Orhan Veli Şiiri Üzerine – Melek Koç

İNCELEME

Orhan Veli Şiiri Üzerine – Melek Koç
Yayınlanma: Güncelleme: 342 views

Nazım Hikmet bir şiirinde “ Bir çocuk gibi şaşarak yaşamak!” der. Biz de bir çocuk gibi şaşarak okuruz Orhan Veli’yi. Şiirleri bizi şaşırtır, gülümsetir. Tuhaf, serseri bir tat alırız, içimizde bir şeyler kımıldar. Durup yaşama bir de onun gözüyle bakarız.; biraz çocuksu, biraz mahzun, biraz dalgacı… Sonra, birden daha önce hiç dikkat etmediğiniz görüp de geçtiğiniz bir insan, bir ağaç, bir deniz kıyısı, bir kedi gözünüzde şimdi bambaşka bir anlam kazanır. Her şeyin  birdenbire ortaya çıktığı bir dünyada şaşırarak yaşamaya başlarsınız.

Ölümünün üzerinden yıllar geçse de bizi şaşırtmaya devam ediyor Veli’nin oğlu. Öyle ki bazen hiç olmadık yerde karşımıza çıkıveriyor. Bilmem hala yerinde duruyor mu? Gemlik’e doğru minik bir tepenin üzerinde bir levha vardı ve de üzerinde sizi uyaran hınzırca dizeler: “Gemlik’e doğru / Denizi göreceksin / Sakın şaşırma!”

Bursa’dan Yalova’ya gidişin en güzel yanıdır bu. Dizeleri okuduğunuz anda tepenin ardından birdenbire beliriveren Gemlik körfezi masmavi bir gülümseyişle herkesi şaşırtır. Sanki bilinmeyen bir el, şaka olsun diye Bursa ovasının orta yerine getirip koyuvermiştir denizi!

Orhan Veli’nin şiirine karşı çıkanlar, yaşamları boyunca hiç şaşırmamış kalemler olsa gerek. Onu, olması gerektiği gibi olmadığı için şair yerine koymazlar. Edebiyat dünyasında bazıları tarafından acımasızca yapılan eleştirilere karşı Orhan Veli kendisini Garip’ de şöyle savunur: “(…) Yazının peyda olduğu günden beri yüz binlerce şair gelmiş, her biri binlerce teşbih yapmış. Hayran olduğumuz insanlar bunlara bir kaç tane daha ilave etmekle acaba edebiyata ne kazandıracaklar? (…) Bir şiirde eğer takdir edilmesi lazım gelen bir ahenk varsa, onu temin eden şey ne vezindir, ne kafiye. O ahenk vezinle kafiyenin dışında da vezinle kafiyeye rağmen vardır!”

Orhan Veli, aruzun ve hecenin tüm inceliklerini bilen bir şair olarak şiirde yenilik arayışına girdiğinde, eski şiirin derinlerine inmeden yeninin ortaya çıkarılamayacağını biliyordu. Onun istediği, şiirin üzerindeki gereksiz süsleri atıp yalın bir söyleyişle şiire yeni bir soluk getirmekti. Bu düşünce ile arkadaşları Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat’la birlikte Türk Edebiyat Tarihinde ”Garip Hareketi” diye anılan çıkışlarıyla sokaktaki adamı şiirin içine alarak şiirde elit tabakanın tekeline son verdiler.

O, bir midye kabuğunun aralığından dünyaya bakarken, Dalgacı Mahmut edasıyla yazarken, gökyüzünü maviye boyarken, rakı şişesinde balık olmayı isterken hep yaşama sevinci ile doludur. Dizelerinde göstermek istemese de ruhundaki naifliği gizlemesi mümkün değildir: ”Deli eder insanı bu dünya / Bu gece, bu yıldızlar, bu koku / Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç” derken ne kadar karşı çıkarsa çıksın, kaleminin ucunda kendiliğinden çiçeklenir şairaneliği…

Bir deniz kıyısında yürürken kurumaya bırakılmış ağlara dokunursunuz. Deniz gelir elinize pul pul. Otobüs durağında Süleyman Efendi’ye rastlar, bir pencerenin aralığından şoförün karısı’nı görürsünüz. Bir el her şeyin sizin için olduğu bir dünyanın kapısından içeri itiverir sizi.

İçindeki yaşama sevinci toplumsal içerikli şiirlerinde ince bir ironiye dönüşür: “Peynir ekmek değil ama / Acı su bedava / Kelle fiatına hürriyet / Esirlik bedava / Bedava yaşıyoruz, bedava.”

Sadece bir kaç sözcükle içimize işleyerek, yüreğimize mıh gibi çakılan dizeler yazan kaç şairimiz vardır? Vatan İçin yazdıklarında politik ideolojiler ve hamaset yoktur. Canımızı acıtmaya ve düşündürmeye birkaç sözcüğü yetecektir: “Neler yaptık bu vatan için / Kimimiz öldük / Kimimiz nutuk söyledik!”

Hicvin ulaştığı son noktada durur Orhan Veli. İçindeki öfkeyi yumuşatmanın tek yolu vardır, o da bunu yapar Kuyruklu Şiir’de: “Uyuşamayız yollarımız ayrı, / Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi / Senin yiyeceğin kalaylı kapta/ Benim ki aslan ağzında / Sen aşk rüyası görürsün ben kemik / Ama seninki de kolay değil kardeşim / Kolay değil hani / Böyle kuyruk sallamak Tanrının günü!” Sosyal bir yara daha güzel nasıl hicvedilir?

Şairimizin yaşamında hangisini daha çok sevdiğini bilmediğimiz üç aşk vardır: İstanbul, deniz ve kadın. O, üç aşkını bir araya getirip inanılmaz bir şiir ortaya çıkarır: “Ağlar çekiliyor dalyanlarda / Bir kadının suya değiyor ayakları/ İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.”

İstanbul sokak sokak, kaldırım kaldırım, cıvıl cıvıl , serin serin geçer şiirlerinde.  İstanbul’un orta yeri sinema’ dır. Dinmiş lodosların uğultusu içinde gözlerini kapatıp doklardan gelen çekiç seslerini, sucuların hiç susmayan çıngıraklarını, bir yosmanın ayak seslerini dinler.

Her ne kadar kadınlarla hakkında çıkan söylentilere dedikodu dese de, onlar şiirlerinde vazgeçilmez bir yer tutar. İstanbul’u dinlerken de, Rumeli Hisarında oturup bir türkü tutturduğunda da hep bir kadın vardır imgeleminde. Tarifsiz kederler içinde, kırılgan bir sitemle yüklüdür dizeleri: “El konuşur sevişirmiş, bana ne / Sevdalım / Boynuna vebalim.”

Orhan Veli, denizi seyrederken dalgalarda kendi ruhunun çalkantılarını görür. Yüreğindeki med-cezirlerle yorgun düştüğünde içindeki yaşama sevincini yitirir. Alıp başını gidiverme tutkusu ağır basar: “Gün olur alır başımı giderim / Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda / Şu ada senin şu ada benim/ Yelkovan kuşlarının yanı sıra”

Şiirlerinde yer yer rastladığımız yoğun özgürlük arayışı ve her şeyi arkada bırakıp gitme isteğiyle bize ne anlatmak istiyordu sevgili Orhan Veli? Bastırılmış duygulardan, tutkulardan, kirlenmişliklerden arınıp kendimiz olmayı mı? “Heyy! / Ne duruyorsun be, at kendini denize / Geride bekleyenin varmış aldırma / Görmüyor musun her yerde hürriyet / Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol / Git gidebildiğin yere.”

Bir gün hepten alır başını gider Orhan Veli. Ve birdenbire olur her şey. Ardında acı bir şaşkınlık bırakarak… Henüz yolun yarısındayken, henüz yazılacak çok şiiri varken.

Epeyce yaklaştığını hissettiği ama bir türlü anlatamadığı o yerde umarım ışıklar içinde uyuyordur şimdi…

“Ağlasam sesimi duyar mısınız / Mısralarımda / Dokunabilir misiniz / Gözyaşlarıma ellerinizle? / (…) / Bir yer var biliyorum,/ her şeyi söylemek mümkün / Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum / Anlatamıyorum.”

Melek Koç

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.