Dilara / Heybet Akdoğan

ÖYKÜ

Dilara / Heybet Akdoğan
93 views

Yürüyor muydu, yoksa ıssız kaldırımlara arkadaşlık mı ediyordu? Suskun bakışlarla etrafına bakınıyordu. Gün, ortada onunla dolanıyordu. Penceresi açık evlerde sanki kimseler yaşamıyordu. Herkes kendi evinde birer gurbetti. Her taraf gözleri gibi sessizdi. Sokağın sessizliğini bozan, yere düşen sonbahar yapraklarıydı. İnsanlardan o kadar soyutlamıştı ki kendisini, dalına veda eden yaprağın ağlayışını hissedebiliyordu. Bir anlığına durdu. Çaresizce bir bekleyiş miydi bu duraksaması? Neden durduğunu dahi anlamak istiyordu. Kendini bildi bileli, her şeyi anlayıp çözümlemekle geçmişti yılları. Hiç aklına gelir miydi bir gün anlamaya çalıştığı hayatın, kendisini bir anlamsızlığa sürükleyeceğini..!

Zamanın sırrına dokunuyordu. Geçip giden yılları, yürüdüğü yerde çarmıha gerilmişti. Ansızın duraksadığı yerde, çarmıhı görmüş gibi ansızın duraksıyordu.Yine de gülümsedi yükünü ve kahrını çektiği her şeye. Görüp anladığı ne varsa geride kalmıştı. Ama bir şey hariç: Dilara! Muğlak yazgısı.

Kitaplardan ve filmlerden öğrenilemeyecek bir sevdaydı. O gideli çok olmuştu. Onu özlemekten çok, neden gittiğini düşünerek harcadı senelerini. Hâlâ bir cevap bulamamıştı. Acaba onunla konuşma imkânı olsaydı anlayabilir miydi gitme sebebini! Dilara’ya hak verebilir miydi? Oysa sevginin önünde hiçbir engel olacağına inanmıyordu. Bunu ona da söylemişti. Belki de Dilara buna inanmadığı için habersizce gitmişti. Buna rağmen o şimdi nasıldı? Tekrar yürümeye başladı. Eve gitmeliydi. Yeni aldığı iki paket teksir kağıdı masasının üzerinde karalanmayı bekliyordu. Kanı çekilircesine eve vardı. Odasına geçti. Masasının karşısındaki duvara kurşun kalemle; “Dilara bir gün dönecek” diye not düştüğü cümleye baktı ve yazmaya başladı:

“Biz seninle çok şeydik Dilara. En sonunda biraz sevgiliydik. Bakışların çocuk ezgilerindeki sevinçti. Çocuklar gibiydik, düşlerimiz büyürdü bu şehirde, el ele tutuşurduk. Islık çalardı kuşlar. Biz, yer ve gök arasında bağdaş kurup otururduk. Tabiat güneşiyle ağırlardı bizi. Kentin dilinde senin en sevdiğin şarkı; bir sokaktan bir sokağa karışırdı. Gözlerimizde ışıltılı düşler gülümserdi. Seni ilk gördüğümde kucaklamıştım acılarını. Sükûtun incisine dökülürdü hüznün. Uzanıp dokunmak isterdim kalbindeki en mahrem duygularına. Gözlerime seyirirdi o hiç anlatamadıkların. Yağmur küsmesi gibi bazen yüzünü somurturdun. Aşka ağ ören örümcek gibi ben senin etrafındaydım. Yıldızlar avuçlarımızda söndü. Neredesin Dilara! Huzursuzdun Dilara. Mutluluk köşebaşlarından gelirken yanımıza; dalgınlıkların doldururdu bu kentin yalnızlığını. Ben de yalnızlaşırdım. Koskoca bir kimsesizlik dolaşırdı bizim için kaldırımlarda. Her şey yalan oldu Dilara. Yalancı bir gökkuşağının yansımış renkleriyiz artık. Kanayan kalbimizle silindi mavinin rengi. Kabuk bağlamaz düşlerimizde onulmaz bir yarayız. Bir ömür geçip gitti Dilara. Aralanmış bir uykularda yaşadık bir aşkın tüm kehanetlerini. Kavuşmalar çoktan taşındı bizim olmadığımız şehirlere. Umudun özlemi, bir ömrün deveranında tüketiyor kendini. Umut, acı ve özlem sabırdan başka nedir? Bizim gibi bir süreklenişin öyküsü değil midir? Yolunu yitirmiş yıldızlar kayardı başımıza. Garipti! Ama biz geceleri yine de çok severdik Dilara! Ne güzel gülümserdin Dilara. Gözyaşlarını tebessümünle gizlerdin, ben senin bu gülüşüne tutkundum. Hüzün ve mutluluk yan yana durunca ne kadar da olgun duruyormuş aşk. İnsan gülünce bağlanır yaşama, tutunur sevdaya. Konuş Dilara! Sözlerin, mırıldanarak dokunsun kulaklarıma. Birbirimize hep bilinen masalları anlatmıştık. Sıra kendi masalımıza hiç gelmedi. Tüm hatıralarımızı zamansızca uçan kırlangıç kanatlarına takıp yolladık. Ellerin iki solmuş güldü. Tenin solgundu ve dünya hâlâ renksizdi. Tedirgin bir bekleyişin içindeyiz. Yaklaş yanıma Dilara. Az ötesi boşluk. Ölüm ilk önce bizi bulur. Kıyametin gölgesi serilir yarınlarımızın üzerine. Yeryüzü bir mekân olmaktan çoktan çıktı.”

Yazısını bitirdikten sonra yanıbaşındaki yatağına uzandı. Sigarasını yaktı. Dilara ile bir anısını hatırladı. Dilar onun iyi bir yazar olmasını istiyordu. Özellikle herhangi bir üniversitede; Türk Dili ve Edebiyatı’nı okumasını arzuluyordu.

En güzel yazıları ve şiirleri Dilara için yazacacaktı. Farkında olmadan uyuyakalmıştı. Sigarası yanıyordu! Dilara ile yaşadığı hatıralar, onsuz geçen günler ve bütün anılar, yanan sigarasından arta kalan kül gibi külleniyordu.

Heybet AKDOĞAN

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.