Okuma Günlüğü: Kırmızı Pazartesi / Heybet Akdoğan

KİTAP İNCELEMESİ

Okuma Günlüğü: Kırmızı Pazartesi / Heybet Akdoğan
Yayınlanma: Güncelleme: 79 views

Onu bilinçli olarak öldürdük,’’ demişti Pedro Vicario, ‘’ama biz masumuz.’’ ‘’Belki Tanrı katında da öylesinizdir,’’ demişti Peder Amador. ‘’Tanrı katında da insanların gözünde de,’’ demişti Pablo Vicario da. ‘’Bu bir namus sorunuydu…”
                             
                                 ***

Bireyin büyüyüp geliştiği toplumun etkin bir öznesi olma süreci toplumsallaşmadır. Bu zaman aralığında birey, toplumun davranış kalıplarını, kültürel değer ve normlarını içselleştirerek benlik sahibi olur. Toplumbilimde, birey ile toplum arasındaki ilişkiyi açıklayan bireyin toplumsallaşma dönemi başlığı, toplumsallaşma diyalektiğinin en önemli aşamasıdır. Özne ve yapı arasındaki iradeciliği ve konumlandırmayı özetleyen bireyin toplumsallaşma süreci, toplum tarafından biçimlendirilen birey anlayışını temsil etmektedir. Bu döngüde bireyin değerleri, toplumsal değerlerlerin bütünüdür.

Bireyin rollerini sergilerken, toplumsal normlara kattığı moral değerleri, bireyin varolabilmesi için, toplumdan beklediği onay arayışıdır. Böylece birey ve toplumun birbirinden ayrılamaz olgular olduğu tanıtlanır. Bireyin kişilik imgesi, toplumun onu nasıl gördüğü ya da bireyin kendisini topluma nasıl göstermek istediğiyle ilgili rol dağılımının olgunlaştığı aşamadır. Bu evrede bireyin idealleri ve toplumun doğası, ortak bir yaşamın şartını zorunlu gördüğü gibi, ‘biz’ kelimesinin kimliğinide yaratmış olur. Çünkü birey, belirli bir zaman prosesi (toplumsallaşma süreci) içerisinde geçmişten geleceğe kolektif bir hafızaya sahip olmaktadır. Çünkü, şimdiki zaman eylemselliği ve gelecek zaman tasarımları toplumun ait olduğu mekân içinde, toplumsallaşmaya bağımlı bir biçimde gelişmek mecburiyetindedir.

Bireyin ve toplumun birbirine bağımlı olduğu ortak bilinci tasvir eden; Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Márquez tarafından kaleme alınan “Kırmızı Pazartesi” ( İşleneceğini Herkesin Bildiği Bir Cinayetin Öyküsü) romanı, Kolombiya’nın Sucre kentinde meydana gelen gerçek bir cinayet öyküsünü değerlendiriyor. Mekânın ve toplumsallaşmanın birey üzerindeki etkileri dikkate alınarak, novella tarzında yazılmış olan “Kırmızı Pazartesi” romanı, Sucre kentinde yaşayan herkesin önceden bildiği bir cinayet olayını; 60 yakın karakterle okuyucuya sunuyor. Eseri okuduğumuzda hadiseyi ilk önce bir namus cinayeti gibi algılıyoruz. Ama romanın konusu bilindik bir namus cinayetinden öte, evrensel olan toplumsal bir olguya dikkat çekiyor.

Her şeyden önce eserde namus cinayeti nedeniyle öldürülen; kanıksanmış bir kadın profili değil, aksine erkektir. Ve bu cinayeti, o kasabada yaşayan herkes önceden biliyor. Márquez’in gazeteci ve edebiyatçı kimliğiyle bağ kurarak yazmış olduğu bu yapıt, bireyin işlediği bir suçun, toplumsal kültürle nasıl bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Romanda, Santiago Nasar’ın ölümüne engel olabilecek bir toplumun; bilerek, isteyerek ve korkarak sessiz kalışı irdelenmektedir.

Toplumsal kuralların bireye hangi konularda fırsat tanıdığını ve bireyin toplumsal bir onayı kazanması için, toplum tarafından hangi davranışları sergileyebileceğinin işlendiği “Kırmızı Pazartesi” romanı, bireyin işlediği bir suçun kaynağının toplum olduğunu açıkça gösteriyor. Romanı üstünkörü olarak okuduğumuzda; öykünün baş karakterleri Santiago Nasar, Bayardo San Roman ve Angel Vicario’dur. Bayardo San Román, Vicario ile evlenmek istiyor. Vicario, Bayardo ile evlenmek istemiyor. Bu nedenle erkek kahraman, kızın ailesiyle konuşup, anlaşıyor. Vicario’nun ailesi, Bayardo’nun zengin bir insan olması nedeniyle, bu teklife büyük bir mutlulukla evet diyor. Düğün gecesinde Vicario’nun bakire olmadığının anlaşılmasıyla, Vicario babasının evine geri gönderiliyor. Vicario’nun ikiz olan erkek kardeşleri, bu namus lekesini temizlemek istiyorlar. Kız kardeşlerinin namusunu kirletenin Santiago Nasar olduğunu, Vicario’nun ağzından öğrenen ikiz erkek kardeşler, herkese Nasar’ı buldukları yerde öldüreceklerini ilan ediyorlar. Nihayetinde herkesin önceden bildiği cinayet işleniyor ve Nasar öldürülüyor.

Nobel ödüllü yazar Márquez, bu eserini bir gözlemci gibi; araştırmacı gazeteci yöntemiyle yazmıştır. Yazarın çocukluğunda şahit olduğu bir olayı, toplum ve birey arasındaki çözümlemelere dayanarak bizlere izah etmesi, töre cinayetleri hakkında önemli tahliller yapmamızı sağlıyor. Eserde, Bayardo San Roman tıpkı Nasar gibi aristokrat bir ailenin çocuğudur. Bayardo’nun, ruhban sınıfın hakimiyetinin güçlü olduğu bir kasabaya yerleşmesi ve Vicario ile evlenmesi, kitapta yaşanılan cinayet olayının toplumsal boyutu hakkında önemli bilgiler veriyor. Hikâyede, Bayardo ile Vicario’nun düğünleri, kasaba halkının sınıfsal konumunu anlamamıza yardımcı oluyor. Kasaba halkı fakirdir ama bu düğünde kasaba halkı alt sınıfa mensup olan ezik konumlarını hissetmeden neşeli bir şekilde eğleniyorlar. Düğünden sonra ise, yaşanılacaklar töre cinayetinin habercisi oluyor. Santiago Nasar, bir pazartesi günü öldürülüyor. Fakat dikkat çekici olan, romanda Nasar ile Vicario’nun ilişkisi hakkında herhangi bir cümlenin olmayışıdır. Vicario’nun buna rağmen kardeşlerine neden bir anlık düşünmenin ardından Nasar’ın adını verdiği; romanı okumak isteyenler için apayrı bir merak konusu olduğu gibi, bir esrar perdesininde aralanması için, okuyuculara sürükleyici bir okumanın pür- heyecânını yaşatıyor. Bununla birlikte cinayetin işlendiği sırada Nasar’ın masumluğundan beslendiği cesareti, haklı ve onurlu olmanın nasıl bir güç olduğu hakkında bizlere deneyimler kazandırıyor. Márquez’in “Kırmızı Pazartesi” isimli eserini okuduktan sonra toplumun, bireyin yaşamında bir kültür aktarıcısı ve aşılayıcısı olduğunu tekrar hatırlıyoruz. Bireylerin yaşamlarında belirleyici sosyolojik taban olan halkın; bireyin kişilik kodlarında ve ahlâki erdemlerinde asıl anahtar rolü üstlendiğini çok açık bir şekilde Márquez’in bu eserinde inceleyebiliyoruz.

Sosyal hayatta adı bazen töre bazen namus cinayetleri olarak ılımlaştırılan ve masumlaştırılan katliamların; gerçek anlamda sosyolojik bir olgu olduğunu ve yaşam hakkına yönelik bir gasp olduğunu; Márquez’in çocukluğunda şahit olduğu, daha sonra ise bizlerle paylaştığı bu yapıt sayesinde derinlemesine kavrıyoruz. Töre ve namus cinayetlerinin günümüz dünyasında önemli bir örneğini romanlaştırmış olan Márquez, insanlık tarihinde yazısız kurallar topluluğu diye bilinen törenin, toplumsal bilinçte bir tabu gibi muhafaza edildiğini ve bir kontrol mekanizması işlevi gördüğünü “Kırmızı Pazartesi” eseriyle insanlık hafızasına kazırcasına işlemiştir. Suçun kaynağının toplumsal bir altyapıya dayandığını ve bireyin suç motivasyonunda toplumsal değerlerin etkili olduğunu ispatlayan “Kırmızı Pazartesi” romanı, suçun temelinde olağan bir akış olduğunu, Nasar’ın öldürülüşüyle açıklamıştır.

Her suçun kendine özgü nedenleri olsa da, “Kırmızı Pazartesi” kitabında bireysel bir suçun aynı zamanda sosyal bir vakaya tekabül ettiğini idrak ediyoruz. Her bireyin toplumsallaşma sürecinde, etkin bir özne olma gayreti, “Kırmızı Pazartesi” romanından anlaşıldığı gibi, aslında bireyin yaşadığı toplum içerisinde kendine bir yer bulma çabasının arayışıdır. Bireyin, toplumun bir parçası olmak için sergilediği tutumlar, toplumun rızasını almak adına, bazen toplumun onadığı suç eylemleriyle karşılığını buluyor. Bu hakikat ise, birey ve toplumun birbirlerinden ayrılamaz olgular olduğuna ve toplumun bireyi var ettiği gerçeğine bizleri ikna etmektedir.

Heybet AKDOĞAN

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.