Sis Çökerken Musa / ERINÇ  BÜYÜKAŞIK

ÖYKÜ

Sis Çökerken Musa / ERINÇ  BÜYÜKAŞIK
Yayınlanma: Güncelleme: 341 views

Sis sabahın erken saatlerinde sokağı tamamen kaplamıştı. Pencerenin önünde duran Musa, evlerin çatılarını bile seçemiyor, yalnızca gri, kesintisiz bir boşluk görüyordu. Tahta döşemelerin iniltisi bu sabah daha yorgundu. Sobanın içindeki soğuk, geceden kalma küllerin arasında sıkışmıştı. Odanın duvarlarında ağır bir nem kokusu vardı; yerinden kalkmak istemeyen bir kokuydu bu.

Musa mutfağa geçtiğinde Zeliha ayakta duruyordu. Yüzündeki çizgiler uykusuzluktan derinleşmişti. Sabahları konuşmayı pek sevmezdi; hele böyle sisli sabahlarda hiç sevmezdi. Musa bidonu aldı, elinin altında soğuk plastik sertti. “Gidiyorum,” dedi. Zeliha başını kaldırmadan onayladı. Bu evde sabah kelimeleri hep kısaydı.

Kapıyı açınca sis içeri doğru çöktü. Soğuk, kapının eşiğinden sızıp odaya yayıldı. Musa basamaklara adım atarken taşların üzerinde ince bir çatlak gördü. Dün yoktu. Belki gece olmuştu, belki de taş yıllardır taşıdığı ağırlığı artık kaldıramamıştı. Sokak lambasının sarı ışığı sisin içinde silinmiş, geriye solgun bir leke kalmıştı.

Su kuyruğu sessizdi. İnsanların yüzleri görünmüyor, yalnızca gövdeleri sisin içinde birer gölge gibi hareket ediyordu. Bidonu doldururken suyun metalik sesi bile sis tarafından boğuluyordu. Musa dönüş yolunda ağırlığı üç kez el değiştirdi; soğuk artık yalnızca havada değil, bidonun plastik duvarlarında bile hissediliyordu.

Eve döndüğünde kapının sürgüsünü çevirdi ve içeri girdi. Su bidonunu kapının yanına bıraktı. Sert plastik zemine değdiğinde hafif bir tok ses çıktı. Kemal kapının yanında oturuyordu. Adamın gözlerinin altı koyuydu, saçları karışmıştı. Elinde sigara paketi vardı ama sigara yakmamıştı. Musa bir şey demedi. Bu evde bazı sessizlikler dildi; onlara dokunulmazdı.

Gün boyunca sis hiç açılmadı. Sanki zaman ilerlemiyor, hava sabahla öğlen arasında bir yere sıkışmış kalıyordu. Öğleden sonra elektrik kesildi. Zeliha mumu yaktı. Mumun ışığı titredi, sonra sabitlendi. Ev loş bir renge büründü.

Kemal kapının önüne yürüdü ve dışarıyı dinledi. Sokakta hafif bir uğultu dolaşıyordu. Ne rüzgâr sesi ne insan sesi. Sis, sanki kendi kendine konuşuyordu. Musa bu uğultuyu dinlerken zamanın akmadığını düşündü. Olan biten her şey aynı ağırlıkla üzerlerine çökmüştü.

Akşamüstü Kemal kapıyı açtı. Kapı aralanır aralanmaz sis içeri doğru çöktü. Kemal dışarı çıktı, birkaç adım ilerledi ve durdu. Durması ani değildi; sanki bir çizgiye gelmiş ve o çizgiyi geçemeyeceğini anlamıştı. Arkasına bakmadı. Sis onun etrafında ağır ağır dolaştı. Omuzları biraz düştü. Musa bunu görünce içi sıkıştı. Zeliha, kapının eşiğinde onları sessizce izliyordu.

Kemal geri dönüp kapıyı kapattığında evin içindeki sessizlik daha da ağırlaştı. Musa babasının yüzündeki çizgilerin bugün çok daha keskin olduğunu fark etti.

Sisin gün boyunca hiç açılmaması, evdeki havayı da değiştirmişti. Zeliha sessizce mutfakta dolaşıyor, Musa bir türlü yerinde duramıyordu. Kemal ise kapının yanında, yıllardır aynı yerdeymiş gibi bekliyordu.

Tam o sırada Musa’nın zihninde yıllar öncesinin o görüntüsü canlandı. Çocukken yaşadıkları yağmurlu bir gece… Kemal hiçbir şey söylemeden dışarı çıkmış, saatler sonra sırılsıklam geri dönmüştü. O gece ne olduğunu kimse öğrenememişti ama Kemal’in davranışları değişmişti. Evin içindeki en küçük sese bile kulak kesilen, kapıların kapanışını uzun uzun dinleyen biri olmuştu. Zeliha da anlayamamıştı. O geceden sonra evde tanımlayamadıkları bir gerilim dolaşmaya başlamıştı.

Şimdi sis eve doğru çökerken Kemal’in duruşuna bakan Musa’nın içi ürperdi. Babasının duruşunda yıllar önceki gecenin gölgesi vardı; o tanıdık gerilimi Musa hemen hissetmişti. Sanki sis yalnızca dışarıdaki sokaktan değil, Kemal’in geçmişindeki o açıklanmamış kapıdan da içeri giriyordu.

Gece çöktüğünde mum dışında bir ışık yoktu. Zeliha sobayı yakmayı düşünmüş ama kapağı kaldırınca içeri dolan soğukla birlikte vazgeçmişti. Bu gece ateş çıkarmanın iyi gelmeyeceğini hissetmişti. Evdeki eşyalar bile susuyordu.

Bir süre sonra kapının yanındaki duvardan hafif bir ses duyuldu. Tıkırtıya benzemiyordu. Duvara vuran biri vardı sanki. Ses yalnızca bir an sürdü ama evin içinde bıraktığı etki daha uzundu. Üçü de aynı anda başını kaldırdı. Musa nefesini tuttu. Zeliha ellerini birbirine kenetledi. Kemal ise kapıya biraz daha yaklaştı. Ses bir daha tekrarlanmadı.

Sokağın içinden hafif bir ışık parladı. Sis önce yuttu, sonra ince bir çizgi hâlinde geri verdi. Kemal perdeyi araladı, baktı, sonra hiçbir şey söylemeden kapattı. Musa babasının yüzünün ifadesini seçemedi; bir şey görmüştü ama ne olduğunu söylemeyecekti.

Kapının altındaki bez hafifçe kabardı. Bu bir rüzgâr değildi; evin içinde hava bile kıpırdamıyordu. Bez bir yükseldi, bir indi, sonra durdu. Musa bunu görünce içindeki sıkıntıyı bastıramadı. Gece sessizliğini değil, onları sıkıştırıyormuş gibiydi.

Saat ilerledikçe mumun alevi küçüldü. Zeliha koltuğunda doğruldu. Kemal kapının önünde dimdik duruyordu. Musa bir ara babasının nefes alışını dinledi. O kadar düzenliydi ki sisin uğultusuyla aynı ritme girmiş gibiydi.

Bir ara sis sokakta bir şeyi sürüklüyormuş gibi bir ses çıkardı. Musa bu seste insan sesi aradı ama bulamadı. Çocukluk korkularını düşündü. O zamanlar korku basitti. Şimdi ise adını koyamadığı, açıklayamadığı bir tarafı vardı.

Mum hafif bir çatırtıyla çatladı. Alevi sese ölü bir kızıllıkla eşlik etti. Bu küçük ses evin içinde yankılandı. Kemal başını kaldırdı. “Bu gece kapı açılmayacak,” dedi. Cümlede korku yoktu, sadece kesinlik vardı. Zeliha başını eğdi. Musa babasının bu kadar emin olmasına hem şaşırdı hem de onu inandırıcı buldu.

Gece boyunca sis hiç azalmadı. Evin içindeki hava daha da ağırlaştı. Zaman ilerliyor muydu, yoksa aynı yerde mi duruyordu, Musa anlamıyordu. Bir ara gözleri kapanacak gibi oldu ama hemen kendine geldi. Mum tamamen tükenmiş, oda birkaç saniye zifiri karanlığa gömülmüştü.

Sabaha karşı sis hafiflemeye başladı. İlk olarak gökyüzü gri bir çizgi hâlinde belirdi. Kapının yanında duran su bidonu sabahın solgun ışığında ortaya çıktı. Plastik yüzeyi soğuk ve donuktu; gece boyunca dokunulmamıştı. Sanki evin sessiz bekçisiydi.

Kapının altındaki bez son kez hafifçe kabardı. Sonra durdu. Dışarıdan tek bir ses bile gelmiyordu.

Gökyüzü biraz daha açılınca sis geriye çekildi. Sokak lambasının direği belirdi. Evlerin çatıları ortaya çıktı. Yolun taşları görünür oldu. Sis sanki gece boyunca sakladığı her şeyi sabah ışığıyla geri veriyordu.

Kemal kapıya baktı. Elini kapının koluna götürmedi. Sadece baktı. Sonra geri çekildi. Yüzündeki yorgunluğun altından hafif bir rahatlama geçti. Zeliha bunu fark etti. Musa da fark etti.

Kemal sabah ışığı kapıya vurduğunda konuştu.“Gitti,” dedi.

Bu tek kelime gecenin ağırlığını evin üzerinden kaldırdı. Ev derin bir nefes aldı. Zeliha gözlerini kapadı. Musa içinden bir şeyin çözüldüğünü hissetti.

Kapı, artık yalnızca kapıydı. Basamak iyice sessizdi. Sokak görünüyordu artık. Sis tamamen kaybolmuştu.

Ama üçü de o gecenin kolay kolay unutulmayacağını biliyordu.Sis kaybolsa da  bıraktığı boşluk uzun süre kaybolmayacaktı sanki.

Erinç Büyükaşık

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

YORUMLAR (1)

  1. Ayşe Özçelikler Aydoğanlar 28 Kasım 2025, 20:00

    Bu evde sabah kelimeleri hep azdı ve çocukluk korkularını düşündü, o zaman korkular basitti. Kapinartiknyalnizca kapıydı

YORUM YAZ

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.