Kaybediş – Mert Happy

ÖYKÜ

Kaybediş – Mert Happy
Yayınlanma: Güncelleme: 137 views

KAYBEDİŞ

Muhtar durup arkasından baktı. Komşusu İbrahim’in yüzü sirke satıyordu. Kendi kendine ağzında bir şeyler geveleyip onu görmezden gelip, yanından geçti gitti. Küs değillerdi. Neden selamını almamıştı? Arkasından seslenmek istediyse de komşusu Mehmet’in de selamının alınmadığını görünce durumunun ona has olmadığını anladı. İbrahim’in bu davranışı bir anlamı getiremedi. 

-Hayırdır Mehmet, nesi var bunun? 

+Duymadın mı muhtar? 

-Neyi? 

+İbrahim parayı kaybetmiş. 

 

BULUŞ 

 

   Ayşe kimsenin onu göremeyeceği parkın sote bir köşesinde bulduğu ilk banka attı kendisini. 

   Sol memesinin altındaki kalbi dolgu memelerini sallamaya yetecek kadar coşkuyla atıyordu. İlk  hırsızlığını gerçekleştirmiş acemi bir hırsız gibi etrafına bakındıktan sonra siyah poşeti tekrar açtı. 

Gözleri yuvalarından poşete düşmek üzereydi. Öylece kalakaldı. Beyin ölümü gerçekleşmiş gibiydi.

Dudaklarından şunlar döküldü:

-Allah’ım sana şükürler olsun. 

-Allah’ım sana şükürler olsun. 

-Allah’ım sana şükürler olsun. 

 

KAYBEDİŞ 2

 

-Allah senin belanı versin. 

-Allah senin belanı versin. 

-Allah senin belanı versin. 

    Hatice yerde bulduğu irili ufaklı taşları karşısında şeytan görmüşcesine, şeytan taşlar gibi olağan gücüyle kocası ibrahim’e fırlatıyor, beri yandan ağlıyor; beri yandan beddualar ve küfürler savuruyordu. Terden ıslanmış saçları, yazmasının altından sıyrılıp, gün ışığı ve Hatice’nin ayağının altından kalkan tozlarla buluşup yüzüne çarpıyor, sinirden kızgınlıktan kızaran yüzü batmakta olan güneşin yarattığı tan kızıllığı ile buluşuyor ve ortaya en iyi ressamların fırçalarından çıkmışçasına bir manzara çıkıveriyordu.  

+Yapma Hatice bacı. 

Muhtar ve karısı komşularının sesine koşup gelmişti.

+Her şeyin bir hal çaresi vardır. 

    Hatice hiç kimseyi görmüyor, hiç kimseyi duymuyordu. Çocuğunun ameliyatı için neleri var neleri yoksa satmışlardı. Yıllardır para gitmesin diye kendisine bir yazma bile almamıştı. Her gün evlere temizliğe gidiyor, kolu komşunun verdiklerini giyiyordu, fakat oğlunun ameliyat parasının biriktiğini gördükçe çektiği bütün acıları unutuyor ve bir gün oğlunun sağlıkla evinden uyanacağı günü hayal ediyordu.

-Allah senin belanı versin. Boynun altında kalsın.

Sesin çıkmaz olmuştu. Gözleri kapandı, başı döndü ve göz kapakları gözlerini kapatınca kendisini yerde  buldu. 

 

BULUŞ 2

 

    Ayşe oturma odasında dört dönüyor, arada siyah poşeti açıp paralara bakıp kaba etlerini çimdikliyordu.

    Her şey ona bir sanrı gibi geliyor, aklına hakim olmakta zorlanıyordu. 

Kocası Ömer ve oğlu Hasan hastaneden çıkmış eve doğru yola koyulmuşlardı. Kocasının bu duruma nasıl tepki vereceğini kestiremiyor, kah olumlu karşıladığı şekilde hayaller kuruyor, kah parayı bulduğu yere bırakmaları gerektiğini söylediği hayalleri kafasından geçiriyordu. Olumlularda tebessüm ediyor, olumsuzlarda yüzü düşüyor, ağlamaklı oluyordu. 

    Kocası odada dört dönen karısını görünce bir şeylerin ters gittiğini anladı.

-Neyin var senin?

Ayşe hiçbir şey söylemeden odada dönmeye devam etti. Eflatun rengi ojelenmiş tırnaklarını yiyordu. 

-Sorun ne? Neyin var? gel otur.

+Nasıl anlatayım bilemiyorum! 

-Kıyısından köşesinden başla. 

    Ayşe televizyon ünitesinin çekmecesinde sakladığı siyah para dolu poşeti alıp kocasının önüne bıraktı. Ömer bir poşete bir karısına bakıyor karısının bu poşette neyi saklandı merak ediyordu. 

+Buldum! 

Ayşe’nin sesi o kadar kısık çıktı ki, kendi sesini kendisi bile ancak duyabildi. Duyduğu şeyin sesi mi, yoksa düşüncesinin fısıldaması mı bunu dahi bbilemedi. 

-Ne dedin anlamadım? 

+Buldum diyorum buldum!

-Neyi buldun?

Cevap vermeden gözleriyle poşeti işaret etti. 

Ömer poşeti açıp paraları görünce küçük dilini yutmak üzereydi. Kısa bir zaman odaya sessizlik hakim oldu. Bu zaman zarfında sadece 30 tik ve 30 tak duyuldu. 

-Nereden çıktı bu para?

+Buldum.

-Nerede buldun? Nasıl buldun?

Ayşe başından geçen her şeyi noktasına virgülüne varıncaya dek anlattı kocasına. 

Ömer bir süre düşündükten sonra, 

Bekledi. 

Bekledi. 

Bekledi. 

-Hasanımız kurtulacak!

 

KAYBEDİŞ 3

 

Kahvehane ile karakol arasındaki 3 kilometrelik yolu 5. kat edişiydi ve henüz öğle ezanı okunmamıştı. Gözleri kan çanağına dönmüş, saçı başı dağılmış, 3 gündür banyo yapmadığı için üstüne ufunet sinmişti. Bir kez daha giderse karakoldakiler tarafından azarlanacağını biliyordu. Bu yüzden karakola gitmek yerine ilçede tanıdığı tanımadığı ne kadar insan, ne kadar esnaf varsa hepsinin kapısını aşındırıyor, tek tek kulaklarına kaybolan bir para ile ilgili dedikodu gelip gelmediğini soruyordu. 

Muhtar ve diğer köylüler bu olaydan derin üzüntü duydukları için onlar da ellerinden ne geliyorsa yapmaya çalışıyorlar, diğer ilçelerdeki tanıdıklarına çevre köylerin muhtarlarına haber salıyor, ildeki tüm ilçe ve köylerdeki camilerden kaybolan parayı anons ettiriyorlardı.

-Sevgili ilçe halkımız falanca ilçenin falanca köyünde İbrahim ağa oğlunun ameliyatı için biriktirdiği parayı kaybetmiştir.  Bulanların Allah rızası ve insanlık namına parayı camimize getirmeleri rica olunur. 

    Yaşadıkları ilin bütün camilerinde iki gündür her ezan sonrası bu anons yankılanıyor, fakat hiçbir gelişme yaşanmıyordu. İkinci günün sonunda anonsun sonuna bir de parayı getirene İbrahim Ağa’nın köylüleri tarafından hediye verileceği anons edildi. Ama nafile, sanki öyle bir para hiç toplanmamış ve hiç kaybolmamış gibiydi, hatta üçüncü günün sonunda ilde bazı kesimler bunun İbrahim ve onun köyleri tarafından tezgahlanan bir oyun olduğunu söylemeye başladılar. 

-”Parayı toplayamayınca ildeki herkesi böyle bir yalana inandırıp aklı sıra kaybettiği miktarı herkesten azar azar toplayacaklar” şeklinde bir dedikodu aldı başını gitti. Dedikodu öyle bir noktaya geldi ki, o haftadaki cuma hutbesinde ildeki tüm imamlar durumu hatırlatıp cuma çıkışı para toplayacaklarını söylediyse de, bu dedikodu yüzünden daha önce camiye alınacak ampuller için toplanan paradan bile daha az para toplandı. 

O günden sonra herkes umudunu kesti, camilerden ezan sonrası anons yapılmadı, köylüler rutin hayatlarına devam ettiler. İbrahim Hatice ve oğulları kendi yalnızlıklarıyla kaldılar 

 

BULUŞ 3 

 

Ömer ve Ayşe kaybolan para hakkında yapılan anonsları duymuş konuyla ilgili detayları öğrenmişlerdi. Buldukları bu para başka bir çocuğun parasıydı. 

-Bence geri vermeliyiz. Kim bilir çocuğun ailesine ne haldedir! 

+Hayır geri vermiyoruz. Oğlumun gözlerimin önünde ölmesini izleyemem. Ana yüreğim artık buna dayanmıyor. 

-Başka bir annenin yüreğinin yanması seni üzmüyor mu?

+Tabii ki üzülüyorum, ama insanın söz konusu kendi evladı olunca canileşiyor. Annelik her ne kadar içinde merhamet barındırsa da söz konusu kendi evladı olduğunda, doğada ondan daha vahşi bir varlıkla karşılaşamazsın. 

Ömer ve Ayşe’nin bu söz düellosu 3 gün sürdü ve sonunda Ömer de yenik düştü. 

 

FİNAL 

 

Dedikodular o kadar büyüdü ki İbrahim’in kendi köylüleri dahi onun gerçekten böyle bir parayı biriktirmediğini düşündüler, hatta bazısı oğlunun hasta bile olmadığını söyleyecek cesareti buldu. Herkes tek tek ona sırt çevirmeye başladı. Hiç kimse artık maddi ya da manevi yanlarında değildi. İbrahim ve ailesi bir başına yalnız kaldı. 

Elindeki avucundaki her şeyi sattığı için oğlunun tedavisini aksatmaya başlamıştı. Oğlunun bedeni ve ruhu  bu olaydan sonra sadece 6 ay daha dayanabildi. 

İbrahim ve karısı tarifsiz bir acı yaşıyorlardı Hatice parayı kaybettiği günden beri kocasıyla konuşmuyordu.

 

-Buna emin misiniz? 

+Evet eminim doktor bey, oğlumun organlarını bağışlamak istiyorum. Bir başkasının oğlu ölmesin.

 

Cenazeden hemen sonra Hatice bohçasını alıp baba evinin yolunu tuttu. İbrahim artık bu dünyada bir başına kalmıştı. Her gün oğlunun mezarını ziyaret ediyor, ölümünden kendini suçluyor, her gün dövünüyordu.

Cenazeden 4 gün sonra doktor aradı ve oğlunun kalbini başka bir çocuğa nakil edildiğini ailenin kendisini görmek istediğini söyledi.

Ömer ve Ayşe İbrahim’i oğullarının odasında karşıladılar. Doktor onlara İbrahim’i taktim etti ama başından geçenlere hiç değinmedi. İbrahim de aile üzülmesin diye başından geçenleri anlatmadı. Onlar da hiçbir zaman gerçekleri öğrenemediler. 

 

Olaydan 10 yıl sonra Hasan kırmızı ışıkta durmayıp İbrahim’e çarptı. Hızlı olduğu için İbrâhim oracıkta can verdi. Cebinde 10 kuruş ve oğlunun bir fotoğrafıyla… 

Mert Happy

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.