ÖZLEMEK VE UNUT(A)MAMAK / Muhterem Demir Uysal

ANLATI

ÖZLEMEK VE UNUT(A)MAMAK / Muhterem Demir Uysal
Yayınlanma: Güncelleme: 67 views

İnsan, unutmadığını, unutamadığını insafsızca geçen zamana harcatmaz. İçtiği suya bile yudum yudum ortak eder onu. Her nefesine biraz da ondan katar. Bir gün bir türkü olur dilinde, ertesi gün bir şiirin mısralarına dönüşür göz bebeklerinde. Anlamsız bir zaman ölçüsü karışır gecesine, gündüzüne. Kaç sabah gözünü açarken onun adı düşmüştür zihnine? Kaç gecenin dolunayında görmüştür yüzünü? Hesabını yapmaz; yeter ki bir yerlerde var olduğunu ve nefes aldığını bilsin. An olur, özlemler büyür, taşar; sığmaz artık içinin sınırlarına. Katman katman, dalga dalga, sonsuz, uçsuz bucaksız özlemler…

Vardır işte her birimizin içinde, bir yerlerde, kıyıda köşede kalmış, anıya dönüşmüş yaşanmışlıklar, özlemler. Kimimiz tazecik, kutsal bir ekmek gibi dilim dilim, öğün öğün yer yutar, tüketir onları. Geride darmadağın kırıntıları kalır; biraz da onlara tutunur, onlarla direnir açlığına. Kimimizse kıyamaz, tüketemez “anı” dediklerini. Umutlarından sancılı baharlar doğurur. Büyütür dallarında binbir çiçek, yediveren umutlarını. Ağacına güz geldiğinde, yaprakları toprağın hamuruna karıştığında bile telaşlanmaz. Bilir içindeki sonsuz doğurgan bahar heyecanını; bilir yaprak yaprak, çiçek çiçek yeniden kendini donatacağını.

Bir de unutmak… Bile isteye unutmak… Uzuvlarından biri kangren olmuş gibi, onu kesip atmak gibi… Zincirlerini kırmak, özgürlüğüne kavuşmak gibi… Unuttukça yeniden “sen” olmak, kendinle buluşmak gibi… Hak edilmiş büyük bir nimet gibi… Kendine vardıkça o nimeti hücrelerine almak, büyümek gibi… Artık cennet bahçeleri vaat etmeyen rüyalarından onu kovmak gibi… Sesinden sesini azat etmek gibi… Yıllarca takvimler üzerinde işaretlenmiş tarihlerin artık sıradan günlere dönüşmesi gibi… Bir zamanlar varlığına şahitlik etmiş mekânların artık unutulması, ayak izlerinin silinmesi gibi… Geçmişin gömüldüğü fotoğraf karelerinde renkler aynı kalsa da, yürekte tonlarının değişmesi, solması gibi… Avuç içlerine dökülen türkülerin artık mecalini yitirmesi gibi… Susmuş bir tezenenin gönül telini sızlatamaması gibi…

Unutmak… Artık özlememek = unutmak. Bir de “unut(a)mamak”… Bir zamanlar sıradan bir isimken, O olduğunda, ona büründüğünde bir hitaptan öteye geçememek gibi… Her hecenin boğazına düğüm düğüm eklenmesi gibi… Yankısı sana dönen bir sesle, ıslak kirpiklerinde —görülecek diye korktuğun— binlerce minik serçenin kanat çırpması gibi… Soğuk bir ülkenin güneş düşmüş yemyeşil yollarında kendini bir Alain Delon filmi sahnesinde bulmak gibi… Sevgili arsız kalbinin, şairin de dediği gibi, kurutulduğu, unutulduğu kalın bir defterin sayfalarından çıkıp sana hesap sorması gibi… Aşka dair yitirdiğin bütün umutlarının başına, -sırma saçlarına karışan-özlem çiçeklerinden taçlar yapmak gibi…

“Unuttum” dediklerini ispat edemezsin de  “unut(a)madım” dediklerin, acısız menemenin yaktığı gözlerinden damla damla süzülür. Bütün karşı koymalarına rağmen… Mis gibi bir mayıs gününde…

Muhterem Demir Uysal

3 Mayıs 2026 Pazar 
STUTTGART

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.