René Char çevirmenleri Zarife Biliz ve Işık Ergüden‘le Gazap ve Muamma üstüne

Adil İzci, “kitap-lık” dergisinin Mart-Nisan 2023 sayısında, René Char’ın “Gazap ve Muamma”sını Türkçeye çeviren Zarife Biliz ve Işık Ergüden’le bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşinin bir bölümünü “Beşinci Sanat” okurlarıyla paylaşıyoruz. …..

René Char çevirmenleri  Zarife Biliz ve Işık Ergüden‘le Gazap ve Muamma üstüne
Yayınlanma: Güncelleme: 389 views

Adil İzci, “kitap-lık” dergisinin Mart-Nisan 2023 sayısında, René Char’ın “Gazap ve Muamma”sını Türkçeye çeviren Zarife Biliz ve Işık Ergüden’le bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşinin bir bölümünü “Beşinci Sanat” okurlarıyla paylaşıyoruz.

Sayın Zarife Biliz, Sayın Işık Ergüden, René Char, bizde fazla bilinen okunan bir ozan değil sanırım. Sizi kapsamlı bir çeviriye neler yönlendirdi?

IŞIK ERGÜDEN: René Char Türkçede hem bilinen hem de bilinmeyen şairlerden biri muhtemelen. Bir yanıyla yirminci yüzyılın en hareketli, zorlu dönemlerinin birinci dereceden failleri, tanıkları arasında yer alması, diğer yanıyla da Fransız dilinin tartışmasız en büyük şairlerinden biri olması, keza Türkiyeli kimi sanatçılarla, şairlerle tanışıklığı nedeniyle, bu topraklarda bilindiğini, tanındığını düşünebiliriz. Ama diğer yandan, şiirlerinden yapılan bir- kaç derleme dışında, çok üretken bu şairin hiçbir kitabının Türkçeye çevrilmemiş olması da bir tür bilinmeme halidir elbette.

René Char, Fransa’da Nazilere ve işbirlikçilere karşı yürütülmüş anti-faşist direnişe, silahlı mücadeleye katılmış ve bu mücadelenin yöneticileri arasında yer almış, ölümle hem öznesi hem nesnesi olarak yakınlık kurmuş, sonrasında ise bunun üzerinde bile konuşmamış olmasıyla, politikaya hep mesafeli, karamsar tavrıyla; diğer yandan anadilinin yirminci yüzyıldaki en önemli şairlerinden biri olmasıyla -kendi şiirleri üzerinde de hiç konuşmamasıyla- şahsen benim için örnek alınası bir şahsiyet oldu hep. Diğer yandan, Fransızca okuyup anlayabildiğim ve çeviri yapabildiğim dönem boyunca da hep gözümü diktiğim ama her okumaya kalktığımda “Ben bu dili biliyor muyum?” diye kendime sormama yol açan bir şairdi Char.

Çeviriyle geçen uzun yıllarda şiir çevirebilmeyi, kendimi şiirle sınamayı hep istedim ama böyle bir işe hazır olmak hiç kolay değildi. Çeviriyle yaşamaya çalışan insanların geçim derdi içinde zamanla yarışmaları, şiir gibi, dilin sınırlarında dolaşan bir alana paldır küldür dalmalarına (ne iyi ki!) engeldir. Dahası, düzyazı edebiyat metni çevirisi -istisnaları olmakla birlikte- ille de yazar olmayı gerektirmez fakat şiir çevirisinin şair olmayı gerektirdiği rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla, maddi koşullar şiir çevirmeye elverdiğinde, şiir çevirme arzum şair olmamamın dezavantajıyla baş başa kalmıştı. İşte bu ortamda Zarife’yle birlikte şiir çevirilerine başladık. José Saramago’nun bütün şiirlerini, Fernando Pessoa’dan şiir seçkisini çevirip yayınladığımızda, kimi dergilere değişik şairlerden tek tek şiir çevirileri yapıp yayınlattığımızda bir yandan da René Char üzerinde çalışıyorduk. Yedi yılı aşkın bir zaman dilimini kapsayan bu süreç birlikte çalışmanın, tartışıp derinleşmenin zevkiyle, tek tek her kelime, her ses üzerinde kılı kırk yaran düşünme süreçleriyle, diğer dillere yapılmış çevirileri inceleyerek, Char’ı anlama, kavrama ve ifade etme çabasıyla, her bir şiir için altı yedi kez “bitti!” deyip yeniden başlayarak, meşakkatli ama sonuçta tatminkâr bir şekilde tamamlandı.

ZARİFE FİLİZ: Benim şiir çevirisine soyunmam tamamen Işık’ın çabası ve iknası sonucudur. Müsebbibi kendisidir. René Char için de geçerli bu. Ben neredeyse kendimi bildim bileli şiiri çok sevdim, hep okudum, benim için ekmek su gibiydi. Fakat şiir benim için aynı zamanda Türkçe demekti, dilin dili derler ya şiir için, belki de o nedenle hep Türkçenin sınırları içinde aradım onu, müziğini, sesini duyup içimde yankısıyla yaşamadıkça, anlamıyla, imgesiyle, hissettirdikleriyle beni savurmadıkça sözcükler benim için şiir olmadı hiç. Belki de tam bu nedenle çeviri şiire uzun yıllar hep mesafeli durdum, hatta şiir çevrilemez olandır deyip o hazzı bozan metinleri şairin kendisiyle bile ilişkilendirmedim, velev ki o dizeler onun değil Türkçe söyleyenindi. Çok sevdiğiniz bir şeye halel gelsin, içinizde incinsin, bozulsun istemezsiniz, onu yitirmekten korkarsınız ya, belki böyle bir korkunun sonucuydu mesafem. Bunu kıran ilk şair Celan’dı. Almanca bilmiyorum ama Celan’ın Türkçeye çevrilmiş şiirleri beni şairle buluşturdu bir şekilde. Gertrude Durusoy ve Ahmet Necdet’in Bademlerden Say Beni, Oruç Aruoba’nın Neredeyse Yaşayacaktın ve en son Ahmet Cemal’in Ellerin Zamanlarla Dolu çevirilerine borçluyum ben Celan’ı. Almancadaki aynı Celan’ı mı okuyorum bilmiyorum ama Türkçe söylenenlerde şairi duyup hissedebiliyorum. Defalarca dönüp tekrar okuma arzusu duyuyorum.

Biraz Celan’ın yukarıda bahsettiğim çevirilerden okuduğum Türkçe şiirlerinin bana verdiği şiir hissi, çokça da Işık’ın Fransızca bilgisine, deneyimine, çabasına olan güvenim ve ikimizin birlikte yaratım sürecindeki akışkanlığımız bu işe olur verdi. Yıllar önce bu çeviri sürecine başlarken Işık çevirir ben yayına hazırlarım diye düşünmüştük ama ilk şiirler ortaya çıkıp da üzerinde çalışmaya başladığımız an bunun böyle olmayacağını, zira ilk çevirilerin tamamen değişip birlikte çalışmalarımızdan bambaşka şiirlerin ortaya çıktığını görünce ortak çeviri tarzına geçtik; bu nedir ki, buna böyle denebilir mi acaba, yoksa şair burada bambaşka bir şey mi demeye çalışıyor türünden sorularla, ben İngilizce çevirilerine, Işık öbür dillerdeki çevirilerine bakarak, sonra tekrar Fransızca şiire dönerek, çoğalan, ilerleyen, dönüşen, tekrar tekrar yazılan bir şiir yaratma sürecine girdik beraber. Fransızca şiiri alttan hiç eksik etmeden ama son sözü de hep Türkçe sesletimden, dize yapısı ve melodiden, şiirin sesiyle anlam ve imge arasındaki ilişkilerden pay biçerek noktaları koyduk. O noktaları da defalarca koyup kaldırdık. Gazap ve Muamma Türkçeye böyle doğdu. Benim için, kendi okuduğumda şiir olarak hissedeceğim hale gelmeselerdi, Türkçe okuduğumda kelime toplamları ve cümlelerden ibaret kalsalardı, dilin dilini Türkçede bana hissettirmeselerdi yayımlanmazlardı. Süreç tabii ki önemli ama burada sonuç daha da önemli. Öyle bir haksızlığı yapamazdık. Bunu ikimiz de önemsedik. Bizimki biraz Char’ın şiiri gibi boşlukta, uçurumun kıyısında yapılan bir iş oldu. Olur atlar, olur da arkasından biz de atlayamazdık.

Doğrusu René Char’ın özünü, aslını anlamak (eski sözcüklerle “nüfuz etmek”, “künhüne varmak”) enikonu zor görünüyor. Hele benim gibi bir ucundan da mutlaka anlam yakalamaya alışkın okurlar için. Bu bağlamda okurlara nasıl bir okuma yöntemi önerebilirsiniz?

I.E.-Z.B.: Kolay okunurluğu, kolay anlaşılırlığı edebiyatın, şiirin olmazsa olmazı olarak göremeyiz. Bu, zor anlaşılır olmalı, üslupçuluk yapılmalı anlamına asla gelmemekle birlikte, edebiyatın başlı başına bir gerçeklik, bir evren ve bir dil yaratımı olduğunu, dolayısıyla gündelik dil ve ifade alışkanlıklarının dışına çıkmanın kaçınılmazlığını vurgulamak; kolaycılıkla, popülerlikle, tweeter’vari “hapçılık”la, zekâ ve “olay” gösterisiyle edebiyatın dili arasındaki farka işaret etmektir. Her nitelikli edebiyat metnine nüfuz etmenin kimi zaman yazandan daha fazla çaba sarf etmeyi gerektirdiğini düşünürsek René Char’ın şiirini de bu saflarda görebiliriz. Her zaman el altında bulunacak, tekrar tekrar, orasından burasından okunacak, anlaşılamayacak, merak uyandıracak, hissedilecek, düşünülecek, belki bir anlığına sezilecek bir şiir Char’ınki. Kısacası, ömürlük…

Char’ın şiiri ne Char’ın kendi için ne de okur ya da çevirmen için yazılmıştır; büyük harfle Şiir’dir o, “hiç kimse” için yazılmıştır; Nietzsche’nin eseri gibi. Char’ın şiiri, saf anlamında ya da musikisiyle bizi kucaklayan tınıda değil, sözünü ettiği şeyle şiirin arasındaki mesafededir. Bu mesafede kendine yer açabilmek, o mesafenin çeperlerinde dolanabilmek, onlara dokunabilmek gerekir okuru olabilmek için. “Bir şair geçtiği yolun izlerini bırakmalıdır, kanıtlarını değil. Sadece izler düş görmeyi sağlar,” diyor zaten kendisi de.
Odasını, odasındaki Georges de la Tour tablosu altındaki çalışma masasını bilsek de, metaforik olarak, bir masa başına oturmuş şiir yazarken düşünemeyiz onu, o bir kol işçisi gibi çalışırken şiir yaratan, bizimle konuşurken şiiri kuran biridir. “Felsefe çekiçle yapılır!” diyen Nietzsche akla geliyor yine. Dolayısıyla, “yerimizi değiştirmemiz”, asla entelektüalizme gömülmememiz gerekir ona kulak verebilmek için. Char’ın şiiri (gelenek, eğitim, alışkanlık) gereği sahip olduğumuz şiir fikrine hem en uzak hem de şiirin özü olduğunu hissedebileceğimiz şeye, o “muamma”ya en yakın olandır; bizden çok şey ister, öncelikle de önde olmayı, öncelemeyi.

Ve son olarak, René Char’ın sesini, bizim çabamızın da yankısını duyup ses verdiğiniz için teşekkür ederiz.

(René Char, Gazap ve Muamma, Çevirenler: Zarife Biliz / Işık Ergüden,
Sel Yayıncılık, Kasım 2022)

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.