Aydın Akyüz yazdı: TÜRK ŞİİRİNİN MODERNLEŞME SERÜVENİ – II

İNCELEME

Aydın Akyüz yazdı: TÜRK ŞİİRİNİN MODERNLEŞME SERÜVENİ – II
Yayınlanma: Güncelleme: 132 views

Klasik Türk Şiirinin Kuruluşu ve Değişim Sancıları

Türk edebiyatında modernizm, modernleştirme, modernize etme, yenilik, bunlara öncülük etme gibi meselelere değinirken konuyu, klasik Osmanlı şiirinden itibaren ele alarak metne başlamak gerekiyor. Aynı şekilde, Divan edebiyatının klasik nazım şeklinin dışında, hece vezinli şiir örneklerine ve hece yazma/tercih etme isteğine kadar gidilmesi gerekir. Yazının ilk başında belirtmem gerekir ki; klasik edebiyatımız olan Osmanlı edebiyatının, “Divan edebiyatı” şeklinde isimlendirilmesi ilk olarak 20.yüzyılda Ömer Seyfettin ve Ali Canip tarafından dile getirilmiş olması da ayrıca ilginçtir. 13. ve 14.yüzyıllar klasik şiirimizin kuruluş yıllarıdır. Tam ifade Osmanlı şiiri olmalıdır. İranlıların şiiri ve bizim İslamiyet’e girişimizin ardından Karahanlılarla ve Selçuklularla beraber halk şiirimizden ayrılarak tamamen farklı bir tarzda gelişen şiirimiz zaten hep divan şiiridir. Osmanlı yüksek zümre veya saray edebiyatı diye bilinen şiirimizin Divan şiiri olarak adlandırılması 19.yüzyıllarda gerçekleşmiştir. Bu nedenle Osmanlı coğrafyasında gelişen, Anadolu’ya özgü, Anadolu’da yazan şairlere has şiir, anlamında Osmanlı şiiri ifadesi en doğru ifadedir; çünkü, 13.yüzyıldan itibaren Selçukluların yıkılma süreciyle birlikte Anadolu’da Beylikler döneminin başlaması, Selçuklu’da şiirde Arapça ve Farsça ağırlıklı olan dil yavaş yavaş Türkçe kimliğine bürünmeye başlayacaktır. Zaten Anadolu’da Moğol istilasıyla birlikte halkı bir arada tutma adına tasavvuf ve halk şiiri hâkim konuma geçmişti. Kutalmışoğlu Süleyman’ın İznik merkezli Anadolu Selçuklu devletini kurması, Haçlı Savaşları nedeniyle Konya’yı merkez edinmesi, özellikle Alâeddin Keykubad döneminde parlak bir dönem yaşaması; fakat Büyük Selçuklu’dan zihniyet olarak ayrılamaması, Farsçanın saray ve şiir dili olarak ağırlığını sürdürmesi, bu dönemde mimari (medrese ve cami) ve hat haricinde -yazılı- eser verilememesi Türkçenin gelişimini etkilemiştir. Anadolu Selçuklular döneminde belki Alaeddin Keykubat tarafından sarayda ağırladığı ve himaye ettiği şair ve sufileri sayabiliriz. O dönem de zaten en parlak dönemdir. Sultanın davetiyle Anadolu’ya gelen Mevlana’nın manzum eserleri, Sultanın büyük saygı duyduğu Ahi Evren’in bizzat Sultana sunduğu eserleri, Endülüslü İbnü’l Arabî’nin eserleri, İbn Bibi’ye yazdırılan Selçuklu Devleti Tarihi, bugün Mevlâna Müzesi’nde sergilenen Mevlevilere ait el yazmaları, döneminde ilk olan Ahmet Fakih’in hac izlenimlerini yazdığı seyahatnamesi, bu dönemde yazılan menakıpnameler,  İbn’ül-Esîr’in İslam Tarihi eserleri, Türk mucidimizi Cezerî’nin hendeseyle ve mekanikle ilgili icatlardan bahsettiği kitabı, Sühreverdî’nin Aristo’yu eleştirdiği Pertevnâme’si,  Şîrâzî’nin Kastamonu beyi Yavlak Arslan’a sunduğu astronomi kitabı; Sadreddîn Konevî ve Şems-i Tebrîzi gibi mutasavvıfların eserleri sayılabilir. Bu şairler tasavvuf ağırlıklı Farsça ve Arapça yazdılar. Türkçe şiir bu dönemde gelişme gösteremedi. Selçuklu’nun bu politikasına ilk tepki Memlüklü sultanı Baybars’la ittifak halinde olan Karamanoğlu Mehmet Bey’den geldi ve Türkçeyi resmi dil ilan etti. Bu olay döneminin en büyük değişim fitili ve kültür sanat hayatımızın başlangıcıydı. Bundan daha büyük milli bilinç ve yenilik hareketi olamaz. Gerçekten bayram olarak kutlanmayı hak eden bir vakıadır. Beylikler dönemi gerçekten Türkçenin kendini tekrar bulduğu dönemdir. Selçuklular gibi İran devlet sistemini benimsemedikleri, İranlı vezirlere ve devlet adamlarına ihtiyaç duymadıkları için tamamen yerli unsurlarla ve milli bilinçle ayakta kalmaya çalıştıkları için Türk dili de değerini tekrar bulmuştur. Ahiler ve Yesevilerin etkisiyle de adeta halk kendi dilini kendisi geri getirdi denilebilir. Tasavvuf halkla ilişki demektir. Bu da halkın diliyle olur. Türkçenin gelişmesi adına onlara borçluyuz. Yunus Emre’nin (1241-132) o dönem yazdığı şiirleri bugün lise çocukları bile rahatlıkla anlayabiliyor. Köprülü’ye göre Yunus Emre’nin sözlü Türk şiirini yazıya geçirerek etki yaratması Türk şiirinin asıl kurulduğu dönemdir. Eğer o Türkçe şiirlerini (Risâletün Nushiyye ile) yazıya geçirmeseydi dilimiz yine Farsçanın etkisinde kalmaya devam edecekti. Farsçayla yazan Mevleviler bile sonradan Sultan Veled’le birlikte Türkçeye ağırlık vermek zorunda hissettiler kendilerini. Karamanoğlu Mehmet Bey gibi Kadı Burhaneddin de önemli. Bunların yanında Beylikler Döneminde önemli birçok sima ve eseri var: Bize Yunus Emre’nin eserlerini aktaran Âşık Paşa’nın onun etkisinde yazdığı tasavvufi şiirlerinin yer aldığı Garibnâme’si, Hacı Bektâş-ı Velî’nin Makalât’ı, Şeyhî’nin Harnâme’si ilk akla gelenlerdir. Bundan sonrasında sahneye Osmanoğulları Beyliği çıkacak, resmi dillerini Türkçe ilan ederek en büyük yenilik atılımını yapacaklar ve kendi şiir geleneklerini kuracaklardı.

Fuad Köprülü’nün tanıttığı, Horasan’dan çıkıp Konya’ya gelen Hoca Dehhâni’nin, şiiri Arapça ve Farsça yapısından ayırıp Türkçe bir edayla ele alması ve din dışı konulara yer vermesiyle Klasik Türk Şiirimiz ilk örneğini vermiş oluyordu. Köprülü’ye göre, ilk kez bir şair sanat hazzını hedef alıp din dışı konularda şiir yazıyordu. İşte bu nedenle onu Divan şiirinin kurucusu sayar. Şiirinde Türkçeyi çok iyi kullandığını söyler. Dehhâni devrinde maharetiyle tanınan bir şairdi. Mevlana’nın yeşil kubbesini yaptıran, Kadı Burhaneddin Beyliğiyle sürekli didişen, Osmanlı tahtında bulunan Sultan Murad Kosova’da, onun ölümünden sonra Yıldırım Bayezid Niğbolu’da savaşırken onlarla mücadele halinde olan ve Bayezid tarafından Konya’da öldürülen Karamanoğlu Alaeddin Bey’in Hoca Dehhâni’den Şehname/Karamannâme yazmasını istemiştir. İlk kuruluş dönemi şairi Dehhâni’dir. İlk yeniliği yapıp tohumu serpmiştir. 14.yüzyılda kurucu şairlerden biri olan, Farsçaya karşı Türkçeye önem veren tek şair olması bakımından Gülşehrî, yenilik konusunda önemli bir yere sahiptir. Mantıku’t-Tayr’ı Farsçadan Türkçe’ye tercüme etmiştir. Türkçe’ye önem vermesi, eserlerinde çağdaşı olan Türk şairleri tanıtması onun devrine göre kılan özellikleridir. Yine bu yüzyılda Ahmedî Türkçeye önem veren şairlerdendir. Şehir kasideleri yazması, şiire yeni temalar kazandırması, Yunus Emre’ye değer vermesi onun yenilikçi bir şair olduğunu gösteriyor. Yine bu yüzyılın kuruluş şairlerinden Âşık Paşa, Türkçe eser veren ve Türkçeye önem verilmesinin üstünde basa basa duran bir şairdir. Bu dönemde diğer önemli kurucu şairler Ahmedî ve Nesîmî’dir. Dehhâni’nin açtığı yolda, şiirde bilinçli değişim eğiliminin ilk tohumu, klasik veznin dışına çıkma isteğiyle; belki çeşitlilik niyeti, belki etkileşim, belki de deneyim amacıyla 15.yüzyıldan başlayarak hece vezniyle yazılan şiirlerle atılmıştır. Necati, bu yüzyılda ilk akla gelen şairlerdendir. Bu dönemde divan şiirinde halk tabirleri görülmeye başlamıştır. Belki bu bir yönüyle şehzadelerin etrafında himaye gören şairlerin vesilesiyle olmuş olabilir. 16.yüzyılda Bâki, -alanında ilk olması sebebiyle Mir’at’ül-Memalik kitabını ilk kez seyahatname türüyle yazan Kaptan-ı Derya Seydi Ali Reis’i de yenilikçi olarak buraya alıyorum- 17.yüzyılda Nâbi, 18.yüzyılda Lale Devri’nin etkisiyle Nedim bu yerlileşme düşüncesinde adeta bayrağı taşıyan şair olmuştur. Özellikle konuşma diline yer vermesi devri için büyük bir yenilikti. Şarkı biçimini Türk edebiyatına Türkler kazandırmıştır. Bununda en güzel şairi Nedimdir. Bu yüzyıl belleklerimize bir deha şairi kazıdı: Şeyh Galip. O, içinden çıktığı geleneği bilinçli bir şekilde ilk eleştiren ve kafasındaki yenilikçi düşüncelerini -Hüsn-ü Aşk mesnevisinde- uygulayabilen bir şairdir. Divan şiirinin son döneminden günümüzde Orhan Pamuk’a değin bu eser kadar konuşulan başka bir şiir örneğinin olmadığı belirtiliyor. Kendisi de zaten bunu, başka bir şiir dili kullandığını söyleyerek belirtmiştir. İşte bu ifadesi, onu tam anlamıyla yenilikçi yapar. Binaenaleyh, farkında ve bilinçli olarak bu işe giriştiğini gösterir. Sık sık yenilikten bahsetmesi, Yahya Kemal’in “beyaz dil” ifadesini kullanması gibi Galib’in de “taze eda” kullandım demesi, eskiyi eleştirmesi hakeza öyle. Gâlib, dilde sadeliği savunmuştur. Onun bu girişimini Sebk-i Hindi’ye bağlandığını ta ben okuldaki edebiyat derslerimden hatırlıyorum. Bu söylemle asıl anlatılmak istenen olay; maharet onda değil, akımda. Oysa bugün incelendiğinde, akımın diğer şairlerinin daha ağır dil kullandığı, yeni kelimeler uydurdukları görülüyor; fakat Gâlib onlardan farklı olarak, dilde sadeliği seçmiş, şiirde ve dilde kullanılan kelimelere yeni boyutlar kazandırarak yapmıştır. O, sözün kısa olması taraftarıdır. Bizim bugün hece şairleri için kullandığımız günlük konuşma dilini, Şeyh Gâlib o gün şiirlerinde kullanmıştı. Bir diğer özelliği de hece ölçüsüyle ve sade Türkçeyle şiir yazması ve Anadolu’da kullanılan deyimleri şiirde kullanması. Bunu henüz 18.yüzyılda yapması, onu çok büyük bir modernist yapar; fakat modern şiirin istediği tam serbestiyet ve hür davranış, henüz bu aşamada onun şiirinde görülmemektedir. Hem divan şiirinin hem de Sebk-i Hindi’nin imkanlarını kullanırken en azından Divan şiirinin ve çağının diğer şairlerine göre farklı ve özerk davranabilmiştir. Öte yandan sadece şiirde değil, sosyal ve askeri alanlarda da yeniliğe girişilmesi gerektiği düşüncesi, yenilikçi padişah 3.Selim’in Nizamı Cedit girişimine destek vermesi, padişaha yazdığı kasidelerde açıkça onun yenilikçiliğini (nev-bahar, ruh-ı nev, hayat-ı nev ifadeleriyle) desteklemesi onu, şiirde bambaşka bir konuma yerleştiriyor. Talat Sait Halman iddialı konuşup, “Türk modernizmi, Osmanlı modernizmi, edebiyatta Şeyh Galib’le başlar.” demektedir.

Bir sonraki yazımızda “Yeni Bir Eşik: Tanzimat” başlığıyla Tanzimat Dönemi yeniliklerine değineceğiz.

KAYNAKÇA:

1.Metin ARIKAN, Gaye YAVUZCAN, Egemenin Dili-Dilin Egemenliği: Beylikler Döneminde Eski Anadolu Türkçesinin Yazı Dili Olarak İhyası, Journal of Turkish Language and Literature Cilt:3, Sayı:4, 2017 

2.Ersen ERSOY, Ümran AY, Hoca Dehhânî Hakkında Yeni Bilgiler Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 15, 2015, 

3.Faruk SÜMER, Alâeddin Bey, TDV İslâm Ansiklopedisi, İlgili Maddesi.

4.XVIII. Yüzyıl Türk Edebiyatı Anadolu Üniversitesi, Ağustos 2018

5.Seyhan DOBRA, Türkiye Selçuklu ve Beylikler Devrinde Kitap Kültürü ve İthaf Geleneği, Yüksek Lisans Tezi

6.Mahmut KAPLAN, Şeyh Galib’in Şiir Anlayışı

7.Talat Sait Halman, “Şeyh Galib ve Divan Şiirinin Değeri”, Şeyh Galib Kitabı, 1995

8.Veli KILIÇARSLAN, Belagat ve Retorik Kitapları Özelinde Edebiyat Kanonunda Şeyh Galib’in Yeri Üzerine Bir İnceleme

10.Müslüm YILMAZ, Şeyh Gâlib’in III. Selîm’e Yazdığı Yayımlanmayan Bir Kasidesi

11.Cem DİLÇİN, Şeyh Galib’in Şiirlerinde III.Selim ve Nizamı-ı Cedit

12.M. Fatih KÖKSAL, Gülşehrî hakkında Notlar, Tullis Journal /Turkic Language And Literature Surveys Cilt:1-Sayı:1-Haziran 2016
13.H. Dilek Batislam, Ahmedî’nin Farklı Bir Emir Süleyman Methiyesi, Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Sayı 29, 2022

Aydın Akyüz

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.