AHMET HAMDİ TANPINAR ROMANLARINDA ZAMAN METAFORU / MELEK KOÇ

İNCELEME

AHMET HAMDİ TANPINAR ROMANLARINDA ZAMAN METAFORU / MELEK KOÇ
Yayınlanma: Güncelleme: 1.149 views

“Mazi, nihayet geçmiş bir zamandır; bizde ancak kendisine içimizden bir şeyler katarsak yaşayabilir.”*

Zaman ve Tanpınar birbirini tamamlayan iki kavram gibidir.  Birini düşündüğümüzde diğeri aklımıza geliverir. Öylesine birbiri içine geçmişlerdir ki, farklı zamanlarda kurguladığı zamanın labirentlerinde bugün bile dolaştığımızda, hâlâ gönüllü bir kayboluşun tadını alırız.

Tanpınar’a göre zaman, “Yekpare geniş bir an” ve “Parçalanmaz bir bütün”dür. Bergson’un süre kavramından etkilenen yazar, akıp giden zamanın yerine yaşanan zamanı koyar. “Mazi” O’nun zaman kavramında önemli bir yer tutar, ama onu donmuş haliyle kullanmaz. İç aleminde yeniden yaratır ve bugüne taşır.

Zaman kavramında Bergson kadar, hocası Yahya Kemal’in de etkisi olmuştur. “Kökü mazide olan bir atiyim” diyerek zamana güzel bir gönderme yapan Yahya Kemal’e göre zaman kendini tekrarlamaz. Aksine geçmişi de içine alarak devamlı büyür ve geleceği hazırlar. “Süreklilik içinde değişim, değişim içinde süreklilik”  anlayışı, öğrencisi Tanpınar’ın  düşüncesine de yerleşmiştir. Bu bağlamda, Tanpınar geçmişle bugün arasında bir köprü kurulmasının gereğine inanır.

Romanlarında, zamanın ne içinde ne de büsbütün dışında yaşayan karakterlerin, kendi içlerindeki açmazları bir türlü çözemediklerini görürüz: ”Sanki o anda yaptığı ve söylediği şeylerden başka, kendi içinde daha mühim , hayatı daha derinden  kavrayan bir düşüncenin peşindeymiş gibi”dirler. Mazi insanların hep peşindedir. Pek çok kahramanı hep mazide yaşar. İçinde bulundukları zamanı kabullenmezler.

Huzur ve Aydaki kadın, James Joyce’un Ulyses, Vırginia Voolf’un Mrs Dalloway romanlarındaki gibi 24 saat içinde geçer. Huzur romanında nesnel zaman 2. Dünya Savaşının başlamasından bir gün öncedir. Mümtaz uyandığında saat dokuza yaklaşmaktadır. Akşam haberlerinde savaşın başladığı haberinin radyoda duyulmasından sonra da roman biter.

Huzur da iki farklı zamandan söz etmek mümkündür: 1- Olay zamanı, yani aktüel zaman, 24 saatle sınırlı olsa da geriye dönüşlerle birkaç yıla dağılır. Roman kişileri anımsadıkları olayları  aktüel zamana taşıyarak zamanda bir genişleme sağlarlar. 2- Göreceli zaman. Mümtaz’ın iç dünyasını bilinç akışı ve iç konuşma tekniğiyle aksettirilen zaman.

“Zaman Huzur romanında Mümtaz’ın üzerinde bölünmez bir çekirdek zamandan ayrılarak, adeta her an yeniden bölünebilen ve bu bölünmeler esnasında da yeni yeni Nuran’lar meydana getiren bir başka zamana dönüşür”**

Tanpınar’a göre, insan aşk sayesinde zamana hükmeder: Huzur’daMümtaz aşk dsayesinde ebedi hayatı arzularken, Nuran’ın kendini terk edişiyle zamana hakim değil mahkum olur. Mümtaz’a göre insanoğlu kendini takvime bağlı bir zamanla sınırlar. Ölüm ve hayatı birbirinden ayrı düşünür ve bu yüzden zamanın esiri olur.

Tanpınar, Huzur’da  sanatı da zaman içindeki yolculuğuyla öne çıkarır. Mümtaz, Dede Efendi’nin Ferahfezasını dinlerken  geçmiş ve bugünün aynı potada olduğunu görür. Yaşananla yaşanmış  iç içedir.

Mahur Beste, Behçet Bey’in gördüğü bir düş sonrasında uyanmasıyla başlar. “Şimdi” den, “an” dan düş yoluyla zaman yolculuğuna geçilir. Behçet Bey için akan zaman hoş ama hüzünlü yaşanması gereken ama içinde tartışılacak şeylerde barındıran bir akış, bir beste,bir mahur beste gibidir. O’nun istediği donmuş bir zamandır. İhtiyarlamış haliyle ölümün araladığı bir kapıdan maziye kaçar. Akıp giden zamanı geri döndürmek çaresini eski eşyalarda, saatlerde ve ciltlediği kitaplarda arar. Romandaki Mahur Beste motifi kahramanların zaman karşısındaki trajik durumunu belirler. Kadını tarafından terk edilen Talat Bey’in bu bestesi, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler’de Mümtaz ve Cemal’in ortak kaderi olarak da kendini gösterir.

Mahur Beste, yayıldığı kapsadığı tarihi kesitler itibariyle geniş bir zaman dilimine yayılır. Romandan çıkan ip uçlarına göre bu zaman Abdülhamit devrinden, Tanpınar’ın Behçet Bey’le görüştüğü 1900 lü yılların ortalarına kadar genişler.

Sahnenin Dışındakiler, “İstanbul’a 1920 yılı Eylülülünün sonunda yağmurlu kapalı bir gece yarısı  gelmiştim” cümlesiyle başlar. Romanın ilk cümlesindeki zaman belirlemesi, İstanbul’un işgal altında oluşunun altını çizer. Cemal geriye dönüşlerle altı yıl aradan sonra yeniden döndüğü İstanbul’da çocukluk anılarını , mahallesini, en çok da sevdiği kızı anlatırken etrafını saran maziden kurtulamayışının azabını yaşar. Devamında ise toplumun değişmesinden yakınan ve geçmiş özleminden kurtulamayan aydınların çelişkileri anlatılır.

Saatleri ayarlama Enstitüsü, modern çağın insanını , saate tutsak eden yaşama temposu içinde hicvederek anlatır. Roman aynı zamanda zamanını şaşırmış bir cemiyetin eleştirisidir de.Saat bir yalan etrafında dalga dalga büyüyen şaşaalı bir kurumun temel taşı olmasının yanı sıra anlatıcı kahraman Hayri İrdal’ın  dünyayla kurduğu nadir bağlardan biridir de. Saat bir dönüm noktası , bir katalizördür İrdal’ın hayatında.

Eserde Hayri İrdal’a model olan kişi, kendisinden saatçiliği ve saatin felsefesini öğrendiği Muvakkit Nuri efendidir. Nuri Efendi, tamir ettiği her saatin ardından Hayri İrdal’a  “Hele bir zamanına sahip ol! Ondan sonrasına Allah kerimdir” der. İrdal’a göre Nuri Efendi, bir yandan ölü bir saati tamir etmiş olur, öbür yandan da bir insana yaşadığının şuurunu , zamanını hediye eder. Bir anlamda Nuri Efendi, yaşadığı zamanın sahibi olan, ona istediği gibi tasarruf eden insandır.

İnsanlarla saat arasında benzerlik kurma Tanpınar’ın Mahur Beste’sinde de görülür. Behçet Bey, Çırçır yangınında kitapları yandığından beri durmuş bir saate benzer. Odası aynalar ve saatlerle doludur. Bu saatlerin tik takları arasında durmuş bir zamanda yaşayarak maziyi anar.

Görüldüğü gibi özellikle geçmiş zaman Tanpınar’ın eserlerinde önemli bir rol oynar. Bu O’nun geçmişe duyduğu hayranlıktan değil, zamana verdiği değerden kaynaklanır. Zaman anlayışı, saatlerin günlerin birbirini izlediği bir akıştan ziyade çok katmanlı, geçmişle şimdinin iç içe geçtiği parçalanmaz akıştır. O maziyi, bugünün zevki ve kültürüyle değerlendirmekten yanadır, ama maziyle bugün arasındaki kopukluk yazarı yaşadığı zamana yabancılaştırmıştır.

Huzur’un sonunda ortaya konan zamana sahip olma ümidi, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde yerini ümitsizliğe bıraksa da, Tanpınar’ın günümüzde beğenilerek okunması sanırım zamanın ona karşı vefasını gösterdiğinin kanıtıdır.

Melek Koç

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

Kaynakça:

1-İdris Şahin- Salih Okumuş  /A.H.Tanpınar romanlarında yabancılaşmaya Karşı Gösterilen Mukavemet ve Örnek Kişiler/ Uluslararası Sosyal Araş. Der. 2012 s.2
2-İdris Şahin-Salih Okumuş/ A.H.Tanpınar Romanında Zaman ve Mekan bağlamında Yabancılaşmanın Tezahürü / Uluslararası Sosyal Araş. Der.2012 s.5  
3-Tuncay İmamoğlu / A.H.Tanpınar’da Süreklilik ve Değişim/ Atatürk Üniv. Sosyal Bilimler Ens.
4-Vedat Kurukafa / Mahur Beste Üzerine Bir İnceleme ve Çözümleme/ Muğla Üniv. Sosyal Bilimler Der. Bahar 2001 s.4
5-Hayrettin Orhanoğlu/ A.H.Tanpınar’da  Zaman Estetiği / Kültür Dünyası 1997    
6-Ahmet Hamdi Tanpınar / Huzur / Dergah Yay.2009
7-      “           “               “              Mahur Beste/    “       2007
8-      “          “               “                Saatleri Ayarlama Enstitüsü/  Dergah Yay.2007
 *   A.H.Tanpınar/  Yaşadığım Gibi / Haz. Birol Emil / Dergah Yay.2006
* *  Hayrettin Orhanoğlu /A. H. Tanpınarda Zaman Estetiği

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.