Jacob RİİS, Pansiyonerler Fotoğrafı ve Fotoğrafın Etkileri / Tamer Çiçekdemir

İNCELEME

Jacob RİİS, Pansiyonerler Fotoğrafı ve Fotoğrafın Etkileri  / Tamer Çiçekdemir
Yayınlanma: Güncelleme: 652 views

Jacob Riis’in çektiği “Pansiyonerler” adlı bu fotoğraf,
1889–1890 dolaylarında New York’un Bayard Cadde-
si’ndeki kalabalık bir odada çekilmiştir. Fotoğrafta, gece-
leri 5 cent ödeyerek oda kiralayan ve yaklaşık 13 metre
uzunluğundaki dar bir odada 12 kişi barınmak zorunda
kalan insanlar görülür. İlk bakışta sadece kalabalık bir iç
mekan gibi duran bu kare, aslında 19. yüzyıl sonu
Amerika’sında yoksulluğun, göçün, sınıfsal eşitsizliğin ve
barınma sorununun ne kadar sert yaşandığını gösteren
güçlü bir belgedir. Jacob Riis’in bu çalışması, daha sonra
büyük yankı uyandıran How the Other Half Lives
(Diğer yarı nasıl yaşıyor) projesinin en çarpıcı örneklerinden
biri olarak kabul edilir.

Jacob Riis, Danimarka doğumlu, Amerika’ya göç etmiş bir
gazeteci, sosyal reformcu ve öncü belgesel fotoğrafçı olarak
anılır. Önce muhabirdi; özellikle polis-adliye haberleri takip
ediyordu. Yani yoksulluğu dışarıdan romantikleştiren biri
değildi; bizzat New York’un arka sokaklarında, barınaklarında
tenement denen aşırı kalabalık kiralık yapılarda dolaşıyordu.
Onun farkı, yazıyla anlatılan sefaletin çoğu zaman orta ve üst
sınıf tarafından duyulmadığını görmesi oldu. Bunun üzerine
fotoğrafı bir kanıt, bir teşhir ve toplumsal baskı aracı olarak
kullanmaya başladı. Bu yönüyle Riis, fotoğrafı yalnız estetik
bir nesne olmaktan çıkarıp sosyal değişim için kullanılan bir
belgeye dönüştüren en önemli isimlerden biridir.

Fotoğrafa dikkatle bakıldığında ilk hissedilen şey
kalabalıktan çok sıkışmışlık duygusudur. İnsan bedenleri bu
odanın içinde doğal biçimde yer almıyor; sanki zorla aynı
alana doldurulmuş gibi duruyor. Zeminde uzananlar, dar
tahta bölümlerde dinlenenler, duvar diplerine çekilmiş
bedenler ve aralarına sıkışmış soba, tencere, torba, ayakkabı
gibi eşyalar bu mekanın bir ev değil, yalnızca geceyi
geçirmek için kullanılan sağlıksız bir barınak olduğunu
düşündürüyor. Burada mahremiyet yok, ferahlık yok,
dinlenmenin huzuru yok. Fotoğraf bu yönüyle yalnızca
insanların kaldığı yeri değil, yoksulluğun mekana nasıl
sindiğini de gösteriyor.

Bu karede yanmayan dökme demir soba ve hemen yanı
başındaki yataklar, sıcak bir yuva hissinden ziyade temel
ihtiyaçların karşılanamadığı bir yoksunluğu ve mahremiyetin
tamamen yok oluşunu simgeler. Tavandan sarkan çuvallar
adeta oda gibi insana ruhunun sıkışmışlığını.Yerdeki eskimiş
botlar ve kirli battaniyeler ağır işçiliğin insan onurunu nasıl
aşındırdığını, üst üste yığılmış bedenler ise bireyin sadece
birer iş gücü birimine dönüştüğünü anlatır. Odayı aniden
aydınlatan sert flaş ışığı hem toplumun görmezden geldiği
bu sefaleti bir “suçüstü” anı gibi gün yüzüne çıkararak
toplumsal bilinci uyandırır hem de magnezyum patlamasının
yarattığı o “şaşkın bakışlarla” birleşerek fotoğrafa geleneksel
estetikten uzak, sarsıcı ve belgesel bir sanatsal güç katar.

Jacob Riis’i önemli yapan şey, yalnızca fotoğraf çekmesi
değil, bunu toplumsal bir amaçla yapmasıdır. Danimarka
doğumlu olan Riis, Amerika’ya göç ettikten sonra New
York’un yoksul mahallelerini, göçmenlerin yaşadığı kiralık
evleri ve şehrin görünmeyen yüzünü yakından tanıdı.
Gazeteci kimliği sayesinde bu hayatları sadece gözlemle-
medi; belgeledi, anlattı ve kamuoyuna taşıdı. Onun için fotoğ-
raf estetik bir uğraş olmaktan çok, görmezden gelinen ger-
çeği açığa çıkaran bir araçtı. Bu yüzden çalışmaları belgesel
fotoğraf tarihinde önemli bir yere sahiptir.

Riis’in çekim tekniği de bu etkinin önemli bir parçasıdır. Ka-
ranlık iç mekanları görüntüleyebilmek için magnezyum flaş
kullanmıştır. Bu teknik sayesinde loş ve havasız odaların içi
sert biçimde aydınlanmış, normalde görünmeyen ayrıntılar
görünür hale gelmiştir. Flaşın etkisi fotoğrafa doğrudan yan-
sır: ışık yumuşak değil, serttir; duvarların kiri, zemindeki dü-
zensizlik, yüzlerdeki yorgunluk daha keskin görünür. Bu yüz-
den fotoğrafın etkisi estetik bir güzellikten değil, saklanan
gerçeğin aniden açığa çıkmasından gelir. Magnezyum flaş
burada sadece teknik bir yardımcı değil, fotoğrafın sertliğini
artıran bir unsurdur. Aynı zamanda bu teknik fotoğrafta ba-
zen kişilerin gözlerinin patlamasına ya da şaşı gibi çıkması-
na neden olmuştur.

Bu görüntüyü daha iyi anlamak için dönemin toplumsal ko-
şullarına da bakmak gerekir. 19. yüzyılın sonlarında Ameri-
ka’da sanayileşme hızla büyüyor, şehirler kalabalıklaşıyor ve
özellikle New York büyük göç dalgaları alıyordu. Fabrikalar
ve limanlar ucuz iş gücüne ihtiyaç duyarken, göçmenler ve
işçi sınıfı çok kötü barınma koşullarında yaşamaya zorlanı-
yordu. Üst sınıflar için ilerleme ve modernlik anlamına gelen
bu dönem, alt sınıflar için dar odalar, düşük ücret ve sağlıksız
yaşam alanları anlamına geliyordu. İşte Riis’in fotoğrafı
tam da bu çelişkiyi görünür hale getiriyor. Bir yanda büyüyen
ve modernleşen bir ülke, diğer yanda bu büyümenin altında
ezilen insanlar var.

Bu fotoğrafta gördüğümüz şey yalnız bireysel yoksulluk değil
yapısal eşitsizliktir. Bu insanlar kötü koşullarda yaşıyorsa
bunun nedeni kişisel eksiklikleri değil; onları bu hayata iten
ekonomik ve toplumsal düzendir. Göçmen emeğinin ucuz
görülmesi, kiralık evlerin denetimsizliği, şehir planlamasın-
daki eşitsizlik ve kamusal sağlık anlayışının yetersizliği bu
görüntünün arkasındaki asıl nedenlerdir. Fotoğraf bu yüzden
sadece bir oda fotoğrafı değildir; bir dönemin sınıf yapısını
ve kent düzenini de gösterir.

Riis’in bu projeyle amacı çok açıktır: toplumun görmezden
geldiği hayatları görünür hale getirmek. O, New York’un par-
lak yüzünün arkasında kirli, kalabalık ve sağlıksız bir yaşam
olduğunu göstermek istemiştir. How the Other Half Lives
(Diğer yarı nasıl yaşıyor) projesi bu anlamda yalnızca bir fo-
toğraf çalışması değil, aynı zamanda bir reform çağrısıdır.
Riis, fotoğrafı yalnız belge olarak değil, insanları rahatsız
eden ve düşündüren bir toplumsal uyarı olarak kullanmıştır.
Onun çalışmaları, dönemin barınma koşulları ve kent reform-
ları üzerine tartışmaların güçlenmesinde etkili olmuştur.

Bugünden bakıldığında Riis’in yöntemi tamamen sorunsuz
görünmeyebilir. Ani flaşla çekilmiş, mahrem alanlara giren ve
fotoğraftaki insanlardan izin alınmadan çekilip sergilemiş
olan bu görüntüler günümüz fotoğraf etiği açısından tartışı-
labilir. O günlerde henüz yeterince oluşmayan ve yasalaş-
mamış fotoğraf etiği/yasaları  kavramını bu  bağlamda  iyi
değerlendirip  bugün bile belgesel fotoğrafçılığın  önünde
projelere imza atmıştır. Yine de tarihsel bağlam içinde düşü-
nüldüğünde, onun yaptığı işin etkisi açıktır. Çünkü Riis görün
meyeni görünür hale getirmiş, insanların görmezden geldiği
bir hayatı gözlerinin önüne sermiştir.

Jacob Riis’in Pansiyonerler fotoğrafının içinde yer aldığı How
the Other Half Lives (Diğer yarı nasıl yaşıyor)  sarsıcı çalış-
ması, New York’un karanlık ve havasız pansiyonlarındaki se-
faleti gün yüzüne çıkararak 1901 Tenement House Act
(Konut Yasası) gibi devrim niteliğindeki reformların yolunu
açmış; bu yasa ile her odaya dışarıya açılan pencere, daire
içi tuvalet ve yangın merdiveni zorunluluğu getirilmiştir.
Riis’in bizzat yakın dostu olan polis müdürü Theodore
Roosevelt ile yürüttüğü mücadele sayesinde şehrin en teh-
likeli bölgesi olan Mulberry Bend yıkılarak yerine parklar ya-
pılmış, çocuk işçiliğine karşı denetimler sıkılaştırılmış ve in-
sanlık dışı polis pansiyonları kapatılmıştır. Bu proje, yoksul-
luğu kişisel bir kader olmaktan çıkarıp devlet eliyle düzeltil-
mesi gereken sistemik bir çevre sorunu olarak tanımlayarak
modern şehircilik ve toplum sağlığı yasalarının temelini
atmıştır.

“Pansiyonerler” fotoğrafı bu yüzden yalnızca tarihi bir belge
değildir. Aynı zamanda fotoğrafın toplumsal gücünü göste-
ren çok önemli bir örnektir. Bu kare, yoksulluğu soyut bir kav-
ram olmaktan çıkarıp somut, sert ve inkar edilemez bir ger-
çeklik haline getirir. Bence fotoğrafın en büyük etkisi de bu-
rada başlar. Çünkü bazen uzun yazıların anlatamadığını tek
bir kare anlatabilir. Jacob Riis bu fotoğrafıyla yalnız bir odayı
değil, bir dönemin vicdanını da görünür hale getirmiştir.
Peki soralım; Fotoğraf, değişimin öncüsü olabilir mi?

Kaynakça
Riis, Jacob. Öteki Yarısı Nasıl Yaşıyor, New York, 1890.

Modern Sanat Müzesi (MoMA), “Jacob August Riis, Bayard
Caddesi Kiralık Evinde Kalanlar, Beş Sentlik Yer”.

Tamer ÇİÇEKDEMİR 

YORUMLAR (1)

YORUM YAZ

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.