ANLATI
Yaşamı belirli bir yaştan sonra derinden duyumsamak mıydı büyümek? İlk kez siyah okul çoraplarımla vedalaşıp, annemin uzattığı incecik naylon çoraplarla tanışırken hissetmiştim bu duyguyu. İş hayatına atılacak kadar büyüdüğümü hatırlatıyordu o çoraplar bana.
Büyümüştüm artık!
Şimdilik liseyi bitiremesem de devlet sınavlarını başarıyla geçmiş “memur” olmuştum, ama kendimi, büyümekle çocuk kalmak arasında bir yerlerde görüyordum henüz.
Haliç’in kaldırımsız, toprak sokaklarında ince topuklu ayakkabılarla yürümek bile zordu o yıllar. Ama otobüse yetişmek için o topuklu ayakkabılarla koşmaya çalışırken, farkında olmadan büyüyormuşum…
Uykusuz geçen nöbet sabahlarında final sınavlarına yetişmek için koşarken de…
Ebe kucağıma çocuğumu verirken, patron işime son verirken, oğlumu askere yollarken, sevdiklerimi teker teker toprağa verirken hep büyüyormuşum meğer.
&
Hiç kirlenmeden büyümemiz mümkün olabilseydi… Masumiyetimizi kaybetmeden, kendi yalanlarımıza inanmadan, hüzünler biriktirmeden. Tercihlerimizi yaparken mecburiyetlerimiz öne çıkmasaydı… Biri bize beyaz atlı prensin olmadığını söyleyebilseydi, canımızı yakan aşklardan kendimizi koruyabilirdik belki.
Uçurumun kenarına geldiğimizde, elimizi bırakmasaydı tutunduklarımız. Yeni tükenişler yaşamazdık, katı gerçeklerin derinliğinde yitirmeseydik düşlerimizi. Umutlarımız saklı kalırdı o zaman yarınlara. Hayatın neresinde durduğumuzun da bir önemi olmazdı, hep yeni sevdalara açık olurdu yüreğimiz.
Kendimizin kimsesi olma ıssızlığına sığınmadan, başkalarının yalnızlığına köprü kurmayı deneyebilseydik. İçimizdeki gurur tanrısına kurban etmeseydik kendimizi.
İşte o zaman gösterirdik yaralarımızı, canımızın yandığını belli etmemek için taktığımız maskelerin ardına saklanmadan. Pencereleri sımsıkı kapatıp, radyonun sesini sonuna kadar açarak avaz avaz ağlamazdık gidenlerin ardından.
En çok da içimizdeki çocuğu öldürmeden, oyuncaklarını kırmadan büyümeyi öğrenebilseydik!
Oysa, önce naylon çorabımızı kaçırmadan giymeyi öğrendik. Sonrasında topuklu ayakkabı ile koşmasını… Çorabımız kaçmasın diye dikkat ederken hayatı kaçırdık farkında olmadan. Ve zamansız büyüdüğümüzden olmalı, hep bir şeyler eksik, hep bir şeyler yarım, hep bir şeyler uzak kaldı.
Melek Koç
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.