Asansörde Facia / Kübra Erbayrakçı

ÖYKÜ

Asansörde Facia / Kübra Erbayrakçı
111 views

Yalnız yaşadığım evden çıkmadan önce çantama değer verdiğim eşyaları koyduğuma emin olduktan sonra kapının kolunu tutuyor elim. Aklıma birden eski günler geliyor ve yarımda olsa ağzım gülümsüyor. Telefonum çalıyor. Uzaklardan gelen sesten telefonumun çaldığını anlayınca kaçar gibi kapıyı açtığım gibi bulunduğum yerden koşarak ayrılıyorum. Karşı komşum Yasemin Hanım da işe geç kalmış olacak ki koşarak asansöre doğru yol alıyor, ben de o esnada onunla birlikte koşuyorum koridorda. Asansörün bulunduğu kısma gelince ikimizinde parmakları asansörü çağıran butona gidiyor. Gülümsüyor bana, belki içten belki de sahte bakışla. Kısık sesimle;
-“Günaydın” diyorum.
– Cevap vermiyor.

Düşünceli bir hali olduğunu anladığımdan sesimi çıkarmıyorum. 15 numaralı dairenin kapısı açılınca, içimden söyleniyorum. Hiç sevmediğim, kaba saba yapısı olan, somurtkan, gözlüklü, egoist Hasan Bey de yanımıza geliyor. Sesimi çıkarmadan beklemeye devam ediyorum. Asansörün gelmeye niyeti olmayacak ki, bir süre canım sıkıldığından merdivenlere doğru giderken Hasan Bey kolumdan tutarak;
-“Geldi Geldi” diyor.

Sövmemek için kendimi zor tutuyorum. Bir ara dövmeyi bile düşündüğüm bu adam, kolumu tutmuş, geldi geldi diyerek bağrınıyor. Hemen asansöre biniyoruz. Ben, Yasemin Hanım ve Hasan Bey. Önce derin nefes alıyorum, burnuma çekmiş olduğum havasızlığın kokusuyla sendelesem de, başka şeyler düşünmeye çalışarak bulunduğum ortamdan uzaklaşmaya çalışırken aniden gözlerim karanlıklara gömülüyor. Yasemin Hanım’ın çığlığı, Hasan Bey’in hiçbir şey yokmuş gibi kahkaha atması… Allah’ım ne oluyor demeye kalmadan cebinden çıkardığı telefonunun ışığını bana tutan Hasan Bey’le yüz yüze geliyorum. Bir kez daha nefret ediyorum bu adamdan. Sevimsiz, korkunç, gargamel ruhlu adam diyerek kendimi rahatlatmaya niyetlenirken Yasemin Hanım’ın elini cebimde buluyorum. Sıcacık, öyle içten ki! Elini tutuyorum ve kulağına doğru eğilerek;
-“Korkma” diyorum.

Hasan Bey bu sözümü duymuş olmalı ki, “Kork, kork” diyerek bağırıyor ortalıkta. Sesimi çıkarmadan asansör kapısına yaklaşıp; “Orda kimse var mı?” diye sesimi olanca gür çıkararak sesimi duyurmaya çalışıyorum. Kimse duymuyor sesimi ve biz asansörün içinde rehin kalıyoruz. Yasemin Hanım’ın ağlama sesini duyunca, hayatımda ilk defa korkuyorum. Hasan Bey de olayın korkunçluğunu anlayınca olduğu yere çömelip;

-“Öleceğiz galiba” diye bizleri de korkutmayı başarıyor. Bu adamı dövmek istiyorum ama burada değil. Ah! bir çıksak buradan. Tekrardan asansör kapısına yönelip, vurmaya başlıyorum. Dışarıdan ses gelmiyor. Çaresiz bir şekilde oturuyorum. Yanıma Yasemin Hanım geliyor. Çok korkmuş olacak ki! Gündelik hayatından kesintiler verir şekilde başlıyor anlatmaya;

“Rüyamda gördüm. Böyle bir facianın yaşanacağını rüyamda gördüm. Ama inanmak istemedim. Bugün işe de geç kaldım. Şimdiden başlamıştır patronum, nerde kaldı bu diye söylenmelere.. Mesai arkadaşlarım ise onları hiç saymıyorum. Benim bir hatamı gözeten arkadaş olur mu ya!”

Hasan Bey buna karşılık cevabı yapıştırıyor; “Çalışma sen de o zaman. Şu hanımlarında çalışma isteğini anlamıyorum. Evlen, çocuk yap, mis gibi ev işi işte daha ne!” diyerek gülümsüyor. Telefon ışığının vermiş olduğu rahatlıkla çantamdan su şişesini çıkarıyorum. Konuşmaya dahil olmayarak kötü bakışlarla Hasan Bey’i süzüyorum. Bu adamın neden itici geldiğini daha iyi anlıyorum şimdi. Susuyorum. Ve susmaya sinirli bir şekilde devam ediyorum. Yasemin Hanım sözüne ara verirken elini tutarak ona destek olmaya çabalasam da, navile.. Korkuyor, korkudan ağlıyor ve Hasan Bey sayesinde öleceğini düşünüyor. En kötüsü de işe geç kalmış olduğunu aklından çıkaramıyor.

Tekrardan bağırıyorum; “Kimse yok mu? Asansörde kaldık” diye sesimi olanca güçlü çıkarmaya çalışsam da, dışardan herhangi bir sesin varlığına rastlamıyorum. Hasan Bey başlıyor ağlamaya. Küçük çocuk misali zırıldayınca, susturamıyorum onu. Bana itici geldiğinden ona destekte olmak gelmiyor içimden. Yasemin Hanım, oturduğu yerden hızlıca kalkıp sarılıyor ona. Öyle bir kıskanıyorum ki asansörde kaldığımdan değil, Yasemin Hanım’ın Hasan Bey’e sarılmasından. Ben de mi ağlasam acaba? diye de içimden iç geçirmiyorum değil… Nefes veriyorum, nefes alamıyorum. Hasan Bey o kadar çok korkmuş olmalı ki! Onun da korkusu diline vuruyor;

“Ben çocukken kırmızı bir bisikletim vardı. Çok severdim onu. Ama sonra kardeşim o bisikletimi çaldı benden”
–Offf ne anlatıyor bu adam.

Delirmek üzereyim, nefes alamıyorum. Asansörde kaldığımdan değil, sıkıntıdan öleceğim galiba… Yasemin Hanım ağlamasını keserek; “Bir ses duyuyorum” diyor. Hemen sese odaklanıyorum ve gerçekten bu ses adım sesine benziyor. Üçümüz birden bağırmaya başlayınca sesimizi duyan 6’nci kattaki komşumuz Necmi amca durumun kritikliğini fark etmiş olacak ki, “İtfaiyeye haber veriyorum hemen” diyor.

-Ne itfaiyesi ya! Bunun için önce asansörcü çağrılması gerekmiyor mu?

Nefesimi tutuyorum, geri veremiyorum. Yasemin Hanım elini elime koyuyor, gülümseyerek; “Kurtulacağız, bak göreceksin” diyor. Ona cevap vermek gelmiyor içimden. Karnım şişti, bacaklarım çömelmekten ağrıyor, en kötüsü nefes alamıyorum. Alnımdan süzülen yaşları fark eden Hasan Bey’in bir anda telefonu kapanıyor. Işık da gitti. Kimseyi göremiyorum, ağlamak istiyorum ama bu durumun hoş karşılanmayacağını bildiğimden ağlayamıyorum. Hasan Bey, “Işık gördüm” diye bağırınca anlıyorum, kurtulmamıza çok az kaldı. Ama ben nefes alamıyorum, ışık da görmüyorum. Gözlerim yavaştan kapanıyor, Yasemin Hanım kısık sesle; “Murat” diye adımı sayıklıyor. Ben Murat, 27 yaşında.. Evinde telefonunu bırakmış, çantasını hazırlayıp buralardan çok uzak diyarlara gitmeyi düşünen Murat. Asansörün talihsizliğine uğramış ama bu vesileyle Yasemin Hanım’a aşık olduğunu bir kez daha anlamış Murat. Ambulans sesleri, Hasan Bey’in iç titreten sesi.. Ölmeden şu adamı dövebilseydim keşke! Aman deyip uyuyorum. Uyumaya o kadar çok ihtiyacım varmış ki, uyanmak istemiyorum. Gözlerim açılmıyor zaten. Yasemin’in kokusu.. O da işsiz kaldı sanırsam, tıpkı benim gibi. Ben de geçenlerde kovulmuştum. Hasan Bey gibi bir adamı dövdüğüm için. Oksijen tüpü var yanımda, nefes alıyorum ve başlıyorum ağlamaya, belki hüngür hüngür belki de seve seve.

Kübra Erbayrakçı

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız..

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.