Aydın Akyüz yazdı: TÜRK ŞİİRİNİN MODERNLEŞME SERÜVENİ – IV

KURUCU POLEMİĞİ -1

Aydın Akyüz yazdı: TÜRK ŞİİRİNİN MODERNLEŞME SERÜVENİ – IV
Yayınlanma: Güncelleme: 108 views

Tevfik Fikret’in Öncü Rolü

         

Modern Türk şiirinin kurucuları söz konusu olduğunda genel olarak Ahmet Hâşim ve Yahya Kemal başta olmak üzere Tevfik Fikret, Mehmet Âkif ve Nâzım Hikmet zikredilir. Biraz daha yakın zamana geldiğimizde Garip şairlerini ve hatta İkinci Yenici şairlerini de dile getirenlerin olduğu görülmektedir. Edebiyatımızda hangisinin, şiire yeni gömlek biçmede ya da giydirmede, daha doğrusu, şiiri modern kimliğe bürümede ve Batılılaştırmada başta geldiği konusunda hâlâ tartışmalar yapılıyor. Serveti Fünûn’dan beri bu tartışma devam ediyor aslında. Biz, şiirimizin buraya kadarki modernleşme serüvenine önceki üç yazımızda değinmiştik. En son, modernleşmenin Tanzimat’la başladığını, bu dönemde Şinasi’nin yenilikçi girişimlerini, Recâizâde Ekrem’in ve özellikle Abdülhak Hâmid’in modernleşmedeki öncü rolünü belirtmiştik. Buradan devam edelim.

Tanzimat Dönemindeki yenileşme hareketinin ve bu kuşağın önde gelen aydınlarının etkisiyle yepyeni bir yenileşme girişimi oldu. Malumat dergisine Hasan Âsaf adlı genç bir şair, Bürhan-ı Kudret adıyla şiir gönderir. Dergide, bu şiirin dize sonlarındaki muktebes ve abes kelimelerinin (sonlarındaki sin ve peltek se harflerinin) kafiye olamayacağı yönünde bir eleştiri olmuştur. Bu tartışmaya Ekrem Bey de dahil olur. Ekrem Bey, meseleye sanat zevkini ve tenkiti ön plana çıkartarak yaklaşır ve tartışmayı kişisel bir boyuta çektiği için Malumat’ı suçlar. Bunun üzerine devam eden tartışmalarda Malumat başmuharriri Mehmet Tahir, daha önceleri eski-yeni tartışmasında Ekrem Bey’le karşı karşıya gelen Muallim Nâci Bey’den örnekler verir ve Ekrem Bey’le alay eder. Ekrem Bey de dergiyi mahkemeye verir. İsminin alaya alındığı sayıları toplatır. Abes-muktebes yani kafiye göz için mi kulak için mi? tartışmasından sonra Recâizâde, (896’da) Servet-i Fünûn dergisinin (önce başmuharrirliğine, sonra) yazı işleri müdürlüğüne öğrencisi Tevfik Fikret’i getirir. Bu tarihten sonra yenilikçi düşünceleri olan Recâizâde taraftarı şair ve yazarlar bu derginin etrafında toplanırlar. Bu durumda derginin etrafında toplananlar yenilik/Batı taraftarı olmuş oluyorlardı. Böylelikle Batı edebiyatının etkisi resmen başlamış oluyordu. 

Ekrem Bey, desteğini Araba Sevdası eserini yayımlatarak gerçek anlamda hissettiriyordu. Bu genç şair ve yazarlar özellikle Fransız edebiyatını örnek aldılar. Bu topluluk, tenkit sonucu bir araya geldikleri için öncelikle eleştiriyi tür olarak ele alıp geliştirdiler. Roman tekniğini Batılı anlamda geliştirip hikâye türünden tamamen ayırdılar. Halit Ziya, roman türünde bugün bile dizilere konu olan eserler verdi. Batılılaşma kavramını bilinçli bir şekilde eserlerinde işlediler. Hüseyin Rauf, eserlerinde psikolojik tahlillere yer verdi. Bu iki dev isimin yanında Hüseyin Cahit Yalçın ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu gibi yazarlarla roman gibi hikâye türü de senkronize olarak gelişti. En önemli gelişim ise şiirde oldu. Tanzimat’ta eski şiiri ayıltma, uykudan uyanış, yeniyle tanışma, deneme; modern şiiri arayış, dünya şiirine atılım, girişim ve artık eski şiirden yavaş yavaş kopuş varken; Servet-i Fünûn’da artık şiirde diriliş, eski şiirden sıyrılış, arınım; yeniye ulaşım, hayal edileni gerçekleştirme ve Batılı anlamda geliştirme vardır. Tevfik Fikret’in başında olduğu bu yenilikçi edebiyatın getirdiği yeniliklere kısaca değinelim.

Şairin fikir ve kaynak merkezinde tam bir kırılma yaşandı. Kalp odaklı fikirden ve din kaynaklı ilhamdan gerçek dünya odaklı seküler bir anlayışa geçildi. Şiir, Tanrı yerine okuyucuya ithaf edildi. Şiirin anlamı ve coşkusu metnin geneline yayıldı. Kompozisyon düşüncesi geliştirildi. Yeni kelime terkipleri, yeni cümle yapıları oluşturuldu. Yeni ses ve görünüşle musiki diline önem verildi. Farklı vezinler denendi. Serbest müstezatın alanı ve imkânı genişletildi. Eserlerin başında siyasilere dua etmemek için -sürgünü göze alıp- ön söze yer vermediler. Toplumsal eleştiriyi ön plana çıkardılar. Eleştiriyi tür olarak ele alıp geliştirdiler. Matbaada Avrupai yenilikler getirdiler. Aynı boyutlu ve kâğıt kalitesiyle seri kitaplar çıkardılar. Edebiyât-ı Cedîde kitaplığı kurdular. Sone, terze rima gibi yabancı nazımları ilk kez kullandılar. Şiire konuşma havasını getirdiler. Bunlar gibi daha birçok yenilik eklenebilir.

Servet-i Fünûn şairleri dışında milli heyecanla şiir yazan şairler de çıktı bu dönemde. Bunda muhakkak toplumumuzu derinden sarsan savaşların etkisi vardı. Bunlar, aruzun karşısında heceyi ön plana çıkarmaya çalıştılar. Sade dille yazmaya çalıştılar fakat yenilik getiremediler. Zaten halk şiiri kendine has geleneğiyle bir şekilde devam ediyordu. Servet-i Fünûn şairlerinin serbest müstezadı denedikleri; hatta Fecr-i Âti’nin aruzun vezinlerinde denemeler yaptıkları bir dönemde onlar, bu serbestliği hecede de uygulamaya çalışarak yenilikçilerin gölgesinde kaldılar. Bu dönemde başlayan serbest yazım tarzı, Nazım Hikmet’le -kafiye ve ölçüyü hala bünyesinde barındırsa da- farklı bir çehreye bürünecekti. Garip şiiriyle de zirvesine ulaşacaktı.

Servet-i Fünûncular özellikle Cenap Şahabettin giriştikleri işin farkındaydılar. Edebiyatı yenileme işini bilinçli yapıyorlardı. Ahmet Mithat Efendi ile giriştikleri dekadanlık tartışmasında Süleyman Nesip ve Cenap Şahabettin, manifesto niteliğinde bir dil ile cevaplar verecektir. Ahmet Mithat Bey’in dillerinin anlaşılmaz olduğu eleştirisine karşılık Cenap Şahabettin, bazı duyguların dildeki eski kelimelerle dile getirilemeyeceğini, edebiyatın dil ile yapıldığını, yıkılan bir şatonun aynı malzemeyle yenilenemeyeceğini örnek vererek girişimlerini savunmuştur. Bu, gayet de mantıklıdır. Bu tartışma ile eskiyi savunanlara karşı rüştlerini ispat etmişlerdir. Edemeyip bocalasalardı, belki de edebiyatın yeniliği hareketi başlamadan bitecekti.

Başlıkta değindiğim modern Türk şiirinin kurucusu polemiğine gelecek olursak, Tevfik Fikret’in rolü üzerinde özellikle durmak istiyorum. Yücel Kayıran’ın Doğu Batı Yayınları’nın Modern Türk Şiirinin Doğuşu Modern Türk Şiiri -I kapak adıyla çıkardığı 104. Sayının 23 sayfasından itibaren Modern Türk Şiirinin Doğuşu başlığıyla yazdığı bölümde Modern Türk şiirini başlatanın Tevfik Fikret olduğunu ısrarla belirtiyor. Bu tezine gerçekten ikna ediyor Yücel Kayıran. Ona göre Fikret, eski ruhla yeni ruh arasında makas açmış, eski köklerle bağını koparmıştır. Buradaki kopuş epistemolojik ve ontik kopuştur. Hareket noktası ise; ondan evvel şiir Tanrı’ya sunulurken Tevfik Fikret ilk defa “karilerine/okurlarına” sunmuştur. Size, ey bilmediğim, görmediğim ka’riler;/ Size ithâf ile neşrediyorum bunları ben…” Rübâb-ı Şikeste’nin böyle bir şiirle başlangıç yapması devrimci bir kopuşu dile getirmektedir. Şair, burada okuruyla ontik bir bağ kurmaktadır. Burada Fikret, okuru da icat etmiş oluyordu Kayıran’a göre. Bu kitap ilk seküler kitaptır, diyor Yücel Bey. Çünkü, muhatabı okurdur ve divan olarak değil, şiir kitabı olarak tasarlanmıştır. Kitapta dini söylem yerine dünyevi/seküler bir söylem vardır. Yine Kayıran’a göre; Akif ve Hâşim de Fikret’ten esinlenerek şiirlerini okura ithaf edeceklerdir. Safahat’ın açılış şiirinin; “Bana sor sevgili kâri, sana ben söyleyeyim.” dizesi ile Hâşim’in “Kaari” şiirinin; “Kaari bu kitâbın gecesinde/ Mehtâbı seninçin yere serdim.” dizeleri bunun göstergesidir.

Modern şiirin Hâşim ve Yahya Kemal’le başlatılması meselesinde Fikret’in öncü olduğu görülmektedir. Yine Kayıran’a göre Rübâb-ı Şikeste, modern Türk şiirinin ilk şiir kitabıdır. Burada Fikret’in Copée’nin Bir Şiiri ile ilgili yazısından örnek verirken modern Türk şiirinde uhrevi poetikadan sıyrıldığı fikrini keşfetme anının modern Türk şiirinin başladığı an olduğunu, ilk poetik sorunsalın Tevfik Fikret’le ortaya çıktığını, Yahya Kemal’in bu uhrevi poetikayı ulusal poetika haline getirerek modernize ettiğini, yenilediğini ve devamlılık olanağı sağladığını, Tevfik Fikret’i eleştirdiği için ilk modern Türk şiiri eleştirmeni olarak Rıza Tevfik Bölükbaşı’nı işaret ediyor Kayıran. Bunlar gerçekten önemli tespitler. Yücel Bey, Fikret’in bu konuda gözardı edilen hakkını iade ediyor. Tevfik Fikret’te bu anlamda genellikle Muallim Nâci ve Recâizâde Ekrem etkisi görülüyor ama Şinasi etkisinin Batılı anlamda daha çok olduğunu düşünüyorum. Özellikle özgür düşüncesini beyan etme konusunda, din duygularını açık etme konusunda ve felsefi konularda. Burada bir ekleme yaparak, aslında Maarif’te yazdığı Bir arkadaşıma, Safa Bey’e, Kendime başlıklarıyla yazdığı şiirlerle okuyucusunu kendisi seçmeye veya sunacağı kişiyi seçmeye Servet-i Fünûn’dan daha önce başladığını da dile getirmek gerekir. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim, dizesiyle zaten kendini ilan ediyordu Fikret. Bu dize özelinde “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmeliyiz!” sözleriyle Atatürk’ün etkilendiği ve “Ben inkılap fikrini ondan aldım” dediği bir müstesna şairdir Tevfik Fikret.

Seval Şahin de Süha ve Pervin şiirini modern Türk şiirinin bir kurucu ögesi olarak değerlendirir. Burada kurucu öge, kadın temsiliyetinin değişmesidir. Fikret kadını Batılılaşmada başlangıç olarak görür. Kadın artık modern erkeğin peşinden değil kendisi önden gidip modernleşecekti. Yine, Şahin’e göre Fikret, şiiri hikâye ile karıştırarak hem biçimi hem içeriği değiştirmiş, yerleşik temsiliyetleri bozmuş, türler arası geçişkenliği sağlamış, keskin sınırları bozmuştur. Üstelik o, kendini yenilikçi addedenleri de eleştirmiştir. Birçok arkadaşlarını yenilik hareketinde kamuoyuna o tanıttı. Derginin resimlerini kendisi çizdiği oldu.

Fikret’in sosyalist eğilimi olduğunu, bu alanda ilk olduğunu söyleyenler de vardır. (A. Kadir’ göre sosyalizmin ilk ışıltıları onda görülür.) Fikret, aruzu serbest nazma uygulamış, bunu uygularken hiç kullanılmayan vezinlere de bakmıştır. Hatta sadece Şeyh Galib’le ikisinin kullandığı vezinden bahsedilmektedir. Sone gibi yabancı nazım şekilleriyle ilk örneği Tevfik Fikret vermiştir. 

Tevfik Fikret’in konuşulan dili aruza uygulaması ister istemez eleştirilmiştir. Örneğin; Yahya Kemal, “Tevfik Fikret şiiri ayağa düşürmüştür.” diyecektir; ama arkadaşları hakkını hep teslim etmiştir: Halid Ziya, “Türkçeyi aruzun eğilip bükülen, kıvrılıp akan ilerleyişine hiç aksamadan, sendelemeden uydurabilmiş olmasıdır. Onun en büyük yeniliği şiire ahenk katması, düz yazı niteliği vermesidir. Mısra sonunu sonra gelen mısraya bağlaması, bütün şiirlerinde ressam fırçasının darbelerinin görünmesidir.” diyecektir.

Tevfik Fikret, (Yılmaz Varol’un Doğu Batı’daki yazısından hareketle) şunun için de önemlidir bana göre. Ahmet Hâşim ve Yahya Kemal, Meşrutiyet’ten itibaren siyasi himaye ararken Fikret, siyasi baskının olduğu dönemde şiiriyle mücadele etmiştir. Sokakta, askerde, cephede herkes Fikret’i okuyordu. Özellikle gençler. Bu durumu da kıskanılıyordu. Gayrı milli denilerek ona karşı mücadelelere giriliyordu. Meşrutiyet’te Gökalp’in himayesiyle birçok edibe görevler ihsan edildi. Gazete ve dergilerde köşeler verildi. Cumhuriyet döneminde de Yakup Kadri, Hamdullah Suphi ve Falih Rıfkı’nın himayesiyle birçok yazar ve şair aynı şekilde himayelerle rahatlık içinde sanatlarını icra ettiler. Ahmet Hâşim, himaye için çok uğraşlar verdi, mektuplar yazdı. Hatta aynı minvalde olanların yüksek görevlere gelirken kendisinin -Arap olduğu gerekçesinin öne sürüldüğünü iddia ederek- yalnız bırakıldığını düşünüyordu. Halbuki kendisine nimet olarak sunulan üç dört yerden edindiği üyeliklerle bir vekil maaşı kadar gelire ulaşmıştı. Yahya Kemal vekillik, büyükelçilik ve birçok yerden aldığı danışmanlık ücretleri sayesinde rahat bir hayat sürüyordu. Bunu eleştirmek için dile getirmiyorum, zira haddim değil. O abide şahıslar olmasaydı bugün edebiyatımız kadük kalırdı. Atatürk’ü fikirleriyle etkileyen bir Ziya Gökalp’i, Millî Mücadele’ye destek vermiş ve Tanpınar gibi bir edebiyatçıyı yetiştiren Yahya Kemal’i eleştirmekten imtina eder ve utanırım. Osmanlı’dan beri himaye bilinen bir şey. Şairlik para kazandıran bir meslek değildir çünkü. Niyetim sadece aradaki farkı göstermek ve Tevfik Fikret’in bu ayırıcı özelliğini ortaya koymak. Şunu da belirtmek lazım ki hem Hâşim’in hem de Yahya Kemal’in ilk etkilendikleri isimlerden biridir Fikret. Hatta -her ne kadar dini inanç üzerine tartışmaları olsa bile- Akif’i de. Hâşim’in -Varol’a göre- siyasilere kendini yarandıramamış olmasında bireysel şiir yazması, kendini belki de Türkiye’ye ait görmemesi gibi özelliklerini dile getirebiliriz. Bu büyük şairlerin modern Türk şiirine yaptıkları öncülüğe de diğer yazılarımızda ayrı ayrı değineceğim. Dönemin bu yöndeki atmosferini anlayabilmek için ilgili yazının mutlaka okunmasını tavsiye ediyorum.                                                                                                                                                           

KAYNAKÇA:

1. Ebubekir EROĞLU, Modern Türk Şiirinin Doğası, Yapı Kredi Yayınları, 3.Baskı, Şubat 2011
2. Mehmet Can DOĞAN, Modern Türk Şiiri Olgular, Eğilimler, Akımlar, 2. Baskı, Ocak 2022
4. Türk Edebiyatında Polemikler, Hece Dergisi, 2018/258-269-260
5. Halid Ziya UŞAKLIGİL, Sanata Dair, Özgür Yayınları, Mart 2014
6. Seval ŞAHİN, Yeni Türk Şiirinin Bir Kurucu Öğesi Olarak “Süha ve Pervin”, bir muhalif kimlik Tevfik Fikret, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2007
7. A. Kadir, Bugünün Diliyle Tevfik Fikret, T. İş Bankası Yayınları, Kasım 2014
8. Yücel Kayıran, Modern Türk Şiirinin Doğuşu, Modern Türk Şiirinin Doğuşu, Modern Türk Şiiri -I, Doğu Batı Yayınları, Sayı 104, S. 23-50, 2023
9. Yücel Kayıran, Modern Türk Şiir Eleştirisi ve Poetik Sorunsal, Şiir Eleştirisi ve Poetik Sorunsal, Modern Türk Şiiri -II, Doğu Batı Yayınları, Sayı 105, Sayfa 9-16, Temmuz 2023
10. Hece Dergisi, Türk Şiiri Özel Sayısı, 2001/53-54-55
11. Nuri SAĞLAM, Servet-i Fünûn’a Kadar Tevfik Fikret ve Bilinmeyen Şiirleri, İÜ. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, 2003,
12. Enver TOPALOĞLU, Tevfik Fikret 150 yaşında – I, II, www.gazeteduvar.com.tr
13. Recai ÖZCAN, Tevfik Fikret Eleştirileri Üzerine Bazı Dikkatler
14. Mustafa AYDEMİR, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’in Benzer İsimli / Temalı Manzumeleri
15. Âdem ÇALIŞKAN, Cumhuriyet Devri Türk Şiirine Teorik Bir Yaklaşım
16. Memet FUAT, Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi, oggito.com
17. Tarık ÖZCAN, Servet-i Fünûn Dönemi Edebiyatında Şiir Academic Knowledge, 5(2), 335-346
18. İlknur TATAR KIRILMIŞ, Güzel Kavramının Şiirde Oluşturduğu Hiyerarşi Çerçevesinde Modern Türk Şiirinin İlk İki Dönemi
19. Ataol BEHRAMOĞLU, Türk Şiirinde Modernleşme Evreleri
20. Ertan ÖRGEN, Yeni Türk Şiiri ve Gelenek İlişkisinde Kaynaklar
21. Ali Sait YAĞAR, Yeni Türk Şiirinde Sevgili Tipolojileri (1860-1960), Doktora Tezi
22. Ali Sait YAĞAR, Servet-i Fünûn Edebiyatının Matbuata Aksi: Edebiyat-ı Cedîde Kütüphanesi, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, Cilt: 62, Sayı: 1, 2022
23. Sema ORUÇ, Cenap Şahabettin ve Modern Türk Şiiri, Akademik Edebiyat Dergisi, Âşık Veysel Hatırasına Gelenek ve Edebiyat Özel Sayısı, Ekim 2023
24. Ferudun AY, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Edebi Tercüme ve Batılılaşma İlişkisi 1864-2022
25. Halef NAS, Bir Başka Açıdan Abes-Muktebes Tartışması
26. Bedri AYDOĞAN, Servet-i Fünûn Döneminde Edebiyat Üzerinde Oluşan Polemikler
27. Kenan SARIALİOĞLU, Modern Türk Edebiyatında Şiir ve Felsefe İlişkisi, Doktora Tezi
28. Yalçın ARMAĞAN, Türk Şiirinde Modernizm, Doktora Tezi
29. Ulaş BİNGÖL, Türk Şiirinde Modernizm Tartışmaları
30. Hümeyra YUVA, Türk Şiirinde Zaman Teminin Değişimi
31. Yılmaz VAROL, Modern Türk Şiirinin Doğuşu Modern Türk Şiiri -I Ahmet Hâşim’in Bir Devlet Mektubu ve Devlet Kapısında Türk Edipleri, Doğu Batı Yayınları, Sayı 104, S. 99-127, 2023

Aydın Akyüz

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.