İNCELEME
Böyle bir sorunu anlamak için altyapı üstyapı konusunu etraflıca ele almak gerekir. Altyapı üstyapı meselesi çoğu zaman belirlenmiş kalıp ve kabuller üzerinden yürütülür ama durum böyle değildir. Kültür altyapıda işler dedik, ancak bunun da üstyapıyla olan çelişmelerini göz ardı etmemek gerekir. Üstyapı kendi ekonomi politik ve kültürel bir dünya görüşüne sahiptir. Hangi sistemde olursa olsun bu böyledir. Anlayışı doğrultusunda bir düzeni sağlama erkiyle kültür üzerinde de belirlemeler yapmaya çalışır. Öğretim kurumları üstyapının tam yetkisi altındadır. Nasıl bir eğitim öğretim yapılacağını belirler. Öğretimin bilimsel olma esası gözetilse de üstyapı kendi görüşüne bağlı bir anlayışını kuruma vermeye çalışır. Ne kadar etkili olur bu ayrı bir konu. Hukuk sistemi de üstyapının kontrolündedir ve yasaları evrensel değerler açıdan belirleme yükümlülüğü varsa da bunu kendi politik düzenlemelerine göre özelleştirebilir. İki alan da kendi kontrolündedir ve onları denetler.
Sanat alanına gelince işler biraz daha karışıyor. Sanat ancak özgürce, özerk yapılabilen bir faaliyet alanıdır. Üstyapı sanatı daima kendi kontrolü altında tutmak istese de bunu her zaman başaramaz. Ancak burada bir sorun sanatçının profesyonelleşme meselesinde yatar. Üstyapı kendi denetimi altında tuttuğu sanat alanında mesleki bir profesyonelleşme sağlarken serbest alanda bulunan sanatçılar çoğu zaman profesyonelleşememe sorunuyla karşı karşıya kalırlar. Aslında pek iyi niyet taşları döşenmemiş olan üstyapı çoğu zaman bu profesyonellik meselesini kendi lehine kullanmak için bu durumu bir fırsat olarak değerlendirir. Mesela serbest alanda yapılan sanatın eğlenceye ya da kendi anlayışına uygun bir popülerlik düzeyinde kalmasının onun için bir sakıncası yoktur, hatta onu sanat adına malzeme olarak da kullanır. Sanatta popülerizmle profesyonellik arasında sıkı bir bağ kurulduğu zaman serbest alanda çalışan sanatçılardan bir kısmı bu tarafa yönelmeye başlar. Arz talep meselesinde piyasalaşma oluşmaya başladığında buraya yönelen sanat ürünleri bu mekaniğin bir parçası haline gelir ve ürünler mekanikleşirken profesyonelleşme de ortaya çıkar.
Üstyapı sanatın eğlence ve magazin olarak popülerleşmesinden ve bu açıdan profesyonelliğe dönüşmesinden hiç rahatsızlık duymaz. Yine buna benzer şeyler spor adına futbolda da görülmektedir. Üstyapı bu tür şeylerin önünü alabildiğine açtığında serbest alandaki sanatın bu yolla arkada kalmasında bir sakınca görmez. Yaratıcı sanatla, profesyonelleşen sabun köpüğü sanat tarihsel süreçlerde her zaman birbirine uzak düşen bir durumdadır. Dünyaca sonradan üne ve hak ettiği değere kavuştuğu halde yaşamlarında profesyonel olamamış ya da karşılığını yeterince bulamamış birçok sanatçıya rastlarız. En bilinen örneği Kafka ve Van Gogh’tur. Sanat tarihi sayfalarında eserleri sonradan üne kavuşmuş birçok isim karşımıza çıkar. En değerli tablo hayatta olmayan ressamın tablosudur gibi piyasacı, çarpık bir algı ortalığa yayılmıştır. Geride kalan simsarlar bu işi pazarlar ve eserler metaya dönüşür, pazar için bir alan yaratılmış olur. Eserle hiç ilgisi olmayanlar onun üzerinden büyük paralar kazanırlar. Oysa sanatçı yaşamdayken bunun küçük bir getirisinden bile mahrum kalmıştır. Edebiyatta, resimde, müzikte sanatın birçok dalında bu örneklerle sıkça karşılaşırız. Ancak sanatçının aileden bir geliri veya kazanç sağlayan bir işi varsa bu sanatçı için bir olanaktır, denebilir. Mesleğiyle beraber sanatını yürüten sanatçı içinse sanatına iyice odaklanamama gibi kısıtlayıcı bir durum ortaya çıkabilir. Aslında yaratıcı sanatçılar para kazanmak için sanat yapmazlar. Çok para kazansalar da onları tatmin eden yaptıkları sanattır. Tabii onların iyi koşullarda geçimlerini sağlayacak bir karşılık bulmaları verimli bir çalışmanın sağlanması için olsa olsa maddi açıdan yardımcı olur.
Burjuva toplumlarında, acı çeken sanatçı daha iyi üretir gibi yanlış bir algı ve yargı vardır. Tersine duyguların baskısı altında kalmak körleştirici de olabilir. Sanatçının üretim kalitesi maddi koşullarındaki düzeye de bağlanamaz. O, sanatın problemleriyle ilgilenir. Yoksul ya da zengin, ünlü ya da ünsüz olması onu daha iyi bir sanatçı yapmaz. Ancak tabii ki her sanatçının yaşamını rahatlıkla sürdürebileceği koşullarda yaşaması insani bir gerekliliktir. Bu da öncelikle duyarlı, evrensel anlayışlara sahip üstyapının yasal olarak asgari koşulları sağlamasında yatar. Sanatçı bir bakıma altyapıda karşıt tezi savunan bir avukat gibidir. Sonuçta sanat topluma dönen, kültürel hayatı zenginleştiren, geliştiren bir şey. Fakat dediğim gibi üstyapıyla altyapı arasında bu türden çelişkiler sürüp gider. Sanatçı adeta ya popülerleşme ya da üstyapıdaki bir kurumda yer alma yönüne doğru itilir. Üstyapıda yer aldığı zaman da sanatı belirlenmiş kalıplara göre yapmak durumunda kalır ve eleman haline dönüşür. Yaratıcı sanatçı ise kendi geliştirdiği yoldan gitmek gerekliliğini bilir. Sonuç olarak sanatta profesyonelleşme her zaman için bir sorun olarak durmaktadır. Bunun çözümü altyapı ve üstyapı arasındaki çelişkinin makul bir düzeye gelmesi, üstyapının altyapıdan aldığı gelirden sağlanan bir miktar payın gereken ölçü ve koşullarda yasal olarak bu alana yönlendirilmesiyle ilgilidir.
(Sanatla ilgili bir dosya çalışmamdan alıntıdır.)
Fatih Oto
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.