FELSEFE
İnsanlığın yerküre üzerinde uygarlığını inşa etmesinden bu yana çağlar geçti. Her coğrafyadaki toplumların kendine göre bir kültürü, yaşam tarzı, sosyal ilişkileri var. İnsanların iyi bir hayat kurmak için bilgiye, akla, tekniğe ihtiyaçları bulunmaktadır. İnsanın yaşadığı dünyayı, hayatı iyi anlayabilmesi için hem kendini hem doğayı iyi tanıması gerekir. Yani hayatın, yaşamın anlamı, neliği sorgulanır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği zihinsel aktivasyonudur. Bunun sayesinde bir düzen kurar, kendini geliştirir. Bir bakıma doğanın getirdiği sınırlamalara meydan okur, hatta onu aşar. Doğasal süreçlerin olumsuz yanlarından kendini korumasını bilir. Dünyada toplumlar geliştikçe anlama ve sorgulama ihtiyacı daha çok artmıştır. Eğer bu sorgulama ve anlamayı gerçekleştirmiyorsa yalnızca doğasal bir varlık olarak kalır, biyomekanik olarak yaşantısını sürdürür.
Filozoflar insanın yaşam ve dünyayla baş başa kaldıkları sorunları çözecek anahtarı verirler. Doğa bilimleri nesneleri anlamaya ve tanımaya yardım eder ama iş anlamlandırmaya geldi mi bunu ancak felsefe, filozof yapar. Anlamlandırma ihtiyacı insanın hayatla olan ilişkilerinde daha belirgin hale gelmeye başlar. Filozoflar ilk önce, ilkçağlarda phusis’i yani doğayı, fiziği anlamaya çalıştılar. Doğa bilgisini çözdükçe ortaya biz kimiz sorusu çıkmaya başladı. Çünkü sonuçta anlamaya çalışan insandı. Peki, insan nasıl anlıyordu, bilgiyi nasıl kullanıyordu, sorusunun cevapları üzerinde durdu. Ücretli olarak ders veren sofistler malzemelerinin kaynağı insan olunca bu sorulara daha ağırlık verdiler ve yanıtlar bulmaya çalıştılar. Sokrates bilginin kaynağının insanda olduğu tezini işledi. Bilgi insanda potansiyel olarak vardı ama mesele onu çıkarıp kullanabilme becerisindeydi. Tabii bilgi sorunu günümüzde de çok önemli. Web sitelerinden aradığımız bir bilgiye ulaşabiliyoruz. Bazen yeterli bazen yetersiz olabiliyor. Bütün uzmanlık alanlarındaki bilgiler adeta bu web havuzunda toplanmış durumda. Onları bulup kullanabilmek için de temel bilgilere, mantığa ve bir donanıma ihtiyaç olduğundan hiç şüphe yok. Eğer bunlar yoksa o web havuzundan verimli bir şeyler çıkarmak mümkün değil. Yani yine kişinin kendini öncelikle temellendirmesi, eğitmesi, okuması, öğrenmesi gerekiyor. Bu nedenle kitaplar her zaman için önemli. Web’de karşılaşılan bir bilginin niteliği, yeterliliği, doğruluğu hususunda karar verebilmek için iyi bir donanıma, altyapıya sahip olmak şart. İnsanın her uzmanlık alanında o kadar bilgi sahip olması mümkün değil. Zaten gerekmez de. Önemli olan karşılaşılan bilgiyi çözebilecek bir temele ve yönteme sahip olmasıdır. Felsefi yöntemler, mantık, metot bu alandaki boşluğu doldurmaktadır. Çünkü felsefe zaten epistemoloji, mantık, metot sorunları üzerinde gerekli materyalleri sağlar. Felsefeyi bilmek birçok alandaki konuya daha iyi hâkim olmayı getirir. Günümüzde bu durum daha da önem kazanmıştır. Çünkü bilgi artık belli gurupların tekelinde kalan bir şey olmaktan çıkıp iletişim ağlarıyla globalleşmiş, ona ulaşmak daha kolay hale gelmiştir. Günümüz filozofu bu bilgi denizine çabuk ve kolayca dalıp daha net sonuçlar çıkarabilir. Pratik yaşamda da karşılaşılan sorunlarda filozof doğru rotayı bulabilecektir.
Avrupa ve İngiltere’de toplumsal gelişmelerde filozoflar önemli roller oynadılar. Birçok akım toplumun hareket, aydınlanma, eylem rollerindeki ihtiyaçlarına yönelik öğreti ve tezler ortaya çıkardı. Ampirizm, rasyonalizm, usçuluk, idealizm, aydınlanmacılık, materyalizm bu akımlardandır.
Avrupa birinci ve ikinci dünya savaşlarının çıkış yeri olarak yaşadığı birçok olumsuz tecrübelerden çıkardığı dersler sonucu nispeten adil bir düzene, sosyal devlete yöneldi. Din ve devlet işlerini birbirinden ayırdı, ekonomide gelir adaleti, insan hakları, yasal güvenceler gibi konular öne çıktı. Çevre ülkelerden de işgücü ve göç aldı. Tabii oranın da sorgulanacak olumsuz tarafları, sorunları vardır. Bazı doğu ülkeleri de sosyalist devrimler yoluyla kendilerine bir yol çizdiler. İslam gelenekli ülkeleri ise geleneksel yollarından ayrılmak istemedi, din ve devlet, politika işleri birbirinden ayırılmadı, toplumun sekülerleşmesinin önüne geçildi, milliyetçilik bir siyasi rant ve manipülasyon gücü haline geldi. Bu durumlar hayatın her alanına yansıyarak sorunların kronikleşmesine yol açtı. Bu coğrafyalarda kronikleşen rejimler kendilerine yer bulup korku ve baskı iklimi estirildi.
Aradan geçen uzun süreçlere baktığımızda bu ülkeler globalleşen dünyada olduğu yerde sayan, toplumsal rasyonaliteyi dumura uğratan bir rol oynadı. Global dünyanın küçük bir pazarı haline getirildi. Rasyonalitesi çöken bir toplumda sorunun kaynağı yine aynı hastalığın üzerinde tekrarlanmış oluyor.
Rasyonalitenin çöküşü ortaya kronik rejimleri çıkarmada, onları besleyip büyültmektedir. Yirmi birinci yüzyılda yaşansa da bu ülkeler için ortaçağ rejimleri sürüyor gibi. Kronik rejimler insanları inanç ve güdüleriyle köleleştirip onları kendi karanlık dünyalarının zulmü altında tutabiliyor. Teknolojiyi de bu amaçlar doğrultusunda kullanmak istiyorlar. Üstelik bu yakın coğrafyaların birbirleri üzerinde bir etkiye sahip olmaları kısır döngüyü sürdürür nitelikte. Değişmek, dönüşmek uygar bir cesareti, özgürlükçü bir aklın yolunu kullanmayı gerektirir. Bunun önce akıl, düşünce ve zihinde başarılması gerektiği çok açıktır. İnsan düşünen, aydınlık bir varlık olarak kalmak istiyorsa köhnemiş kalelerin en önce orada yıkılması lazım. Bunun için de aklı, sanatı, bilimi birbirine karşıt yerlere koymadan geliştirmek önemlidir.
Fatih Oto
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Teşekkür ederim güzel bir yazıydı.