İzler / Yakup Yaşar

Her okur kendi romanını yazar. Kendi hikâyesine ayna tutar yazarın yazdıkları. Bir kitapta gözleri sürekli kendi geçmişine yolculuğa çıkar. Her yazar kendinden izler taşır sözcüklerinde; ama hiç kimse yazarın kendisiyle..

İzler / Yakup Yaşar
360 views

Her okur kendi romanını yazar. Kendi hikâyesine ayna tutar yazarın yazdıkları. Bir kitapta gözleri sürekli kendi geçmişine yolculuğa çıkar.

Her yazar kendinden izler taşır sözcüklerinde; ama hiç kimse yazarın kendisiyle ilgilenmez. Herkes kendi yaşamının izleriyle yüzleşir yazarın aynasında.

İzler hiç geçmez. Her yüz iz taşır ve her iz geçmişi gizler. Okurlar, okurlar da geçmişin izlerine yolcuğa çıkarken yanlış yola saparlar kimi zaman. Yalnızlığın yoluna…
Yalnızlığın okuru çektiği yolda kaybolur insanlar. Yolda doğruya ulaşamayan okurlar boşa okurlar. Boşa vakit kaybederler sayfalarda gezinirken.

Zihne, doğru gönderilmeyen iletiler âtıl vaziyette bekleşenlere eklenir ve her bilgi faydasız yük olmanın ötesine geçemez insanın beynine.

İnsanlar bu faydasızlığa bilgelik deme yanılgısına düşer. Eyleme dökülmeyen hiçbir bilgi bilgi değildir zira. Kendisinden ders alınmayan hiçbir anlatı insanın iddia ettiği bilgeliğe katkı sunmaz.

Elinde kitabı okurken bu bilinçle çeviriyordu sayfaları Edip. Bir sözcük birçok anlama geliyordu zihninde. Her sözcükte başka başka düşlere dalıyordu.

Paul Auster’ın Yanılsamalar Kitabı romanında “uydurmalar” ve “sanrılar” sözcüklerine ilişti gözleri. Dışarıda bir araç geçiyor ve bir adayın seçim vaatleri seslendiriliyordu sesi güzel biri tarafından. Duraksadı ve sayfayı işaretleyip kapattı kitabı. Sahaf Ali Bey’in yanında aldı soluğu…

Edip: Ali amca çok kitap okumaktan mı bilmiyorum. Gerçeklerden çok soğudum artık. Sürekli düşler kuruyorum.
Ali Bey: Bu çok güzel değil mi? Zaten o eserler bunlar için var. Gerçeklerden kaçmak isteyenlerin yeridir kitaplar.
Edip: Öyle de ben insanları da görmek istemiyorum artık. Normal değil bu!
Ali Bey: Normal değil!
Edip: Yalnızlık kötü bir şey demiştin geçen!
Ali Bey: Yalnız değilsin ki! Kitaplar var! Yazarlarla arkadaşlık kuruyorsun. Düşünceler ve duygular dünyasında onlarla sohbet ediyorsun. Daha eğlenceli değil mi? Bedenen birbiri yanında olan kalabalık et yığınlarından biri olmak daha mı iyi?
Edip: Değil tabi! Neden düzelmiyor ki hiçbir şey? Onca kitapta anlatınlar… Neden kimse ders almıyor geçmişten?
Ali Bey: Haa sen konuyu seçime getiriyorsun. Ondan bir umudun varsa söyle o umuduna seni hayal kırıklığına uğratmasın. Bak evlat! Kâinat enerji üzerine kurulu. Her varlık enerji taşır içinde ve o enerji evrene yayılır. Olumlu duygular, olumlayan düşünceler, güzel sözler insanlara pozitif enerjiler verir ve o enerji hayatı anlamlı ve yaşanılır kılar. Sen üzerinde yaşadığın topraklarda insanların böyle bir enerji alışverişi yaptığına inanıyor musun?
Edip: Hayır tabi ki! Her şey gün gibi ortada.
Ali Bey: Ee bizim burada seçimlerde insanlar öfkeleriyle karar verirler. İnsanlar oy verdiklerini olumlu tarafı olduğu için değil karşı taraftan nefret ettikleri için destekler. Bu destek olumlu sonuç doğurmaz. Hangi tarafın öfkelileri daha kalabalıksa o kazanır. Öfkenin kazandığı seçimi herkes kaybeder.
Edip: Bütün bu olumsuz enerjilerin olduğu yerden de hayır gelmez.
Ali Bey: Aynen öyle! Hem boş ver siyaseti. Hiçbir seçimde seçimi oy verenler belirlemez. Satranç masasının, taşların, rakiplerin, kimlerin hangi hamleyi yapacağının önceden belirlendiği bir oyunda taraf tutma bence. Oyuna alet olma.
Edip: Öyle de onların yönettiği ülkede yaşamak zorunda bırakılıyoruz. Hayallerim var benim. Ben o hayaller için çalışıp duruyorum her gün.
Ali Bey: İnsanlar kendileri için istediklerini herkes için istemedikçe, adaleti öncelemedikçe düzelmez! Ben senin gibiydim. Düşlerim vardı. Bir girdap gibi içine çektiler beni. Benim gibi birçok genci… İlkesiz insanların kararları mahvetti bizi.
Edip: Tarih tekerrür ediyor diyorsun yani!
Ali Bey: Evet hem de en acı biçimde. Bu sefer hem ilkesiz hem de nefret yüklü insanlar! Bu kalabalığı yenemezsin. Eğer seçim kazanmayı galibiyet olarak tanımlıyorsan tabi. Bana göre seçimde çoğunluk bir galibiyet değil. Ben Kuran’ı Kerim’de “Kim nerede çoğunluksa doğru odur.” diye bir ayet görmedim.
Edip: Roman bitmek üzere. Önereceğin yeni bir roman var mı? Geçenlerde okuduğum roman… Gerçek Sanrı… Var mı o yazarın yeni romanı?
Ali Bey: İzler Sır Gizler isimli romanı var. Henüz basılmadı. Bir röportajında okudum. Çıktığında okursun.
Edip: İzler Sır Gizler… İlginçmiş. Gene bir yalnızın tek başına bırakılışını anlatıyordur muhtemelen.
Ali Bey: Muhtemelen!
Edip: Ben gideyim! Kolay gelsin Ali amca!
Ali Bey: Teşekkür ederim evlat. Görüşmek üzere!

Dükkândan çıkıp evin yolunu tuttu. Yol kenarındaki bir bakkaldan bir paket bebe bisküvisi aldı. Eve vardı. Mutfağa geçip ocağa çay koydu. Kitabı eline aldı. Kaldığı yerden okumaya koyuldu.

Kitabın bir yerinde dalıp kaldı gene. Çaydanlıktaki su kaynadı. Buharlaşıp bitti. Çaydanlık içinde susuz ısınmaya devam etti. Biraz sonra büyük bir patlama oldu.
İrkilip kalktı yerinden. Dışarıda bir kalabalık KPSS’den 50 alıp bir yakınının desteğiyle atanmış gencin başarısını kutluyordu. Davullar, zurnalar, havai fişekler… Hayırlı olsun ziyaretleri… 50 almaya müsait başka gençlerin ebeveynlerinin hevesli iştirakleri…

Karanlık çökmek üzereydi. Çaydanlığı hatırladı birden. Mutfağa koştu. Aşırı ısınan çaydanlığın etrafı is olmuştu. Ocağı kapattı. Çay içmedi. Bisküviyi paketinden çıkardı. Küçük bir tasa koydu. Sokakta onu bekleyen koyu gri kediye götürdü.

Paul Auster’ın romanında geçen “Hayatın bir ateşli rüya olduğunu anlamıştı, gerçek denilen şey de uydurmalardan ve sanrılardan oluşan bir dipsiz dünyaydı…” cümlesi kulaklarında çınlıyordu.

Bir sanrı saplandı zihnine aniden. ‘Muhtemelen bir yerlerde sınavda yüksek puan aldığı halde atanamayan bir genç intihar etme dürtüsüyle cebelleşiyordu.’

Kimsenin bilmediği hiç kimsenin bilmeye değer görmediği birinin göz yaşları kayboluyordu yalnızlığın karanlığında ve karanlıktaki kalabalığın gürültüsünde sesi duyulmuyordu serzenişlerinin… Sınavdan 90 almış bir genç 50 alan rakibine yeniliyordu…

Güçlüye yavşayan gazetelerin manşetlerini süslemiyordu o gencin yok oluşu. Aynı gazetelerin üçüncü sayfalarına konu oluyordu sadece. Samimiyetten uzak iki cümlenin içi boş anlamsızlığında vücut buluyordu eksilişi dünyadan. O esnada Edip zihnine saplanan düşüncenin sanrı olduğu yanılsamasıyla kitabını kaldığı yerden okumayı sürdürüyordu.

Yakup Yaşar

[button url=”https://www.besincisanat.com/category/yakup-yasar/” target=”true” text=”Yazarın diğer yazıları için tıklayınız… ” class=”mavi” size=”small”]

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Yorum yapabilmek için buradan üye girişi yapınız.

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.