavi gökyüzünü seyrederken düştü aklıma birden sana olan derin sevgim. Sonra, beni kötü hatırlayışını hissettim kalbimin derin kuytusunda. Nefretle bakan gözlerinde anlamıştım, beni sevmediğini.. Kıvırcık saçlarında..

Hayal Ötesinde / Kübra Erbayrakçı
309 views

Rüzgarın esişinde, deniz kenarında mavi gökyüzünü seyrederken düştü aklıma birden sana olan derin sevgim. Sonra, beni kötü hatırlayışını hissettim kalbimin derin kuytusunda. Nefretle bakan gözlerinde anlamıştım, beni sevmediğini.. Kıvırcık saçlarında fark ettiğim beyazlarda, bana ait olan izleri gördüğüm zaman; “Gelecekten Korkmuyor Musun?” diye sorduğun sorunun içinde kaybolduğumu fark ettiğimde cevap vermek gelmedi içimden. Sen yoksun ya hayatımda, ne gelecek var olacak ne de korkum.

Bugün Bişkek’te havanın soğuğunu aldırış etmediğim bilmem kaç vakitlerinde, gözlerim kapalı bir şeyler düşünmeye çabalarken, gözümün önünde öylesine bana bakan resmi görünce, gülmek istedim biraz. Gözlerimden akan yaşlar, yeni giydiğim taytın kirli tarafına düştü, hüzünlendim. Bedenimi sarmaladığın, uykumun yarım kalan kısmını senle tamamladığım bir güne uyanmak istesem de; yalnız, bilmediğim hatta tanımadığım bir milletin içinde, çekik gözleri olan benzer insanlara baktım. Onlarda seni aradım. Hiçbir yerde olmayışın yüreğimi yaksa da biliyordum ki, elbet bir gün çıkacaktın karşıma.. Bu yüzden gelmiştim, bilinmez diyara. Bişkek görünmez bir yerdi. En yakın arkadaşın Ohannes’in bana haber verişiyle ardından koştum. Geldim buraya. Söylenene göre bir göl varmış burada. Kışın donmayan, yazın ise hiç sıcak olmayan bir göl. Orada olduğunu duydum seni tanıyanlardan, geldim buraya. Kimi zaman kokunu duyumsadım. Parfüm sıkmayı severdin. Hiç değişmeyen pahalı kokunun kokusunu almak, beni geçmişe götürse de, seni bulmama az kalmıştı, hissediyordum. Sormam gereken tek bir soru için buraya gelmiştim, senin peşinden. Ohannes demişti bana; “Bişkek’e gidecek” diye, sonra atladım uçağa, geldim buraya.

Kokun vardı, hatta sesin vardı. Kulaklarımda çınlayan bir ses… Bir gece saat epey geç olduğu vakitlerde çıktım dışarıya. Kar yağıyor, hava buz gibi denecek kadar soğuk. Cebimden senin bana hediye olarak verdiğin çakmağı çıkarıp elimde tuttuğum sigarayı yaktım bir güzel. Sigaranın dumanını içime çekerken, anılar geldi hatırıma. Kavgalar.. Ne çok kavga ederdik biz. Bunları düşünürken başımı sağa doğru çevirdiğimde seni gördüm. İşte, orada. Cengiz Aytmatov heykelinin tam önünde durmuş, yanında olan Rus bir kadınla konuşurken.. Sesim çıkmadı. Gözlerim şaşkın, nefesim kesilmiş, yüreğimin acısını hissederken, bağırmak geldi içimden. Sustum. Kelimeleri boğazıma gömüp, olduğum yerde durmaya devam ederken, sigaradan çıkardığım dumanın karartısıyla içimde kalan soruyu sormak istercesine sana doğru yürüdüm. Yerlerde beyaz görünümlü karlara basıp, “cik cik” sesinde koşmaya başlarken tam senin bulunduğun yerde durup sana uzunca süre baktıktan sonra; “Merhaba” diyebildim. Şaşırdın beni görünce. Sustun bir süre ve ne işin var burada? dercesine gözlerinin maviliğiyle bakakaldın bana. O gün ne sorular soruldu ne de cevaplar alındı. Apar topar bavulumu topladığım gibi havalimanına gidip ilk uçakla İstanbul’a uçmayı planladım. Olmadı, gidemedim. Olduğum yere çömeldim, üzgündüm en çok da sensiz.. Yaşlı bir kadının elime dokunmasıyla kendime geldiğimde, uzun süredir sakladığım sırrı kalbimden çıkardıktan sonra çantamda duran, izinli olan silahımı düşünerekten gerisin geri dönüp seni buldum, gölün çamlık tarafında.. Yanında yine Rus bir kadın.. Nefret ettim senden biliyor musun? En çok da tiksindim. Sevmiştin değil mi beni? Ben seni sevmedim ama.. Ne kokunu, ne de kıvırcık saçlarını. Elim birden karnıma gitti. Karnımda taşıdığım bir hayatı söylemek için geldiğim bu topraklarda, elimde silahla ona doğru baktım uzunca. Korktu. Panikledi ve terlemeye başladı. Yanında duran sarışın kadın çoktan terk etmişti onu. Bense onunla aynı havayı solurken; “Gelecekten Korkmuyor Musun?” diye sordum. Cevap vermedi. Belli ki korkuyordu ölmekten. Bense katil olmaktan. Elimde tuttuğum silahı yere bırakırken, hamile olduğumu söyledim ona. Güldü, hatta bir ara halay etti benimle.

“Sen benim hiçbir şeyimsin” dediği zaman duraksadım. Biz sevgili değildik değil mi? Sevmiştim ben onu. Karnımda taşıdığım belli ki bir çocuk değildi.. Histi beni buraya getiren, biraz da sevgi ve nefret duygusunun karışımı. Ayaklarımı sürüye sürüye yola koyuldum. Geri döndüm evime. Kapımı açtım, içeri girecekken annemi gördüm uzak köşede, yanında birisiyle bana doğru geliyordu. Telaşlı haliyle; “ilaçlarını almadın değil mi? diye sorduğunda duraksadım. Uzun yoldan geldiğimi anlamış olsa da; ilk sorduğu şey, ilaçlarım olmuştu. Hayaller görmek, gerçekleri görmekten daha çekici gelmişti. Annem başımda durmaya devam edince sorusuna;

“HAYIR” yanıtını verince, kızdı. Kolumdan tutarak içeriye sürükledi beni. Zorla ağzımı açtı ve rengarenk olan ilaçları yuvarladı. Ne Bişkek gerçekti ne de o. Bir de Ohannes vardı hikayemde. Görünmez kahraman. O da yalanmış, öyle dedi annemin yanındaki psikiyatrist.. O zaman ben kimi sevdim? Kimden hamile kaldım? Kafamdaki binlerce sorunun içinde benim gerçeğim yatıyordu. Çocukluğumdan başlayan ve bugüne gelen çok fazla gerçek kafamın içini kemirirken, bende hayal olan her şeyi düşünmeye devam ettim çaresiz ve mutlu.

Kübra Erbayrakçı

[button url=”https://www.besincisanat.com/category/kubra-erbayrakci/” target=”true” text=”Yazarın diğer yazıları için tıklayınız… ” class=”mavi” size=”small”]

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.