Melek Koç yazdı: Yalnızlığın Sanatsal Tezahürleri: RILKE, VAN GOGH, KAFKA

İNCELEME

Melek Koç yazdı: Yalnızlığın Sanatsal Tezahürleri: RILKE, VAN GOGH, KAFKA
Yayınlanma: Güncelleme: 1.116 views

Yalnızlık, kimi zaman bir çöküşün eşiği, kimi zaman ise yaratıcı bir içsel derinliğin kapısıdır. Modern zamanların üç büyük ismi Rainer Maria Rilke, Vincent Van Gogh ve Franz Kafka, yalnızlığı bir kader değil, bir varoluş biçimi olarak yaşamışlardır.

Her biri kendi sanatında, insanın iç dünyasındaki çatışmaları, Tanrı’yla kurulan kırılgan bağı ve toplumla kurulamayan ilişkileri dile getirirken, yalnızlığı hem yara, hem de bir sığınak olarak resmetmişlerdir.

Rilke’nin şiirlerinde yankılanan metafizik yalnızlık,  Van Gogh’un fırçasında patlayan içsel fırtınalar, Kafka’nın metinlerindeki boğucu yabancılaşma onların yalnızlıklarının sanatsal ve ruhsal tezahürlerini yansıtır.

Rilke’ye göre yalnızlık, “Hayat, taşıyıcı kolonları çökünce enkazın altında acı çekenin kim olduğunu kimsenin bilmediği, ama perdenin yıkıma rağmen kapanmadığı kocaman bir tiyatro binasıydı.”*

Yalnızlık, Rilke’de bir eksiklik değil, ruhun derinleşmesi ve Tanrı’ya yaklaşması için gerekli koşuldur. Özellikle Malte Laurids Brigge’nin Notları ve Genç Bir Şaire Mektuplar’ da yalnızlık bir tür içsel arınma ve yaratıcı yoğunlaşma alanı olarak belirir: “İnsan yalnızken, her şey daha derin, daha karanlık ve daha gerçek olur.”  Bu satırda yalnızlık, bir tür hakikate ulaşma biçimi olarak sunulur. Rilke’ye göre, insan ancak yalnızken yüzeyin altına inebilir; gündelik hayatın gürültüsünden sıyrılıp varoluşun çıplaklığıyla karşılaşabilir.

 “Yalnızım. Kimse yok burada. Ve eğer biri gelseydi, ben yine yalnız olurdum.”  Bu cümle, Rilke’nin yalnızlığı bir mekânsal durumdan çok, varoluşsal bir hal olarak gördüğünü gösterir. Yalnızlık, başkalarının yokluğundan değil, içsel bir kopuştan doğar. İnsan, kalabalıklar içinde bile kendi içindeki boşlukla baş başa kalabilir.

Yalnızlığı hem fiziksel, hem de ruhsaldır: “İnsanlar karşılıklı nefretler içinde yatarken aynı yatakta yan yana/ Akar, akar yalnızlık ırmaklarca…” * Modern şehir insanının yalnızlığı daha nasıl anlatılabilir ki!

*R.M.Rilke’de Kendilik Kaybı,Yalnızlık ve Ölüm Korkusu/ Josef Kılçıksız/EK dergi 30.10.2021
** Yalnızlık / R.M.Rilke

Dua Saatleri Kitabı’nda  yalnızlığı, Tanrı’yla evren arasında kurulan sesiz bir diyalog olarak tanımlar. Bu ilişkinin ön koşulu yalnızlıktır:  “Tanrım, yalnız olanlar için Tanrı’sın sen”  Ona göre insan ancak yalnız kalarak kendi iç sesini ve Tanrının fısıltısını duy

Duino Ağıtları’nda  yalnızlık, insanın kozmik yalnızlığına dönüşür. Bu, dış dünyadan kopuştan çok, iç dünyanın derinliklerine iniş ve içsel evreni keşfediştir. Melekler ve kurtuluş sembolizmini kullanarak yoğun dini, mistik şiirlerinde yalnızlık evrensel bir yazgı olarak karşımıza çıkar.
Onun yalnızlığı bir tür inzivadır. Bu inziva  yaratıcı bir rahim gibidir; şiir, dua ve düşünce burada filizlenir. Rilke bu filizlenişleri, göğsüne dek gelen yüksek bir masanın önünde ayakta durarak yazarken, haftalarca hizmetçi kadının dışında kimseyi görmediği olur.  Valery, “Tanıdığım olağanüstü kişiler arasında en büyüleyici olanlardan biri  ve en esrarlı olanı” diyerek tanımladığı Rilke’nin yalnızlığı, varoluşunun bir koşulu olarak gördüğünü ve militan yalnızlığım, kutsal yalnızlığım dediği yalnızlığını gittiği her yere beraberinde götürdüğünü söyler.

Özetle, Rilke için yalnızlık tanrıya yaklaşmanın, evrenle bütünleşmenin ve insanın kendi içindeki sonsuzluğu keşfetmesinin yoludur. Van Gogh ve Kafka’dan farklı olarak bilinçli bir seçimdir.

&

Vincent van Gogh’un yalnızlığı, yalnızca bireysel bir ruh hali olmaktan öte, onun sanatsal üretiminin temelini oluşturan varoluşsal güçtür. Bu yalnızlık, hem fırçanın ucunda renk ve biçimle dile gelen içsel bir çığlık, hem de derin bir acıdan kaynaklıdır.

19.yy sonu Avrupa’da sanat, akademik kurallara ve ticari beğenilere göre şekillenirken Van Gogh’un içsel patlamaları bu normlara uymadığından, onun yalnızlığını pekiştirmiş, toplumla, sanat dünyasıyla, hatta ailesiyle bağlarını zayıflatmıştır.

“Yıldızlı Gece, Ayçiçekleri ve Arles’deki Yatak Odası gibi baş yapıtlarını Arles’de yalnız geçirdiği dönemlerde üretmiştir. Onun renkleri doğada göründükleri gibi değil, algıladığı gibidir. Onun fırçası yalnızlığının dilini konuşur. Titreyen gökyüzü, eğilen ağaçlar, kıvrılan yollar… bunlar onun iç fırtınalarının dışa vurumudur.

Van Gogh’un yalnızlığı ontolojik bir yalnızlıktır. O, kendisini dünyaya ait hissetmez. Kardeşi Theo ile mektuplaşmaları, onun bu yalnızlıkla baş etme çabasını ve duygusal kırılganlığını anlatır. Onun eserlerinde yalnızlık  bir varoluş biçimidir. Sanatçının iç dünyasını yansıtır. Bu mektuplardan birkaç alıntı yaparak sanatçının iç dünyasına ve genel ruh haline daha yakından bakalım:

“Dayanamıyorum artık Theo, yaşamın ağırlığına daha fazla dayanamıyorum. Unutmaya çalışıyorum, daha çok resim yaparak unutmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kulağımdaki çığlıklara karşı koyamıyorum.”
“Bazen öyle bir yalnızlık hissediyorum ki, sanki dünyada sadece ben varmışım gibi.”
“İnsanların bana karşı olan ilgisizliği, beni daha da içime kapatıyor. Ama yine de resim yapmaya devam ediyorum, çünkü başka çarem yok.”

Van Gogh bu yalnızlıkla başa çıkmak için doğaya yönelir. Doğa onun için bir sığınak,bir dost ve hatta içsel bir yankıdır.  Yine mektuplarına dönersek, “Doğada yürümek, yalnızlığımı unutmamı sağlıyor. Ağaçların sessizliği, insanların gürültüsünden daha anlamlı.”

Van Gogh, doğayla arasındaki sınırları siler. Ağaçlara, gökyüzüne sadece bakmakla kalmaz, onunla bütünleşir.“Doğanın içinde olduğumda, yalnız değilim. Her şey benimle konuşuyor gibi.”  Bu satırlar, onun doğayı bir tür canlı varlık gibi algıladığını ve yalnızlığını doğayla konuşarak hafiflettiğini gösterir.

Onun yalnızlık/Doğa ilişkisi, sadece duygusal değil, aynı zamanda estetik bir düzlemde yol alır. Resimlerinde doğa, yalnızlığın biçim almış halidir. Yıldızlı Gece, Buğday Tarlası ve Kargalar yalnızlığının doğanın diliyle anlattığı tablolarıdır.

Kısa yaşamının büyük bir bölümünde yalnızlığını doğadan başka paylaşacak kimsesi yoktur. Ne bir tek dost, ne bir kadın, ne çocuklar.  Ne  de kardeşi  Theo’dan başka sanatından anlayan. Tablolarını ucuza almaya gelen tek bir koleksiyoncu bile.

Van Gogh, varoluşunu sanatına adar,  bu uğurda yalnızlığı, deliliği, hatta ölümü göze alır. Tek sığındığı liman sanatıdır. Ne ba Csık tavanlı tek göz odası, ne Remy tımarhanesinde geçirdiği sıkıntı ve acı dolu günler ne de ölüm dürtüsüyle yaşadığı nevrozlar onu resim yapmaktan alıkoyar.

Kendi portrelerini ayna karşısında yaparken, sanki bir başkasıymış gibi ruhuna nüfus etmeye çalışır, karşısındaki kızıl sakallı, sarışın genç adamın hem kendisi, hem başkası olurdu.

 Her birinde kendini ve karakterinin bir başka özelliğini değişik bir Vincent’ı ön plana çıkararak 30 portresini yapan Van Gogh, yaşamı boyunca 800 kadar tablo yapmasına rağmen yaşadığı sürece tek bir tablo satabilmiştir.

&

Kafka’ya gelince, yalnızlığı bir kader gibi yaşar. Ne seçer, ne de kaçabilir. O yalnızlığında ne Rilke gibi tanrıya ulaşabilir, ne de Van Gogh gibi doğaya sığınabilir. Onun yalnızlığı, çocuklukta temellenmiş bir dışlanmışlık ve sevgisizlikle beslenen duygusal bir yaradır. İçe dönük, kelimelerle örülü bir labirentir. Otoriter ve baskıcı bir baba figürü karşısında kendini yetersiz, suçlu ve değersiz hisseder. Bu duygular onun eserlerine de sızar. Ancak Kafka bu duyguyu pasif bir kapanmaya değil, üretken bir yazıya dönüştürür.

Acı kelimelere dönüşür, kelimeler ise evrensel bir varoluş sancısına tanıklık eder. Toplumsal düzlemde ise Kafka’nın yalnızlığı, modern bürokrasinin ve sanayi toplumunun bireyi değersizleştiren yapısına karşı çaresiz bir direniş biçimidir. Karakterler görülmeyen bir otoriteyle çevrilidir. Neyle suçlandıklarını bilmeden yargılanır, ulaşmak istedikleri yere asla varamazlar. Toplumdan dışlanan bireyler yalnızlaşır ve yabancılaşırlar.

Kafka, kendisiyle özdeşleşen uzun öyküsü Dönüşüm’de bireyin nasıl  bir böceğe dönüşerek kendine yabancılaşmasını gözler önüne serer. Bu bedensel değişim aynı zamanda ruhsal yalnızlığının bir alegorisidir. Josef K.nın sebebini bilmediği bitmeyen Dava’sında, Şato’nun kapısında bekleyen K’da bireyin yalnızlığı bir yazgı olmaktan çıkar , insanlığın ortak sancısı olur.

Kafka’nın günlük ve mektuplarında da yalnızlık derin bir kendini sorgulamaya dönüşür. “Yalnızım, çünkü kimse beni anlamıyor ve ben de kimseyi anlamıyorum” ifadesi onun yalnızlık anlayışını özetler.   Kafka’da yalnızlık, iletişimsizlikle, suçluluk duygusuyla ve sürekli ertelenen bir anlam arayışıyla iç içedir.

Onun yaşamındaki  bireysel yalnızlığı ve yabancılık olgusunun bir başka nedeni ise yaşadığı çevre ve toplumsal ilişkileridir. Yahudi asıllı olduğu için Hıristiyan çevre tarafından dışlanmış, o ise dine ilişkin sorularının yanıtını İncil’de aradığından Yahudi toplumuna yabancı kalmıştır. Çek kökenli bir aileden geldiği halde anadili Almanca olduğundan tam bir Çek sayılmamıştır. Almanlar ise Yahudi olduğu için onu kendilerinden görmemiştir.   Her iki dinde ve toplumda yeterince kabul görmemesi, Kafka’nın dış dünya ile olan yabancılaşmasını pekiştirmiştir.

Kafka’nın yalnızlığı, edebiyatta bir alegori, felsefede ise bir varoluş sorunsalı olduğundan, o, yalnızlığının hem edebi, hem de felsefi boyutlarını en güçlü şekilde dile getiren yazarlardan olmuştur.

Onun yalnızlığı bir anlamda çağının ruh halini yansıtır. Modern bireyin Tanrı’dan , toplumdan, hatta kendinden kopuşunu anlatır. Bu nedenle onun yalnızlığı 20.yy’ın ruhsal haritasında merkezi bir yer tutar.

Melek Koç

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

Kaynakça:
Son Fasıl / Nedim Gürsel/Doğan Kitap 2021
Theo’ya Mektuplar/ Vincent Van Gogh/ Remzi Kitabevi /2019
Dönüşüm/ Franz Kafka / Can Yay. 2019 çev. Ahmet Cemal
Dava/ Franz Kafka / Olimpia Yay. Çev.Tuğrul Dursun 
Necatigil, Rilke ve Yalnızlık/ Prof. Dr.Rahim Tarım / Türklük Bilimi Araş. S.47 2020

YORUMLAR (2)

YORUM YAZ

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.