BERNA OLGAÇ, YAZAR BERNA OLGAÇ’I ANLATIYOR…

ANLATI

BERNA OLGAÇ, YAZAR BERNA OLGAÇ’I ANLATIYOR…
Yayınlanma: Güncelleme: 351 views

Çocukluğumda kitaplara ve okumaya bugüne nazaran daha çok önem veriliyordu. Şimdilerde yaşadığımız Digital dünya, sanki kitaplardan bizi uzaklaştırıyor. Benim, kitapların büyülü dünyasıyla tanışmam ortaokul yıllarına dayanır. Hatta okumayla paralel olarak yazma isteğim o dönemlere denk düşer. Okuduğum her kitabın sonunda “Bir gün ben de böyle kitaplar yazacağım” dediğimi hatırlarım. Issız Adalar ( Robinson, Define Adası), Çöller, Okyanuslar (Kaptan Grant’ın Çocukları, Denizler Altında 20.000 Fersah), Kutuplar, Balta Girmemiş Ormanlar, Mağaralar (Dünyanın Merkezine Seyahat ) gibi hemen hemen her çocuğun ilgi gösterdiği macera kitaplarına ben de büyük bir heyecanla yaklaşırdım. Daha çok yabancı çevirilerle büyüdük diyebilirim. Yerli yazar olarak da “Ağlamaktan helak olurduk” sözleri sıkça kullanılan ağlatan kitapların mimarı sayılan ( bana göre duygulandıran demek daha doğru olur) değişmez tek ismi Kemalettin Tuğcu benim yaşım civarı çocukların özellikle gönüllerinde fazlasıyla yer etmiştir. “Ben sokakta gördüğümü yazıyorum” diyen Tuğcu’nun bize yaşattığı duygular, hayatın içinden yer alan konularıyla içtenliğini ortaya koyması çocukluk dönemimde beni kitaplarıyla etkileyerek özdeşim kurmaya sevk etmiştir. İlk olarak da “Yeraltında Bir Şehir” adlı kitabını okumuştum.

Bir ressamın kızı olarak dünyaya geldiğim günden beri, bu geçişli dünyayı renklerin gücüyle kavradım önce. Sonra şiirle… Bir tiyatro eserini şiir gözüyle izledim. Bir müziği şiirin duyusuyla dinledim. Bir senaryoyu şiirsel anlamıyla irdeledim. Lise yıllarımda babamın kitaplığından alıp okuduğum edebiyat dergisinden sonra hayatım değişti diyebilirim. Oradan okuma çizgisi edindim. Şiirini çok beğendiğim bir şairi ilk kez dergide okumuştum. Sonra kitaplarını araştırdım. O şair Edip Cansever’di. Ardından Turgut Uyarlar, Cemal Süreyalar izledi. Yine o dönemde Jack London’ın kendini geliştirmeye, gerçekleştirmeye dönük bir karakterin yazma tutkusu ve azmiyle rafine bir yazara dönüşme mücadelesinin anlatıldığı Martin Eden kitabı beni oldukça etkilemiştir. Günün saatlerinde doğan her şey, gerçekliğe varan her yol, dikkatlice incelenen nesneler, eskimiş yüzeylere dokunan eller, ayak izleri, insanın teriyle, dumanıyla, dokusuyla yaşattığı varlığını ispata koyulduğu tüm saflığıyla, düşleriyle, vuruşuyla, uyanışıyla yaşattığı aşkla, nefretle bağlandığı hayatın kesitlerinde saklı olan ne varsa açığa çıkarma arzusunu şiirle deneyimledim. Şiiri, hiçbir zaman ölçülememiş derinliklere dalış ve özgün bütünlük içinde bir görkemlilik olarak algıladım.

Annemin, bir arkadaşına “Benim kızım babasının eksikliğini yazarak tamamlamaya çalışıyor” dediği günü hiç unutmam. Ancak o zamanlar bunun ne anlama geldiğinin çok da farkında değildim. Şimdilerde ise, bu düşüncelerin yoğunluğu ve günümüz insanının olumsuz yönlerinin beni çok etkilediğini söyleyebilirim. Edebiyat hangi duygunun noksanlığına karşı bir savunma mekanizması oluşturur, bir nefes alma alanı açar, hangi değerlerin elinden tutar, hangi özgürlüğü savunur, hangi çıkmaza çare bulur, hangi şemsiyenin altında buluşturur, hangi anaç duygulara kollarını açar, hangi anlamların bütününe iner ya da yeni bir pencereden baktırır? Oradan soluklanmayı vaat eder ya da hangi yalnızlığa yoldaş olur bilinmez. Yazma eylemimin bu dünyaya katlanabilme gücünü onda bulmama daha yaşanabilir bir dünya hayali kurma umuduma karşılık gelen bir ihtiyaçtan doğmasıdır.

Hani bir söz vardır “Okumak bardağın dolması ise yazmak taşmasıdır” diye bunun gayreti içindeyim. Beni yazmaya götüren bu hissiyatlarla dünya pisliklerinden arındığıma inanıyorum. İçimdeki çocukla söyleşiyorum. Çocukların dünyasını çok seviyorum. Kalplerinin en saf yanıyla size yaklaşıyorlar. Ve sizin yazdıklarınızla kendi hayal dünyalarına misafir ediyorlar. Çocuk kitaplarına yönelişimin planlı programlı bir hikâyesi yok. 2000’li yıllardan beri çocukluk çağı edebiyatına hep güler yüzle baktım. Çocuklara yazmanın, yazmak dediğimiz o sancılı olayı kolaylaştıran da bir yanı var aynı zamanda. İnsana kendini rahat hissettiriyor. Büyüklerin o çekişmelerle dolu dünyasından kaçış imkanı sunuyor. Bir anda yetişkin olmanın zorluklarının ötesine geçiyorsunuz. Çocuk dünyasında masalı, rüyayı, hayali, hikâyeyi, gerçek ve gerçeküstü büyük bir alanı bulabiliyorsunuz. Bugünün küçükleriyle yeni bir dünya oluşturuyorsunuz. İşte bu mutlu ve huzurlu olma hali ilk kitap heyecanımdan bu yana beni her daim yazmaya yüreklendirmiş, çocuk edebiyatına daha da yakınlaştırmıştır.

Her yazarın iç dünyasında “Bir okurum olsun benim olsun” anlayışıyla yola çıktığı yazma serüveni en kutsal en kıymetli olanıdır. Ben de eğer bu popülerlik anlamında algılanmaz ise, yazdıklarım okunsun isterim elbette. Bu yalnızlık uğraşısı içinde çoğalma hissini duyumsatacak okurlarla bütünleşebilme halini daha çok önemsiyorum. Çünkü niceliğin niteliğin önüne geçtiği bu çağda dilimizin işçiliğini en ustaca şekilde yapmaya çalışan yazarlarımızı yalnız ve belki de kendilerine yabancılaşmış görmek üzüntü veriyor bana. Hep söylemişimdir, yazarken hayata dokunan anlamların peşindeyim. Tüm benliğimle, ruhumla içinde olduğum yaşam alanlarının renklerini kelimelerin büyülü dünyasıyla resmetmeye çalışırken, okuru da içine alıp bir gökkuşağı yaratabilmenin çabasındayım. Önemli olan bu çeşitliliğin içinde olmak. O yolculukta olmak nereye vardığımın ya da varacağımın bir önemi yok. Bu sonsuzlukta yolda olma halidir beni yazmaya yüreklendiren. Bunu yaparken bir başarıdan söz edeceksek bunu okurların takdirine bırakmayı yeğlerim.

Kendimi bildim bileli sanatın her dalına güler yüzle bakmışımdır. Çocukken okul önlüğümü giyerken radyo oyunlarını dinlemeyi çok severdim. O arkası yarınları dinlerken bambaşka bir hayatın içine çekildiğimi hissederdim. Bu geleneği halen devam ettiriyorum. İnsanlar güne kahveyle başlarken, ben radyo oyunları eşliğinde kahvemi yudumluyorum. Hayal gücümün gelişmesini dinlediğim bu oyunlara borçlu olduğumu düşünüyorum. Hem eğitimini aldığım okulun hem ressam, iç mimar kızı olmamın etkisiyle resme zaten daha duyarlı bir evde büyüdüğümden yazılarımda bu etkinin izlerini görmek de mümkün olabilir. Edebiyat, bir anlamda sözcüklerin doğru renklerini bir araya getirme sanatı değil de nedir? Bu uyumu yakalamanın çabası içinde bir adanmışlığın resmini çizmek isterim her daim. Sinemaya gelecek olursam ki sanat filmlerine özel bir ilgi duyarım, o tür filmlerde beni alır bir başka yere koyar. Ben yalnızca biriktirdiklerimi, özümsediklerimi, sağalttıklarımı, yonttuklarımı, ekleyip, çıkardıklarımı bilirim. Aynaya yansıyan görüntümün estetiğini, beslenme kaynaklarımdaki bu çeşitlilikle üretkenliğime nasıl yansıttığımı bilemem. Bunu ancak okurlarım değerlendirecektir.

Ben hayatın içinden olan her şeyi çok sevmişimdir. İzlediğim filmlerde, dinlediğim şarkılarda, okuduğum kitaplarda bu yaşanmışlığı ararım. Bana dokunsun isterim. Ruhuma işlesin. Öyle etkisi altına alsın ki bana şiirler, hikâyeler yazdırsın. Hal böyle olunca okuyana dokunan anlamların peşinde oldum hep. Tek ölçütüm bu oldu. Yazarı yazmaya yönelten, onları tetikleyen etken ne ise doğru olan odur. Her yazarın çalışma metotları farklıdır çünkü. Bir reçetesi yoktur. Yazmak aynı zamanda bir disiplin işidir. Mesela benim için içimdeki çocuk kadar bana ilham veren ve yazmaya kışkırtan bir şey olamaz.  Çocukluk çağının edebiyatı demek hayatın çocuk açısından yorumlanması anlamına geliyor. Ve meramınızı en saf haliyle anlatabilme yöntemiyle çocukların boyuna göre diz çökebilme meselesi. Çocukları çok seviyorum evet onların dünyalarını onların sesine ses olmayı… Ancak bu edebiyatın ne çocukları çok sevmekle ne eğitimci olmakla ne çocuk sahibi olmakla bir ilgisi var. Elbette hepsinin insana kattığı şeyler vardır. Belki salt içinizdeki çocukla da sanatsal ifadede buluşamayabilirsiniz. Ama yine de bir zamanlar herkes çocuktu ve o çocuğu hatırlamak önemli diye düşünüyorum.

Ben hep kendi dünyamdan yazmayı yeğledim aslında. Zamanla fark ettim ki çocukların dünyasında yazarken de kendi çocukluğumdaki hayal gücüne dönebiliyorum. Yani hayatımın beni en çok etkileyen bir dönemini öne çıkararak yazıyorum. Bu da yine çocuklardan ve kendi dünyamdan ortak bir evreyi esas alarak yazdığım anlamına geliyor kanımca. Bu durum kendi çocukluğunuzun hayal gücünden yararlanarak evrensel olanı günümüz çocuğuyla yeniden yaratıp dönüştürme meselesi olarak da özetlenebilir. Kökleri çocuklukta bulunan samimiyeti ve safiyeti elden bırakmadığınız bir anlayışla elbette… Ruhumun tazelendiğini, hücrelerimin yenilendiğini hissediyorum. Çocuklarla olmak bana büyük bir yaşam enerjisi veriyor. Yalnız olmadığımı, onlarla çoğaldığımı biliyorum. Ve hep umudumu diri tuttuğumu da… Beni yazmaya yüreklendirecek, merakımı ve iştahımı kabartacak kurguyu oluşturma süresi değişkenlik gösterebiliyor. Net bir zaman dilimi vermek çok zor olur. Beni heyecanlandırıp harekete geçirecek olan konuyu bulabilmek için daha çok vakit harcıyorum çünkü. Bulduktan sonra işim daha kolaylaşıyor önce kendi içime kaçıp hayal kurmaya başlıyorum. Sonra yeni bir dünyaya açılmak, başkası olmak içinde kendimden çıkıyorum ve yazıyorum. Daha önce de belirttiğim gibi hayatın içinden olanı sevdiğim için fazlasıyla esinleniyorum. Hayatıma denk düşen, yaşadığım tanık olduğum gerçek dünyanın bendeki izdüşümlerini kurguluyorum. Yeni hayat olanakları sunan bir edebiyatın içinde var olarak yoluma devam ederken bir görevi yerine getirmenin ve yetişkinlerin çekişmeli dünyasından sıyrılmanın huzuru ve mutluluğu içinde olma hissini yaşıyorum.

Kendimi dinlerim. Bilirim ki yazma öncesinde mutlaka beni heveslendiren, harekete geçiren bir kitap okumuşluğum, radyo oyunu dinlemişliğim, izlemeye doyamadığım hayatıma dokunan bir filme temasım, herkesin baktığı; ama göremediği ince bir yerlerden iç geçirmişliğim vardır. Çünkü her hikâyemi oluşturan fikrin yaşamla bağlantısı, gözlemi, merak duygusuyla örülü bilinmezliği ve doruk noktasına çıkaran heyecanı sarmıştır tüm benliğimi. Bu hislerle gelişen yazma eylemi içinde kafamda tasarladığım öykünün kahramanını düşünürüm. Kaç yaşında olduğunu… Ve nasıl bir serüvende hangi yaş çocuklarının ilgisini çekebileceğini… Okurunu ilk bölümde yakalayabilen, kendini okutabilen metinler yazabilme isteği sarar her yanımı… Okurumda yaratmak istediğim her duygunun içinden geçerek yazmaya özenirim.

Ahmet Zeki Yeşil

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.