Yaşamın Ucuna Yolculuk / Melek Koç

İNCELEME

Yaşamın Ucuna Yolculuk / Melek Koç
Yayınlanma: Güncelleme: 1.727 views

Herkesin bir duvarı vardır, ardında kendini güvende hissettiği. Kaçarken sığındığı, bulunmak istediğinde bir adım öne çıktığı. Yaşamın ve insanların verdiği tedirginlikle, korkularıyla birlikte arkasına sığındıkları o duvar onları ne kadar korur bilinmez… Belki de bu yüzden bazıları o duvarın ardına saklanmak yerine içine hapseder kendini. Ve her yere kendisiyle birlikte taşır duvarını da.

Tezer Özlü, varoluşunun herhangi bir zamanında, kendisini içine hapsettiği duvarıyla birlikte yaşamın ucuna doğru bir yolculuğa çıkıyor. İlave olarak yanına aldığı baba evinin dar duvarları, evliliklerin bunaltıcı duvarları, büroların sigara kokan duvarları, okulların ve hapisanelerin acımasız duvarlarıyla birlikte. İçindeki acıları, ruhundaki uyumsuzluğu sağaltabilmek adına yaşamın anlamını  bulmaya çabalıyor. “Her gidiş, her yolculuk, kendi ‘Ben’inin bilinmeyenine doğru, bilmek için bir iniştir” derken, bu inişte Pavese ile birlikte Kafka ve Svevo’nun izini sürüyor.

1983 yılında Almanya’da Marburg Edebiyat Ödülü verilen bu anlatısını “Bir İntiharın İzinde” adı altında Almanca olarak yazar. Daha sonra “Yaşamın Ucuna Yolculuk”  adıyla Türkçeye çevirdiği bu kitap yaşamı sorgulamasının yanı sıra “Edebiyat, yaşam ve ölümün sınırlarının artık acıları tutamadığı, tutmaya yeterli olmadığı yerde başlamıyor mu? “sorusuna da yanıt arar bir anlamda.

Kitap için edebiyat dünyasının mezarlıklarına uzanan bir yolculuk da diyebiliriz aslında. Akıl, delilik, varoluş ve boşluğun iç içe yoğun duygularıyla  geçen bu yolculuk 4/20 Temmuz 1982 tarihlerini gösterir.  Berlin’den başlayan yolculuk Viyana, Belgrad, Niş gibi ara duraklar olsa da ana duraklar; Prag’da Kafka, Trieste’de Svevo, Torino’da Pavese’dir. Ama asıl yolculuk sınırsız bir varoluşla başlıyor aslında Tezer’in içinde. Yalnızlığın boyutlarını aşan, bir başınalığı derinleştiren insan sevgisiyle.

Mezarlarını, yaşadıkları yerleri, yaşasalardı eğer yaşayabilmeleri muhtemel olayları ve yaşamamalarına rağmen onları kendi içinde yaşatmaya çabalıyor. Bunları yaparken de kendisiyle ve yaşamla hesaplaşıyor yol boyunca. Gerede’deki beyaz yakalı okul çocuğunu, kentten kente koşarak dünyayı arayan genç kızı, yorgun bir ev kadınını, iki kocanın hem sevdiği hem de hırpaladığı, iki kocayı hem seven hem hırpalayan, iki koca tarafından hem aldatılan hem de onları aldatan kadını, yani kendini, Tezer’i sorguluyor. Ve akıl ile delilik arasındaki o ince çizgiyi…

Kafka’ya vardığında hayalleri yazdıklarını doğrular niteliktedir. “Dünyanın en derin acısını” öykülerine  ve mektuplarına yansıttığını düşündüğü Kafka’nın  Prag’daki mezarı başında çocukluğunu, ailesiyle olan iletişimsizliğini hatırlıyor. Annesi ve babasıyla aynı mezarı paylaşan Kafka’nın yaşamı boyunca üzerinde baskısını hissettiği babasının şimdi üzerinde yattığını düşünmek garip ve ürkütücü gelmektedir ona.  Yaşamı boyunca yalnızlığı tercih eden bir adamın mezarının bu kadar kalabalık olması Tanrı’nın bir ironisi midir acaba?

Edebiyatın aşk, çelişki, acı, gözyaşı ve intihar dolu derin yaşamı ve İtalo Svevo. Trenle Trieste’ye doğru giderken, teninde Svevo’nun kentinin rüzgarlarını hissediyor. İstanbul’un dayanılmaz karmaşası içinde Svevo’yu okurken, Trieste Bulvarlarında yürüyen kahramanlara nasıl özendiğini düşünüyor. Kente vardığında Svevo’nun 84 yaşındaki kızıyla tanışmadan önce şehir kütüphanesinde Svevo’ya ayrılmış bölümde onunla içsel bir yolculuğa çıkıyor.

Trieste’den ayrıldıktan sonra Torino’ya doğru yoluna devam ederken bir otel odasında ölü bulunan Cesare Pavese’ye olan sevgisini düşünüyor Özlü. Kendisine en yakın kişinin bu ölü olduğunu söylüyor kendi kendine. Ve her zaman olduğu gibi etrafındaki canlı ölülerden kaçıp  Pavese’nin hiç ölmeyen canlılığına sığınmak istiyor.

Pavese’nin intihar ettiği otelde, Otel Roma’nın 305 nolu odasında geçmişten kalan ölüm ve intihar kokusunu duymak istiyor. O anı yaşıyor kendi içinde. “Orada yalnızlık, en büyük yalnızlık içinde yitiyor. Hiçlikte!” diye düşünüyor. Ve kitabını Pavese’nin “Ve yaşam yalnız rüzgar, yalnız gökyüzü, yalnız yapraklar ve yalnız hiç değil mi?” sorusu ile noktalıyor.

18 Şubat 1986 da,  43 yaşında kaybettiğimiz edebiyatımızın mahsun prensesinin anısına saygıyla…

Tezer Özlü / Yaşamın Ucuna Yolculuk /YKY

Melek Koç

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.