Ege’nin Gizemli Notları / Duygu Ataç

ÖYKÜ

Ege’nin Gizemli Notları / Duygu Ataç
174 views

İçinde yaşanmışlık barındıran herşeyi çok severdi. Bu sebeple ikinci el kitaplar onu çok etkiliyordu. Zaman zaman sahafları dolaşır, kitapları inceler, hikayelerini onlardan dinlediğini düşünmeye bayılırdı.

Yakın zamanda bulduğu bir kitapla başbaşaydı bu gece. Açmadan önce bir soru yönelti kitaba. Bu çok eskiden duyduğu bir numaraydı. Kitapların en yakın dostlar olduğunu öğrendiği bir zamandan. ” beni neler bekliyor yaşlı dostum” dedi ve rastgele bir sayfasını açtı. Açtığı sayfada eski bir kağıda özenle alınmış bir notlar çıktı. Kağıdın arkasında bir de numara bulunuyordu. Neredeyse planlı bırakılmış gibi hissettirmişti. Şöyle bir göz gezdirdikten sonra notu bir kenara bıraktı ve kitabı okumaya koyuldu.

Okudukça, alınan notların vurucu alıntılar olduğunu anladı. Belli ki okumanın hakkını veren biriydi. Notların sahibini merak etmeye başladı. “Acaba nasıl biriydi” diye geçirdi içinden. Gençmiydi yoksa yaşlı birimiydi veya kadın ya da erkekmiydi? Merakı birkaç gün daha devam etti ve sonunda o numarayı aramaya karar verdi. Telefon çalıyordu, şaşırdı. Telefondan gelen ses şaşkınlığını dağıtmıştı. Buğulu, tok bir erkek sesiydi. Kimin aradığını anlamaya çalışan bir tedirginlikle “alo” demişti. Telefonun icadından bugüne dek kim bilir kaç milyar kez söylenmiş olan o sıradan kelimeyle başladı.

Konuşmaya başladılar. Ege önce kendini tanıtarak başladı ve numarayı nereden bulduğundan, nottan ve merakından bahsetti. Alaz’da kendini tanıtan kısa bir konuşmanın ardından kitaplarını çok sevdiğinden fakat talihsiz bir süreçte satmak zorunda kaldığından bahsetti. Yarım saatlik bir konuşmanın ardından tanıştıklarına memnun olduklarını belli eden cümlelerle kapattılar telefonlarını. Ege ilk izlenimleri ve derin düşünceleri ile başbaşa kalmıştı.

Bu telefon görüşmesini izleyen günler yenilerini beraberinde getirdi. Her geçen gün daha sıkı bir merak kaplıyordu içini.  Sonunda görüşmek istediğine karar verdi ve bu konuyu Alaz ile konuşmalıydı. Fakat bir sorun vardı. Yüreĝini böylesine hoplatan duygular gözünü korkutuyordu. Yıllarını verdiği yalnızlığını bir çırpıda silip atmak ona korkunç hissettiriyordu. Bu düşüncelerle eline aldığı telefon aniden çaldı. İrkildi. Arayan Alaz’dı . Şimdiye kadar yalnız sesini duyduğu adam, geçiştirilmiş hal hatır seramonisinin ardından sadede gelmiş, buluşmak istediğini söylemişti. Buna hem heyecanlanmış hem de tedirgin olmuştu. ” söylemediklerimi de duyuyor” diye geçirdi içinden. Hızlı bir konuşmanın ardından karar verildi ve telefonlar kapatıldı. Şimdi bekleme zamanıydı.

Beklenen gün gelip çatmıştı. Özenli ve sade bir görünümü tercih etmişti. Çabuk adımlarla yarı telaşlı yarı ürkek, kendini sokağa attı. Ağır adımlar birbirini kovalarken hâlâ kararsız olduğunu hissetti. Pek de iyi bir fikir olmadığını düşünüyordu. Son köşeyi de döndükten sonra buluşacakları yere elli metre kala durdu. Her an vazgeçecek gibiydi. Tam da bu esnada telefonu çaldı. Arayan iş yerinden arkadaşıydı. Ne dediğini bilmez halde yaptığı telefon konuşması sırasında, kalbi onu buluşacakları yere kadar getirmişti.

Kim olduğunu bilmediği birini onca kalabalık içinde nasıl tanırdı insan?. “Keşke yakana karanfil tak deseydim” diye geçirdi içinden ve güldü. Bir kaç kararsız arayışın ardından Alaz onu tanıdı.  Yanına doğru yaklaştı ve ” merhaba Ege” diyerek elini uzattı. Ege ise tedirgin ve kararsız bir sesle “Alaz” diye yanıtladı. Küçük bir bakışmanın ardından bir masaya oturup birer kahve söylediler. Birkaç sohbet girişiminden sonra konuşma akıp gitti. İlk heyecan yerini sakinliğe bıraktı. Birbirlerine olan yabancılıkları saatler içinde yok oldu. Ege bu sürede yıllardır tanıdığı birini yeniden görüyormuş gibi hissetmenin hazzını yaşıyordu.  Karmaşık duyguları kaybolmuş yerini derin bir huzura bırakmıştı. Birkaç saat önce içini kemiren o kararsız duygular yerini bulmuştu. Alaz’da onunla aynı fikirdeydi. Bunu serin ve sevecen bakışları ile anlatıyordu. Bu güzel ve derin sohbetin ardından gün bitmek üzereydi. Tekrar görüşmek temenileri ile tokalaşarak vedalaştılar.

İkisi de kendi hayatlarında gerektiği kadar sosyal sayılırlardı. Herkesle sohbet edebilirler ya da uzun uzun takılabilirlerdi arkadaşlarıyla. Fakat bu görüşme onlarda başka türden bir lezzet bırakmıştı.

Ertesi gün uyandığında hâlâ bir önceki günün hikayeleri yankılanıyordu zihninde. Birlikte geçirdikleri zamanı yeniden ve yeniden gözden geçiriyordu. İçinde cılız bir şimşek çakıyor göğüs kafesi boyunca devam ediyordu. Kendi yaşayış tarzına öylesine baĝlıydı ki içindeki bu parlamaları göz ardı etmek istiyordu . Sakince doĝruldu yatağında, yüzüne dökülen saçlarını çekti, şöyle bir gerindikten sonra yatağından ayrıldı. Telefonuna ulaştı hemen. Ne bir arama ne de bir mesaj yoktu. Telefonu hayalkırıklığı ile bırakıp banyoda yüzünü yıkadı. Sonra uzun uzun aynada kendini izledi . Kendiyle konuşur gibiydi. Kendine açıklayamadığı her şeyi aynadan koparıp yeniden odasına yöneldi. Etrafı toparlayıp, giyindi ve evden ayrıldı.

Aynı saatlerde Alaz işe gitmek için hazırlanıyordu. Uyuya kalmıştı. Bir yandan pantolonunu giyerken diğer yandan dışarıda ihtiyacı olacak eşyalarını topladı. Evden ayrıldı ve arabasına yöneldi. Bir önceki gün, ancak yola koyulduğunda aklına gelmişti. Tesadüflerin onları bir araya getirmesinden dolayı çok mutluydu, aynı zamanda ilginç bulmuştu. Bunları düşünerek gittiği yolun nasıl geçtiğini anlamadan iş yerine gelmişti.

Oldukça prensipli biriydi. Bir işi ya tam yapmalı ya da hiç başlamamalı diye düşünürdü.  Bugün de öyle yapacak her şeyi bir kenara bırakıp yapması gereken işi layığı ile tamamlayacaktı. Ege’ye bir mesaj attıktan hemen sonra işine koyuldu. Ege mesaja ancak birkaç saat sonra cevap verebildi. Mesajlarında akşam görüşmek üzere anlaştılar.

Saat sekiz gibi bir şeyler yemek üzere küçük ve hoş bir balıkçı restoranına gittiler. Orada geçirdikleri bir saat boyunca neredeyse hiç konuşmadılar. Sessizlikte eşitlenmiş gibiydiler. Sonunda sessizliği bozan Ege oldu. Sorular soruyor, aldığı cevaplarla aklında canlananları anlatıyor, neşeyle kendinden bahsediyordu. Bu canlı sohbete kumsalda yürüyerek devam ettiler. Alaz onu hayranlıkla izliyordu. Aklında binlerce düşünce aynı anda gelip geçiyordu. Fakat bir tanesi tekrar eden bir ısrarla belirdi. Ege’de, anlayamadığı bir hoşluk buluyor, hayatının geri kalanına dair kurduğu hayalleri paylaşacağı kadını bulduğunu hissediyordu. Bunu henüz onunla paylaşmaya hazır değildi. Fakat içten içe bunu biliyordu.

Aradan aylar geçmişti.  Birlikte bir tatile çıkmaya karar verdiler. Alaz bu tatili uzun süredir planlıyordu. Ege’ye hayatının sorusunu soracaktı ve herşeyin kusursuz olmasını istiyordu. Son birkaç ayarlamanın ardından Ege’yi almak üzere yola çıktı. Kapının önüne geldiğinde hem çok keyifliydi hem de oldukça heyecanlıydı. Aşağıda beklediğini söylemek için Ege’yi aradı fakat telefonu açan kimse olmadı. Bu zaman zaman olan bir şeydi fakat nedenini anlamadığı bir huzursuzluk doldu içine.

Arabadan inip kapıya yöneldi. Biraz telaşla merdivenleri çıkıp kapıyı çalmak için uzandığında kapının açık olduğunu farketti. İçindeki endişe boğazına kadar yükseldi. Hole doğru birkaç adım attıktan sonra Ege’nin yerde boylu boyunca uzanan cansız bedeni ile karşılaştı. Donup kalmıştı. Ne yapacağını bilemez bir halde önce kapıya sonra Ege’ye baktı.

Hayatının ayağı kaymış, içinde bulunduğu eve dolanmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı…

Duygu Ataç

YORUMLAR (1)

YORUM YAZ

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.