Uzun Bir Hikayenin İlk Cümlesi ‘Omuzlarında’ / Cihan Erdoğan

İNCELEME

Uzun Bir Hikayenin İlk Cümlesi ‘Omuzlarında’ / Cihan Erdoğan
Yayınlanma: Güncelleme: 94 views

1/1
I
Birgün balkonda boşluğa
bakan yaşlı adamı, kapısı kırık
genci ardımda bıraktım
Süt için ağlayan oyuncak bebeği
eski şiirlerle dolu kafeyi orda bıraktım
Çingeneler dans ediyordu
Diğerlerini kargo ambarına götürdüm
deniz kızları benimle geldi
ve ülkelerini arayan evsizler
İskelede geçenlerle
vedalaştım, bir kuzgun  
göz kırptı bana

II

Denizin ortasında bavulumu
kaybettim, büyük , siyah
köşesiz ve ketenden
Kaos olmalıydı, ama ben  
garip bir şekilde etkilenmemiştim
çıplaktım simdi
Adını bilmediğim beyaz
büyük bir kuş gibiydim
ben de isimsizdim burada  
Okyanustan deniz suyu getirebilirim
her insan yolda bir kez ölür
             

 Serpil Karışlı 

Savaş, ilhak ve işgallerle yıkıntı haline  gelen dünyanın, dikenli teller, mayın tarlaları aşılmaz duvarlarla  çevrili sınırlarını, yalın ayak,  aç biilaç göç yollarına  düşen milyonlarca insanın  dramını tv ekranlarında, medyada çokça  görüp, okuduk. 2025 yılı Mayıs ayının ortalarında  Rotterdam’da  ileri de daha çok ses getirecek Fenix Museum of Migration (Göçmenler Müzesi) Droom en Daad ( Hayal ve Eylem) Vakfı tarafından kuruldu.

 Kuruluş çalışmaların ve inşatına 2016 yılında inşaatına başlanan Müzenin ilk çalışmalarını Amsterdam’daki ünlü Rijkmuseum’un direktörü Wim Pijbes’in önderliğinde başlanmış.

 Müze, yeri olarak inşasına başlanan  bina 1923 yılında, rıhtıma  inşa edildiğinde dünyanın en büyük depolama  ve sevkiyat antreposu, San Francisco deposu olarak biliniyordu. Bu anlamıyla tarihsel bir misyona da sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Bu görkemli bina 16.000 metrekarelik devasa bir alana sahiptir. Bu yönüyle, mekanın büyüklüğü,içinde barındırdığı objelerin çokluğuyla  dünyanın en etkileyici müzelerinden birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Müze Rotterdam’ın tarihi liman bölgesi olan  Katendrecht rıhtımında tam su kenarında yer almaktadır.

2025 mayıs ayı ortalarında ziyarete açılan 40,50 milyon Euro civarında  masrafı olduğu  söylenen  müzenin yapımında finansal rol oynayan Hollanda’nın zengin ve köklü ailelerinden biri olan Van der Vorm  ailesidir.

Gezip gördüğüm ve çok etkilendiğim müze hakkında sarsak kafamın yettiğince bir şeyler yazayım dedim.

Müze 2025 yılının çölleşen ve yeri yurdu darma  dağınık göçmenleşmiş dünyanın insanileşmesi için hepimize tuttuğu arkası sırsız bir ayna olduğunu söylemek abartı sayılmamalı. Kapıdan içeri girdiğinizde afallayarak bakıyorsunuz.

Müzenin en ikonik ve görsel olarak çarpıcı özelliğ, merkezinden yükselen  Tornado adlı devasa çelik merdivendir.Çinli Mimar Ma Yansong tarafından tasarlanan bu çift sarmallı yapı,göçün, göçmenliğin kaotik inişli çıkışlı doğasını temsil eder.

Yaklaşık 30 metrre yüksekliğindeki bu yapı, ziyaretçileri çatıya çıkararak Rotterdam limanına ve milyonlarca göçmenin bir zamanlar Amerika’ya gitmek için bindiği gemilerin kalktığı limana bakan panaromik bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Bu Merdivenler müze içinde en çok göze batan enstalasyonlardan biridir.

Büyük restarasyonlar geçiren bu tarihi bina, İkinci Dünya Savaş’ında bombalanmış ve büyük yangınlar atlatmıştır.Bu anlamda ismini Anka kuşundan ( Phoenix-Fenix) alan  bu yapı,tıpkı göçmenlerin hayatlarını yeniden inşa etmesi gibi harabeden modern kültür merkezine dönüştürülmüştür.

Kapıdan ilk içeri girdiğinizde Efsanevi ‘The Family of Man’ sergisinden esinlenen bu  bölüm,göçmenlik temalı devasa bir fotoğraf koleksiyonudur

Dünyanın her köşesinden yüzlerce fotoğrafçı ve sanatçının göç temalı  eserlerini görürsünüz.

Göçmlerden toplanan  Yaklaşık iki bin Bavul enstalasyonu.

 

En etkileyici objelerden  Fas, Türkiye, Kürdistanlı ve diğer göçmenlerden toplanan 2.000 civarında   valiz enstlasyonudur.Sergilenen  devasa bavul yığınları, sadece eski eşyalar değil,çok derin sembolik anlamlar taşıyor.

Gözünüzün önüne bir  Türkiyeli olarak Sirkeci Gar’ından insanların köylerinden kasabalarından evlerini barklarını gerilerde bırakıp sadece en gerekli eşyalarını yanlarına alıp acılarıyla birlikte yeni vatan yaptıkları Avrupa varoşlarını mesken yaptıklarını anlatır.

İnsan hayatının sığdırıldığı tek bir nesneyi temsil ediyor.
Hafızanızı biraz diri tutuyorsanız 6,7 Eylül olaylarında zorla göç ettirilen Rumlar  ve daha önce yurtları yuvaları tarumar edilenlerin sessiz çığlıklarını kulaklarınızda duyuyorsunuz.

Bu bavullar, doğası gereği geçicidirler. Bir yığın bavul, göçmenlerin ne tam olarak eski evlerinde ne de  tam olarak yeni evlerinde olamadıkları o ‘arada kalmışlık’ duygularını anlatıyor.Ez cümle bu bavullar  umudu, korkuyu, kaybı   her şeye rağmen  yeniden yaşamın cesaretini anlatıyor.

Sayamayacağımız kadar objelerle donatılmıştır Göçmenler müzesi.Sistem içindeki büyük bir sermaye gücünün böylesi devasa bir müze inşa etmesi elbette iyidir.

Müzeyi gezerken Bir çok hollandalı çocuklarını getirip  gezdirmelerine şahit olunca ülkelerini dolduran yabancıların geçmiş ve içinde bulundukları durumun anlatması bakımından önemliydi. Fas,Türk, Kürt ve diğer yabancı kökenli  çocuklar, gençler daha bir iç çekerek  gezindiklerini görmek bizim için  daha manidardı.

Üç veya bilmem kaçıncı kuşak var ve bundan sonra da olacak. Hatta tam asimilsyona uğrayıp Hollandalı olsalar dahi köklerini elbette unutmayacakalardır.

Kaç yıl önceydi  Fas’a giderken Cebelitarık’a uğramıştık. Küçük bir yerleşim yeriydi. Otobüs şöförüne dikkat ettim yanındakiyle ingilizce konuşuyordu fakat adı Hasan’dı.İngiltere toprakları sayılan Cebelitarık’ta  İngiliz vatandaşı da olsa Hasan yine Fas asıllıydı.

Müze hakkında elbette çok şey yazılıp söylenecek
Bir gün bizim ülkemizde de elini kolunu sallayarak gezinecek olan özgürlük ortamında tarihten günümüze acıyı, göçü, kırımı anlatan çok ça müzeler kurulacaktır. .

Şimdi yavaş yavaş esas konumuza gelelim. Geçtiğimiz günler de   ilk gösterimi ve  Galası  Göçmenler müzesinde yapılan Op Haar Schouders ( Omuzlarında) kısa filmi veya belgeseli yerli ve yabancı kalabalık bir kitle tarafından izlendi.

Daha sonra kuruluşunu henüz ilan etmemiş KÖKSAV (Kültür Örüntüleri Kollektif Sanat Vakfı) ve Wijkpaleis’in ortaklaşa düzenlediği bir geceye Fas kökenli yönetmen Shaffa Khelifati  konuşmacı olarak katıldı.Yönetmenin,Hollandalı, Türkiyeli, Hataylı, , Kürdistanlı ortak çalışma ekibi çok dikkat çekiciydi Kollektif   çalışma grubuydu.

Köksav daha yeni işe başlamsına rağmen ortak hareket edebileceği Wijkpaleis ekibi tamamen sivil bir oluşumun kurumsal halini içinde marangoz, resim atölyesi, Rojavaı, Afganistanlı göçmenlerin ortak çalıştığı basit fakat  ilgi odağı olan restoranı  görünce  biz Türkiye ve Kürdistan’lılar yıllardır buralarda yaşadığımız arağmen  nasıl böyle kalıcı kurumlar yaratamadığımız için hayıflanmadık dersek absürd olur.

‘Omuzlarında’ Kısa Filmi  ön hazırlıkları iyi yapılmış ve iyi bir ekip tarafında ortaya çıkarılmış bir eserdir.Rotterdam’daki birinci  ve üçüncü nesil  Türkiyeli  ve Faslı kadınların hikayelerini anlatmaya çalışan film yakınen tanıdığımız Elif ana  torunu Oriana ile Faslı Mina  ve sanatçı Chahira’nın anlattıklarını  kısa görüntülerle çok kültürlü Rotterdam’ın zenginlenmiş  bir başka yüzünü  izliyorsunuz. Yüzünü göstermek istemeyen Mina’nın  hala Fas’lı kadınların içinde bulundukları açmazın altını çizerek anlatılması önemli bir detaydı.

Film gösterimine konuşmacı olarak  donanımlı genç yönetmen Safa Khelifati tarafıından iyi bir açılışı konuşması yapıldı.

‘Omzlarında’ büyük bir hikayenin kısa ayrıntılarla anlatılan özgün bir yapıt olduğunun hakkını verelim.  Kısa film ‘Omuzlarında’ küçük bir kelime veya kavramdan nasıl bir imgeye dönüştüğünün arka planını biraz tasavvur ederseniz bütüne kolay ulaşırsınız.Yılmaz Güney’in Yol, Umut ,Sürü  filmleri çok basit  örneklerdir. Yol Türkiye ve Kürdistan’ın bir Tolstoy gibi bütün topoğrofyasını ortaya çıkarıyor.Az biraz düşünürsek ‘Omuzlarında’ büyük bir göçün omuzlara yüklediği ağırlığı görürsünüz.Film’de Elif Ananın yanında torunu  Ortiana’yı görüyoruz. Filmi bizimle birlikte seyreden Elif ananın yanında Torun Sidar  ve Şilan oturyorlardı. Alişer ise Araştırma yapmak için İstanbul’a gitmişti.Evet lafı çekip uzatmanın bir anlamı yok. Elif Ana omuzlarına Dersim Hozat’tan, nasıl bir  ağır  yük yükleyerek buralara kadar gelişini bu isimler bile anlatmaya yetiyor.

Kısa Filmin bitiminden sonra Sevgili Ulaş Yeşil Dersim Klamları söyledi.

Serpil Karışlı  yukarıda okuduğunuz Hollandaca  yazdığı güzel şiiirini okudu  daha sonra bizi kırmayarak şiirini Türkçeye çevirerek bize gönderdi. Ara ara gördüğüm fakat edebiyatla şiirle ilgilendiğini bilmediğim Serpil’in edebiyata şiire olan derin ilgisi  aklımda kalan  Edip Cansever ‘Şiir yaşanılan yerdeki yanlıızlığın derinliğinde doğar’ demesi ve bu çok manidar  sözlerin    Serpil Karışlı’ı şiiirini okuyunca sanki onun için  için söylenmiş  diyebiliyorsunuz .İyi bir şiir okuyucusu olduğumu söyleyebilirim. Birkaç yıldır kellemin içinde dönüp dolaşan Haydar Ergülen, Haydar Eroğlu ve şimdi daha yeni bir şiirini okuduğum halde eminim geleceğin iyi şairlerinden birisi Karışlı  olacaktır.Şimdiden yolu açık olsun.

Kısa Filmi izledikten sonra  kellemi avucumun içine alarak  bambaşka  kulvarlarda gezinmeye başladım.Elif  anayı ilk gördüğüm yıllardaki mekanlara doğru hayal yüklü bir gezintiye çıktım.Leeuwarden Sokaklarında epey bir  mültecinin sarsak, sarsak gezintilerini, Korfmakersstraat’ta ki Kaya Restoran’ın ihtişamlı görüntüsü ve adını Şener Şen filminden kopyaladığım Zengin Mutafağını  ve Mutfakta sabahları ekmek, çeşitli mezeler yapan Elif  Ana Beyaz önlükle kıçını bir oyana bir bu yana sallayıp gezinen Çimenli  Cemal,bir gözü hep yan Casino’da olan  Hıdır Gündoğdu, yeni aldığı maaşıyla  aldığı baklavayı avuçlayıp yiyen üstü başı pejmürde Rüzgar Güler (bizim Xalo)’nun kendini trenin altına atarak feci bir şekilde can verişini düşündüm. Sonradan Xalonun  kız kardeşiyle evlenen  hep şakalaştığımız Elazığ Cezaevi firarisi Mstafa Kalkan ( Peruklu Muhtar)’ı trafik kazasında yitirdik.

Geçtiğimiz yıllarda intihar eden temiz yürekli, dayanışmacı kadim arkadaşımız  Yaşar  Can gözlerimin önünde gezinip durdular.

Leeuwarden küçük şirin bir şehirdi.Bir gelen diğerini de getirdiği için daha çok Dersim’liler vardı. Nerdeyse hepsi edebiyatın  konusu olacak renkli insanlardı. Mini bir Marketi olan Cemal Kıllı sokakta  sizi görünce  kolunuzdan çekip içeri götürür daracık marketinin arkasındaki  daracık evine sizi sokar telleri çıkmış rengi bozarık koltuğun üzerine  oturdur du. .Hamarat hanımı önünüze hemen çay ve içerden getirdiği kurabiyelerden koyardı. Kıllı  amcamız bir yolunu  bulup yan duvara asılı Aziz Nesin’le birlikte çekilmiş fotoğrafını size gösterir birazda ballandırarak  nasıl tanışık olduklarını anlatırdı. Tabii kimse bozuntuya vermez bilmem kaçıncı kez dinler çay ve kurabiyenin hatırına ses çıkarmazdı. Dışarı çıktığınızda İsmail Gündoğan amcamız( Ğergabul) gülerek, tik haline gelmiş   sağ eliyle  kaşlarını sıvazlar ” Hayır hayır hemşerim hepsi yalandır inanmayın’ derdi.

Angaralı Haydar, Ali Bom, Bizim Gürel, Kıbrıslı lokantacı, kırık ve yamuk türkçesini eyip  bükerek konuşan Öğretmen Enver  hepsi ayrı  ayrı tiplerdi. Yanlarında biraz  kaldığınız da bunlara tiyatro sanatcısı derdiniz.

Gün olur  İnsülinde straat’taki Ali Kaya’nın evine gider biramızı yudumlar  Hayri’nin anlattıklarına  daha çok Çorumlu Zeki’nin çok özel gülüşüne  gülerdik.Sabahları olmazsa olamazımız bebek arabasıyla Canan ablamla şehir turuna çıkardık.

Leeuwarden’den Arnhem’e gelirdiniz. Bir başka şeyle karşılaşırdınız.Yolunuz doğruca Spijkeerlaan  straat’ta Dostlar kırathanesine giderdi. İçerisi 12 Eylül mağdurlarıyla  dolu olurdu. Koca bir hüzün kaplardı her yanı Rızgarici Azad küfredip camları kırar, Tüncay apaçi elbiseleri giyinip gezinirdi. Bir sabah Azad  paltom yok çok üşüyorum diye bir not bırakıp kendini Arnhem istasyonunda hareket eden trenin altına atıp param parça olmuştu.

Arnhem sonrası en uğrak yerlerden bir diğeri Den Haag  Paul   Krugerlaan’daki  Gül  Marketti. Marketin arka trafındki küçük oda mutfak gibiydi Zelxider’li Haydar Abi et  söte yapar Niyazi Koç’la birlikte oturup doya doya yerdik.

Evet Omuzlarında  kısa filmi birinci kuşak ve artık Hollandalı sayılcak üçüncü kuşağın  uyum ve uyumsuzluğunu anlatmaya çabalıyor.

Çok iyi biliyoruz  gayet yaratıcı birikimli  entelektüel bir nesil arkadan geliyor. Çok kolayca geçmişten günümüze köprüler kurarak kaliteli filmler, edebiyat eserleri  ortaya çıkaracaklardır.

Cihan Erdoğan 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.