Aydın Akyüz yazdı: ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR  VE GEÇMİŞ ZAMAN EDİPLERİ ÜZERİNE – I

İNCELEME

Aydın Akyüz yazdı: ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR  VE GEÇMİŞ ZAMAN EDİPLERİ ÜZERİNE – I
Yayınlanma: Güncelleme: 2.772 views

Abdülhak Şinasi Hisar’ın Geçmiş Zaman Edipleri eseri büyük emeklerle değerli edebiyat araştırmacısı Necmettin Turinay tarafından 2005 (Selis Yayınları) ve 2013 (Yapı Kredi Yayınları) tarihli yıllarında yayınlanmış bir portre/anı kitabıdır. Turinay Hoca ön sözünde kitabı nasıl ortaya çıkardığını uzun uzun anlatmış. Bu eser Hisar’ın sağlığında yayınlanan bir çalışma değil. Hisar’ın yazdığı biyografik anı yazılarının sonradan düzenlenip kitap olarak yayınlanmış hali. Hisar, mektuplarında otuza yakın edebi portre yazacağını belirtmiş. 1930’lu yıllarda Hakimiyet-i Milliye’de Ediplerimize Dair Hatıralar, Türk Yurdu’nda Geçmiş Zaman Edipleri başlığıyla; yine Muhit, Yeni İstanbul ve Akşam’da yazılar yazmış. Hisar, bu yazıları toplayıp “Geçmiş Zaman Muharrirleri” adıyla yayınlamayı düşünüyormuş. Turinay Hoca Hisar’ın vefatına yakın tercih ettiği ismi vermiş son olarak kitaba. Ölümünden sonra Yaşar Nabi gibi dostları girişimlerde bulunmuşlar ama bir türlü yayınlanamamış. Yaşar Nabi Varlık’tayken Hisar, yazılarıyla ve reklam teminine yönelik gayretleriyle çok yardımcı olmuş. Hisar, Boğaziçi Yazıları, Geçmiş Zaman Köşkleri ve Boğaziçi Mehtapları kitaplarını ilk olarak Varlık’ta yayınlamış. O nedenle Yaşar Nabi ve Varlık her zaman hatırasına sahip çıkmaya çalışmış. Necmettin Turinay, ön sözünde eseri tanıtıp içeriğinden bahsediyor. Özellikle şu cümlelerini aktarıp Hisar’ın hatıralarına geçmek istiyorum:

“Bu eser dolayısıyla Abdülhak Şinasi’nin, “zaman” kavramı karşısında takındığı bir tutuma da temas etmek gerekir. Yazdığı metinleri ve kişileri bir uzak zamana, bizim dünyamızdan ve zamanımızdan çok çok ötelerde duran bir “geçmiş zaman”a öteleyip duruyor. Hisar buna benzer, anlattığı hususların bizim zamanımıza olan uzaklığı duygusunu verebilmek için, zamanı sürekli müphemleştirmeye dayalı bir dil geliştiriyor. Böylece de bu metinlerin yazıldığı veya bizim tarafımızdan okunduğu zamanla, hadiselerin cereyan ettiği zamanlar arasında öyle büyük mesafeler, uçurumlar hasıl ediyor ki tahmin edilemez. İşte o uzak zamanlara Hisar, eserin adında olduğu gibi, “Geçmiş Zaman” tabirini kullanıyor. Öyleyse biz bu hatıralar vasıtasıyla, Hisar’ın çocukluğundan itibaren tanıdığı sanatçıları okuyacağız. Fakat aynı zamanda da Hisar’ın bizzat kendisini! Dolayısıyla duyan, düşünen, değişen bir yazıcı ve onun bakış açısı, bu eseri baştan sona işgal ediyor gibi bir durum söz konusu.”

Hamdullah Suphi’ye Dair Hatıraları

Hisar, 1930 tarihli yazısında Mekteb-i Sultani’den (bugünkü adıyla Galatasaray Lisesi’nden) arkadaşı Hamdullah Suphi’ye ayrı bir yer açıyor ve hatıralarına ilk onunla başlıyor; çünkü en iyi dostu Hamdullah Suphi’dir. O sıralarda otuz yıllık dostluğu vardır.

Hisar, eski zamanlar için “tufandan evvel” nitelemesini yapıyor. Okula dair anılarında en çok teneffüs saatlerini özlediğini belirtiyor. O teneffüslerde emsalsiz şiir ve lezzet membaları oluştuğunu; atiden, arzularından, emellerinden bahsettiklerini; Ahmet Haşim, İzzet Melih, Emin Bülent gibi öğrencilerden oluşan arkadaş gurubunun edebiyatla ilgilendiklerini; bu sayede fikirlerine bir aşinalık kazandıklarını ve bu samimiyetlerine karşılık bulabildiklerini aktarıyor. Diğer öğrencilerin kendileri gibi oyun oynamadıkları için onlara hayretle baktıklarını, buna karşılık onların hayallerini, atiye ve şiire dair duydukları sözleri herhangi bir oyuna tercih etmediklerini belirtiyor.

Abdülhak Şinasi Hisar, sultani hocalarının kendilerine hayallerini zenginleştirecek ve ruhlarına gıda olacak dersler veremediklerini söylüyor. Doğrusu her dönemde olduğu gibi onun okuduğu dönemde de sultanide çok değerli hocalar olduğu görülüyor. Bunu Galatasaray Lisesi’nin şu an bile web sitesine girildiği zaman ya da tarihçesine ve bu konuda yazılan eserlere bakıldığı zaman -ki Oktay Aras bu konuda hazine niteliğinde eserler yazmıştır- ne kadar değerli müdür ve öğretmenlerin görev yaptığı anlaşılabiliyor. Örneğin; Ahmet Hikmet Müftüoğlu o sıralarda Galatasaray Sultanisi’nde öğretmendir. Divan şairi Feyzi Efendi, Nurullah Ataç’ın babası edebiyat öğretmeni Mehmet Ata, yine ilk jimnastikçilerimizden A. Faik Üstünidman burada beden eğitimi öğretmeniydi. Mesela, onun döneminde okul müdürü vakanüvis Abdurrahman Şeref Bey idi. Lisenin kendi yetiştirdiği Türk öğrencilerden biridir. II. Meşrutiyet’in ilanına kadar 16 yıl müdürlük yapmıştır. Sultani tarihinde önemli bir yeri vardır.

Hisar böyle söylüyor ama yine de Mektebi Sultani’ye dair şükranlarını dile getiriyor. Ruhunun inkişaf ettiği ve tahayyülünün oluşmaya başladığı o gençlik dönemlerini geçirdiği için bu okula borçlu olduğunu söylüyor. Özellikle burada öğrendiği Fransızcanın kendileri için fayda sağladığını ve bu sayede ilgi duydukları üstatları okumada ve tanımada zorluk çekmediklerini belirtiyor.

Hisar’ın hatıralarından sanki kendi gurubu haricindeki öğrencileri de küçümsediği anlaşılıyor. Halbuki bakıldığı zaman Abdülhak Şinasi Hisar sultanide okuduğu sıralarda çok değerli simalar da o okulda öğrenim görüyorlarmış. Örneğin; Şemsettin Sami’nin oğlu Ali Sami Yen o yıllarda orada öğrenciydi. Hisar’ın Galatasaray Sultanisi’nde okuduğu 1898-1905 yılları arasında kimler yoktu ki öğrenci olarak: Kitabında bahsettiği arkadaşları Hamdullah Suphi, Ahmet Haşim, İzzet Melih, Emin Bülent, Müfit Ratip başta olmak üzere ordinaryüs yüksek mühendis Burhanettin Sezerar, Muhsin Ertuğrul ve Afife Jale gibi tiyatrocularımızı yetiştiren Burhanettin Tepsi, Fecr-i Âti’nin kurucularından şair Emin Bülent Serdaroğlu, edebiyatçı Ercüment Ekrem Talu, Ordinaryüs hukukçu Esat Arsebük, ressam Feyhaman Duran, edebiyatçı ve sanat tarihçisi ordinaryüs İsmail Hikmet Ertaylan, Fecr-i Ati edebiyatçılarından İzzet Melih Devrim, Sakallı Celal lakabıyla tanınan flozof Mahmut Celal Yalnız, ordinaryüs hukukçu Muammer Raşit Seviğ gibi değerli isimler. Oktay Aras’ın sırf Galatasaray Lisesi’nin mezunları üzerine çalışmaları var. Bu çalışmalara bakılarak Galatasaray Lisesi’nin Türkiye’nin kültür lokomotifi olduğu rahatlıkla görülebilir.

Hisar, sultanideyken Hamdullah Suphi’nin üst sınıflarda okuduğunu, onun edebiyatla meşgul olduklarını duyup teneffüste kendileriyle tanışmaya geldiğini, ilk olarak onun ses tonundan ve hitabetinden etkilendiklerini anlatıyor. Hamdullah Suphi onlara edebiyattan, Namık Kemal’den, atiden bahsetmiş. Üzerlerinde nüfuzunu hemen tesis edebilmiş ama onlar bu ilgiden çok memnun olmuşlar. Çünkü Hamdullah Suphi okulda çok tanınan ve saygı duyulan bir öğrenciymiş. Bahçede bazen yüksek sesle şiir okurmuş. Daha o yıllarında Halit Ziya gibi büyük edebiyatçılarla görüşürmüş.

Onları ilk tatilde Küçük Çamlıca tepesindeki köşklerinde ağırlamış. Hamdullah Suphi, o yıllarda hep ses ve hitabet konusuna çalışıyormuş. Halkı sevk etmeyi bilen kuvvetli bir hatip olmak istiyormuş. Sözlerini hep yazılmış cümleler halinde söylüyormuş. İlginçtir, Milli Eğitim bakanı olmayı daha öğrencilik yıllarında hayal edip planlıyormuş. Görünen o ki hayalini gerçekleştirebilmiş. Nitekim TBMM’nin ilk açılışından itibaren iki dönem Millî Eğitim Bakanlığı yapmıştı.

Hisar’a göre o hep vatanına ve milletine daha iyisini layık görmüş, sözleri, hitabeleri ve şiirleriyle hep o günleri çağırmış. İstibdat aleyhine bile yazmaktan geri kalmayıp yazılarını Paris’e amcası Samipaşazade Sezai Bey’e gönderiyormuş. Hamdullah Suphi, Meşrutiyet’in ikinci ilanından sonra gazetecilik ve yazarlık yapmaya başlamış. Yeni Gazete, Davul, İkdam, Sabah, Hak gibi gazetelerde, Musavver Muhit, Resimli Kitap ve Servet-i Fünûn gibi mecmualarda yazılar yayınlamış. Konferanslar vermeye başlamış. Fecr-i Ati topluluğuna yazılarıyla destek vermiş. Sonra kendisine Darülmuallimin ve devamında Darülfünun’da öğretim görevi verilmiş.

1912’de açılmış olan Türk Ocağı’na girmiş. Milli duygulara ve vatanperverliğe önem ateşli bir şekilde verirmiş. Bu özelliğini Namık Kemal’den aldığı derslerle edinmiş.  Ecdadın mirasını ruhunda bir hazine gibi muhafaza edermiş. Hisar’ın ona muhabbet beslediği kadar saygı ve minnet duyduğu görülüyor. Bu nedenle onu genç nesillere anlatmayı kendine bir vazife addetmiş.

Aydın AKYÜZ

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.