22. MEKTUP
Sevgili ah canım sevgili.
Emin olamamakla birlikte, sanırım ruhum yokluğunuza karşı bir savunma mekanizması geliştirdi. Son yaptığınız hamleden sonra iki gün üst üste hatırlayabildiğim rüyalarla uyanmak ister istemez böyle düşünmeme sebep oldular.
Bilinçaltı ve rüyalar hakkında bir takım ham bilgilere sahibim, ancak bu rüyalardan sonra sanırım ilk fırsatta daha etraflı bilgiler edinmeye çalışacağım. Kısa fakat oldukça ilginç bir rüya, hatta rüyanın sonunda uyandığımda kendi içimde yoğun bir ikilem yaşadım. Bir yanım kalk ve bunu not et, sabaha unutursun derken, tembel yanım uyu, bak gözlerini bile açamıyorsun diyordu. Gözlerimi açamadım ama tekrar uykuya dalmadan önce rüyamı kendime birkaç kez anlatarak zihnimde bir bellek oluşturmaktan da geri kalmadım. Sabah uyandığımda bunun işe yaradığını görmek benim açımdan elbette sevindiriciydi. Anlatmaya çalışayım izninle. Suları çekilmiş bir dere, belki de kurumuş bir ırmak yatağı. Her yanda yeşile çalan irili ufaklı kaya parçaları ve çakıllar göze çarpıyor. Siyah giysili ve boynunda kan kırmızısı eşarp bağlı bir kadın duruyor dere yatağının ortasında. Yüzü akış yönüne dönük hiç kımıldamadan duruyor. Saçları açıkta ve toplanmamış. Ben daha gerideyim ve yüksek bir yerden onu izliyorum. Önce orada mıyım, bu görüntü bana izletiliyor mu! yani rüyanın içinde miyim yoksa sadece bir izleyici miyim ayırdına varamıyorum. Yalnız, sonradan dikkatimi çeken bir şey, az da olsa şaşırmama sebep oluyor. Kadının boynundaki kırmızı eşarp adeta güçlü rüzgârlara maruz kalmış bir bayrak gibi savrulup dalgalanırken, saçlarının tek bir telinin bile kımıldamadığını fark ediyorum. O an bu bir ritüel, kadında özel bir insan olmalı diye geçiyor aklımdan. Benim orada olduğumu ve onu izlediğimi bildiğini hissediyorum ve bu üzerime bir ağırlık çökmesine sebep oluyor. Neredeyse nefes almayı unutmuşum.
Kadının hüzünlü bir duruşu var. Bir kadının hüzünlü olduğunu anlamak için illa yüzüne bakmanız gerekmiyor. Bunu nasıl beceriyorlar bilmiyorum fakat o duyguyu bir şekilde size aktarıyorlar. Zamanla boynundaki eşarbın dalgalanması sanki biraz yavaşlıyor. Durup dururken, bir anda onun yanına ulaşma arzusu ile doluyorum. Ona yaklaşmak ve eşarp uçlarının yüzüme dokunacağı bir mesafede durmak, yaptığı şey her neyse onun bir parçası olmak isteği doluyor içime. Bir anda zihnimde oradaki kadının siz olduğunuz beliriyor. Sizi tanıyabilmiş değilim, o olduğunuzu söyleyen bir ses de duymadım. Bu sadece bir beliriş, telepati gibi bir şey. Bu beliriş bir anda tüm dikkatimi kendime vermeme sebep oluyor ve ilk kez rüyanın içinde kendimi dışarıdan görüyorum. Sivri ve bir mermer yüzeyi kadar tutamaksız yamaçları olan tek parça bir kayanın üzerinde dururken görüyorum kendimi. Ve durduğum zirve ancak iki ayağın yan yana sığabileceği bir genişlikte. O an bunun bir kurban ritüeli, sunak taşının üzerindekinin de ben olduğumun ayırdına varıyorum. Merhametli bir rüzgâr eşarbınızın kokusunu getiriyor burnuma. Memnun oluyorum ama içimden keşke, keşke saçlarının kokusunu diyorum. Gözlerinizden yaşlar aktığını hissediyorum. Bir kadının ağladığını anlamak için gözlerine bakmaya ihtiyacım yok. Nasıl diye sormayın; Bu da benim sırrım olsun.
Sevgili, ah canım sevgili; ne yaparsanız yapın, şüphesiz beni maruz bıraktığınız şeye katlananlardan bulacaksınız, Bel ki sizden kurban isteyen her kim ya da her neyse, en değerli şeyinizi istemiştir de beni seçmişsinizdir diye avutuyorum kendimi. ( Hani, Tanrısı İbrahim’den en değerlisini istemişti ya!)
Kurbanınız kabul olsun.
Hoşça kal Canım sevgili.
MÜJGAN isimli romanımdan
Hakan Yakıcı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hakan Yakıcı Beyefendi’nin Müjgan romanını okuyanlardan biriyim. Daha ilk sayfalardan sizi bir düş bahçesine girdiriyor ve o bahçeden çıkmak istemiyorsunuz. Düşleriniz ve kaleminiz tükenmesin. Kutluyorum sevgili yazarımızı 👏
Kitabı ilk instagramda gördüm. Malesef kitabı stoklarda bulabilmek mümkün olmadı. Şiirle harmanlanmış bir roman. En çok mektuplar için okumak istedim.