Bir Yalan ve Bir Rüya / Kübra ERBAYRAKÇI 

ÖYKÜ

Bir Yalan ve Bir Rüya / Kübra ERBAYRAKÇI 
Yayınlanma: Güncelleme: 235 views

Zaten ortalıkta ekonomik kriz vardı.

 Faizler yüksek, 

Enflasyon ise almış başını gidiyordu. 

Tıpkı ben gibi.

Duvarlarda dünden kalan mermi izleri ve gözyaşımda biriktirdiğim tonlarca ağırlığında damlalar.

Issız bir odanın içinde veda etmemi bekleyen yüzlere bakarken seni gördüm karşımda. Mavi gözlerinle gülümsedin bana. Utandığımdan yüzümü çevirdim bir sağa, bir de sola. Eşyalarımı topladım. Bavulumu hazırladım. Ve gitme zamanım geldiğinde hışımla çıktım kapıdan. Bir savaş başlatmıştı yüreğim. Sessiz vedaları seven kalbim bu savaşı kaybettiğinden gitme zamanı gelmişti. Tek kelime etmeden yağmurun aldırmadığım şırıltısında durdum. Arkamı döndüğümde sen vardın, karşımda öylecene duruyordun. Evin içi kalabalıktı ve kalabalığın içinde konuşamamıştın benimle. “Belki” dedim içimden. “Belki de gitmemi istemeyen tek kişi oydu”. Yavaşça elimi tuttu, gözbebeklerimin içine hoşça kal dercesine veda etti. “Kal” demedi. “Git” dedi. Şaşırdım ve ağlamak geldi içimden ve yine ağlayamadım. Bu böyle bir savaştı. Ne Müslüman Ne Hristiyan ne ülkelerarası iç çatışma ne de milletler arasında çıkan savaşa benziyordu. Sessiz ve evin duvarlarında mermi izleri bırakacak kadar derin.

Kapının önünde duran arabama atladım arkama bakmadan. Nereye gittiğimi bilmediğim bir yola koyulu verdim hemencecik. Dünü düşündüm. Çok defa kavga etmiştik ama bu kadar sert rüzgarlar estirmemiştik. Kavganın sebebi de neden geç geldin olmuştu. On yıldır evli olduğum eşim, evli olduğundan beri ilk defa neden geç geldin demişti bana. Bir yerlerde ipler kopmuştu zaten. İlk tanıştığımızda birbirimize duyduğumuz aşkımız, evlenince nedensiz bir şekilde yerini sevgiye bırakmıştı. Sevginin ardından saygı gelmişti. Evimizi kurarken beraber hareket etmiştik. Ben mobilyaların rengini seçmiştim, o ise mobilyaların kendisini almıştı. Duvarların rengi benim istediğim tondan olurken, yatak odasında duran şöminenin açılışını o yapmıştı. Yemekler ve evin temizliği ortak olmuştu. Böyle karar vermiştik ve on yıl içinde bu kararı bozan herhangi bir anlaşmazlık yaşanmamıştı. Bu kadar mutlu giden bir evliliği ne bozabilirdi ki!

“Belki de ailesi olmuştur” dedi yanımda duran kendim. Evden ayrılırken onlarda vardı. Annesi, babası ve canından çok sevdiği kız kardeşi. Beni ne kadar çok seviyorsa, onları da o kadar çok seviyordu. “Hayır” dedi benliğim. Onlar ailesiydi ve bense eşi oluyordum. Bir gün nasıl olsa gidecek olan bendim. Onlar ise hep baki kalacaktı. Çocuğumuz olmadı bizim. Bunun içinde bir çaba içerisinde olmayı düşünmedik. Mücadele etmedik ve etmek içinde bir neden bulamadık. Zaten ortalıkta ekonomik kriz vardı. Faizler yüksek, enflasyon ise almış başını gidiyordu. Tıpkı ben gibi. O an bunları düşünürken aklıma dün ki yaşanan kavgadan sözler düştü. “Sen hep böyleydin zaten. Dik başlı ve akıllanmaz”. Ne saçma bir sözdü. Madem böyleydim, neden sevmiştin ki beni? Sorulacak çok sorudan sadece biri buydu ve “susmak lazım” dedi yüreğim. Çünkü susmak en iyi ilaçtır. Yaşanılan ufak tartışmada, bavul hazırlanıp evden kaçarcasına gidilir miydi? Gidilirdi. Kalbim kırılmıştı. Ve anlamsız bir şekilde sabaha ailesinin varlığıyla uyanmıştım. Onların sesini duyunca anladım ki, gitmek iyi gelecekti.

Ani frenle durdum ve ardıma bir kez daha baktım. Cebimi yokladım o saniye içinde. Telefonuma ne bir mesaj gelmişti ne de bir arama. Yoluma devam etmek için ayağımı frenden çekip gaza basacakken sağ köşede ilk tanıştığımız yer, öylecene duruyordu. Üniversite yıllarında elimde bir defter, bir de kitap taşırken buraya gelmiştim. O ise burada çalışan garsondu. Ne arzu edersiniz dediği anda gülümsemesi içime dokunmuştu. Bir de gözleri vardı tabii. Masmavi gözleri ile ne arzu ettiğimi soruyordu. Bir sıcak kahve ve gülümsemenin ardından tanışmış ve evliliğe kadar uzanan çok yıllar atlatmıştık. Şimdi ne evlilik kalmıştı ne de o ilk aşk. Dün ki yaşanan kavga, geç kalma kavgası değildi. Ben evime hiçbir zaman geç kalmamıştım. Her iş çıkışından evine erken gelen tiplerden olmuştum hep. Geç kalmamın temel nedeni, aldatmaydı. Görmüştüm onları sahilin en kuytu köşesinde. Üzülmüştüm. “Üzülmedin” diye bağrındı ciğerim. “Yandın sen” dedi. Alev almıştı yüreğim ve beynim. Sildirmek istediğin bir anın var mı diye sorsalar bu anı gösterirdim. Tabii bu durumu belgelemek o an aklıma gelmemişti. Aklıma gelmeyince de elim boş bir şekilde sahil kenarında duran banka oturmuş, bir iç çekmiş ve sonra sigaramı yaktıktan geçen tam saatler sonra eve gitmiştim. Ve eve geç kalmıştım. Beni aldattığını söylediğim zaman yüzünde görünen o iğrenç bakış hala aklımda. Süs eşyalarımın hepsi kırılmıştı. Yerlerde evin hatıraları geziniyor, kalbimde ise koca bir hayal kırıklığı yürüyordu. Ve bir savaştan çıkmıştım. Bu savaş ne Müslüman-Hristiyan arasında ne de milletler arasında yaşanılan iç çatışmaya benziyordu. Bu savaş kazananı olmayan bir savaştı. Ama aldatılmıştım.

Kırmızı ışık ve nedensiz bir şekilde ayağımı gaz pedalından çekmek yerine kendime hâkim olamadan kuralları da hiçe sayaraktan hızlı bir şekilde yoluma devam ettim. Kural ihlali ve ceza. Umurumda değildi artık hiçbir şey. Senelerim gitmişti. Kendimi bir boşluğun içinde yaşayan ölüye benzettiğim şu anlarda ani frenle durdum. Arkadan gelen mavi renkli arabayla çarpıştığımı hissettiğimde beynimde ve aklımda yer edinen bütün duygularımı kaybetmiştim. “Hopp” diye bağrındı kaba suratlı birisi. Sakin ama birazda sinirli şekilde camımı açtım ve yarım ağızla; “Kusura bakma” dedim. O an göz göze geldim onunla tekrar. Sarı saçlarıyla havaya meydan okuyordu. “Beni aldatan bu değil miydi?” diye kendime sorarken uyandım. Evdeki gürültü yeteri kadar aklımı karıştırmıştı. Kimden geliyordu bu ses dememe kalmadan, yanıma geldi. Sanki beni hiç aldatmamış gibi bana bakıyor ve gülümsemesinden bir şey kaybetmiyordu. “Günaydın aşkım” dedi. “Neredeyim” diye karşılık verdim. “Saçmalama.. Hadi kalk annemler geldi” diye bağrındı. Gürültünün sesi ve rüyamın gerçekliği anlaşılmıştı. Hızlı bir şekilde yataktan kalktım. Yavaş ama emin adımlarla odaya yürürken ses etmeden akşamdan hazırladığım bavulumu alıp, kapıyı da çarptığım gibi nereye gittiğimi bilmediğim yeni yolculuğa doğru adım atarken uzun zamandır mutlu olduğumu hissetmediğim bu anın tadını çıkardığımda anladım ki, her şey bir yalandan ibaretti.

Kübra ERBAYRAKÇI 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.