Erinç Büyükaşık yazdı : KİM YONG-HA – “Kendimi Yıkmaya Hakkım Var” ve “Bir Katilin Güncesi” İncelemesi

Güney Koreli yazar Kim Young-Ha’nın “Kendimi Yıkmaya Hakkım Var’dan sonra Türkçeye kazandırılan “Bir Katilin Güncesi” Timaş Yayınevi etiketiyle okurlarına ulaştı. Üzerine çok yazılıp çizilen bir yazar değil Kim Young Ha…

Erinç Büyükaşık yazdı : KİM YONG-HA – “Kendimi Yıkmaya Hakkım Var” ve “Bir Katilin Güncesi” İncelemesi
Yayınlanma: Güncelleme: 1.462 views

Güney Koreli yazar Kim Young-Ha’nın “Kendimi Yıkmaya Hakkım Vardan sonra Türkçeye kazandırılan “Bir Katilin Güncesi” Timaş Yayınevi etiketiyle okurlarına ulaştı. Üzerine çok yazılıp çizilen bir yazar değil Kim Young Ha. Bu nedenle genelde yazarın yazınsal serüvenine dair doğru saptamalar yapabilmek adına belirli bir İngilizce metin okur-yazarlığı gerekiyor buna bağlı olarak.

Yazarın,  ilk romanı Kendimi Yıkmaya Hakkım Var’da anlatıcı, yalnızca büyük bir  “Öteki” tarafından kontrol edilen bir yaşamın süre gittiği  bu (post) modern çağda, insanların yapabileceği tek özerk eylemin gönüllü ölüm ya da intihar olduğunu ileri sürer. Bu nedenle Türk okuruna bir bohem veya melankolik yazar izlenimi dahilindeSlvia Plath veya Tezer Özlü” çağrıştıran bu izleğine karşın “varoluşçu” izleği sert ve öfkeli bir kurguyla inşaa ettiği gerçeği de yadsınamaz. Yazarın “intihar” metaforunu irdelerken Kim’in anlatıcısının, kendi canına kıyma cesareti olmayanların intiharına yardım etmesi de okur için oldukça şaşırtıcıdır.. Bu çelişkilerle yüklü kahraman aslında Kore toplumunun modernleşme sürecine dair bir dizi tuhaflığı ve belirsizliğe de işaret eder. Hatta yazar bunu eGeomeun kkot (검은 꽃 Kara Çiçek)’te  Kore modernleşmesinin tuhaflığını ve paradigmalarını Meksika’ya göç eden Koreli işçilerin bakış açısıyla yansıtırken büyülü gerçekçiliği kullanır. Batı modernizmiyle bir hesaplaşma gibidir adeta bu durum.

Sarinjaui Gieokbeop (살인자의 기억법 Bir Katilin Güncesi), başkalarının bakış açılarına duyarlı olsa da işlediği cinayetlerden dolayı suçluluk duymayan, Alzheimer hastalığıyla mücadele eden bir seri katili anlatır. Kim, katilin “hatırlama biçimi” aracılığıyla bize, modern insanın sonsuz bir rekabet içinde olduğu bir toplumda en basit haliyle hayatta kalma dürtüsünün onu nasıl bir canavara dönüştürdüğünün şaşırtıcı bir tasvirini sunar okura.

Kim, bir romancı olarak başarılı olabileceğinden emin olmadığı yazı öyküsünün ilk yıllarında önce kısa, içe dönük, taslak benzeri yazılar kaleme almıştır ve hatta  bir yayıncı arayışına girmeyen ve yazmaya dair bir bağ, zorunluluktan uzak bir eylem olarak yapar bunu.

Kendimi Yıkmaya Hakkım Var, gecikmiş ve dikkate değer bir yapıtıdır bu noktada.

“Ben sadece bilinçaltının derinlerine hapsolmuş marâzi arzuları ortaya çıkarmak istiyorum. Bu şehvet bir kez serbest kaldığında büyümeye başlar. Arayanın hayal gücü serbest kalır ve çok geçmeden kişi potansiyelini keşfeder.” ifadesi tam da  geleneksel anlatının ve makbul edebiyat kanonunun dışında bir yazar yolculuğunu ifade eder.

Bir hastalığın, toplumun köklerinde beliren bir urun anlatımı gibidir Kim’in anlatısı bir anlamda. İnsanın karanlık, zayıf, ham ve hantal halleri sorgusuz, çok da süslemeden, biçem budalalılığına düşmeden yansır onun anlatısında bu bağlamda.  Kara Çiçek, Cumhuriyetin Seni Çağırıyor ve Sesini Duyuyorum gibi kitaplar  tam da bu hastalık belirtilerini ve bireyin çürümüşlüğünü anlatan metinler olarak görülebilir.

Bir Katilin Güncesi’ndeki sinirleri yakan, çarpıcı ve yalın bir dil ve izlek yolculuğuna okuru çıkarırken trajedi ve komedinin iç içe girdiği atmosferi yazarın nasıl bir ironiyle aktardığının bir örneği olarak şu ifadeleri aktarmak mümkün:

“Ben şiirin ne olduğunu bilmediğim için cinayet sürecimi dürüstçe yazdım. İlk şiirimin adı ‘Bıçak ve Kemik’ miydi ne? Eğitmen şiirsel ifadelerimin özgün olduğunu söyledi. Saf bir dil ve ölümcül hayâl gücüyle hayatın anlamsızlığını keskin bir şekilde ortaya koyduğumu söyledi. Tekrar tekrar metaforumu yorumladı.” (Syf. 8)

Burada gafları olan ve  adeta bir boşluk için tasarlanmış bir yazı tarzıyla karşılaşırız; – hesaplanmış , ölçülmüş ve kurumsal bir yazınsal dil ve söylemden öte kahramanının açgözlü, salya akıtan bir açlık içinde olmasına dair yargıçlık yapmayan bir anı anlatıcısına dönüşür bunun sonunda. Öğretmenlerini etkilemeye çalışan kendini beğenmiş bir lise öğrencisi gibi değil de daha kendine dönük ruh hâliyle arka sıralarda kendince yazıp çizen bir tembel öğrencinin hâlidir bu. Kesinliklerden kaçınan, kabalıktan uzak, seçtiği ayrıntılarda muğlak ve kararsız, ustalaşmaktan çekinen  bir yazı öğrencisi gibi davranmıştır çoğunlukla.

Yazarın kahramanları izinde ilerlersek temelde mizah, ironi ve Güney Kore’nin “teknoloji” devine dönüşürken ezilen ve tükenen bireyi Bong Joon-honun Parasite”ını anımsatan bir öfkeyle ve varoluş kriziyle yansıtmıştır. Bunu örnekleyecek olursak şu saptamaları yapmak mümkün: Bir intihar danışmanı (Kendimi Yıkmaya Hakkım Var), Küba’da Koreli bir köle işçi (Kara Çiçek), Seul’de bir Kuzey Koreli casus (Cumhuriyetin Seni Çağırıyor), bir motosiklet kanun kaçağı (Sesini Duyuyorum) ve demans hastası yaşlı bir seri katilin anlatısı olan “Bir Katilin Güncesi”’de Kim, bir yazar ve anlatıcı olarak kurbanlarını boğarken ne kadar eğlendiğini hatırlar.  Onlar güzel zamanlardır” – ama şimdi kafası karışmış, çamur içinde uyanan ve dün gece kimi öldürmüş olabileceğini ve nerede öldürebileceğini merak eden birine dönüşmüştür; bir“Alzheimer hastası beyninunutkanlıklarıyla süregiden bu anlatı dikkatli, metodik, kariyerli bir seri katilin beceriksiz ve amatör bir katile dönüşümünü anlatırken “Bunca yıl bir katil olarak yaşamanın kötü yanı: konuşacak yakın arkadaşın yok.”  Veya

“Üvey kızı biyolojik annesinin  nerede olabileceğini sordu.

-Sence şimdi nerede?

-Kim bilir? Hatta çok yakınlarda bir yerde olabilir. Mesela bizim bahçede.” diyalogu Christopher Nolan’ın Mementosunu anımsatır. Albert Camus’un Yabancı’daki ünlü ilk cümlesinden şüphe götürmeyen öfke ve ölüme karşı kayıtsızlık ğı Kimin de kahramanlarında karşımıza çıkar bir şekilde. Camus, baş karakterine duygusal bir soğukluk, her şeye dair gelişigüzel bir kayıtsızlık yüklemeye çalışırken Kim açıkçası bu çabadan fazlasıyla  etkilenmiştir:

Camus: “Annem bugün öldü. Ya da belki dün; emin olamıyorum.

Kim: “En son birini öldüreli yirmi beş yıl mı oldu yoksa yirmi altı mı?”

Bu ifadeler Camus’ya bir ithaf olarak görülebileceği gibi Tanrılara, dine ve zombilere dair ön kabulleri reddeden seri katilimizin hem tamamen ahlâk dışı hem de ahlâkî açıdan içe dönüşünü şu ifadelerle yansıtır: “Benim cezam Alzheimer!”

Bu ifade Dosyoveskinin Raskalnikovun iç mahkemesinde benzemeyen, suçluluk duygusundan uzak bir suç tanımı gibidir. Kendimi Yıkmaya Hakkım Var ve şimdi de Bir Katilin Güncesi”nin yazarına tanıdığı öncelikle kendisi olma şansıdır belki de. Seyircisine oyun oynamayı bırakan, tüm ana karakterlerini sıradan bir hayatın sınırlarında dışlanmış insanlardan seçerken bilinçaltının ve insan ruhunun derinlerindeki hoşnutsuzluğa kulak veren yazar soğuk, nasırlı  ve  bir o kadar eğlenceli bir anlatının peşi sıra okuru çoğu kez şaşırtmayı da başarmıştır.

İlginç bir ayrıntı da yazarın ustalaşmayı reddederken, kötü bir yazar olarak  kendisini nitelemesi ve ilk kitabın okur tarafından beğenilmesine dair yaşadığı şaşkınlık ve tedirginliktir. Yazmanın bulanıklığından, bir ilham perisi tarafından yutulma korkusundan, işinde kendini yeniden keşfetmekten söz ederken  “Çıkış yaptığımdan beri bu kadar yüksek üretkenlik yaşamamıştım.” “Yayınlanamaz, erotik, deneysel, kopuk bir roman, yazdıklarımı tekrar okumama gerek yok ve karakter tutarlılığı yok” gibi eleştirel yaklaşımları hiçe sayan bir amatörlük savunması sayılabilir bu durum. Okuyucu – heyecanla – son sayfaya geldiğinde şaşkına döner. Şu ifade gerçekten de şaşırtıcıdır:  “O sırada halka açık bir kafede olmasaydım, kitabı odanın diğer ucuna fırlatırdım. Kendinize bir iyilik yapın ve kendinizi sinirlendirmekten kurtarın, bu son sayfayı okumadan yırtın. Kitabı birkaç paragraf erken bitirin. Kim Young-ha’nın ruhunuzu ve edebi duyarlılığınızı yok etmesine izin vermeyin – sonsuza kadar harika kitaplar üreten kötü bir yazar.”

 Yazarım “Bir Katilin Güncesi”nden şu satırlar, tam da sözünü ettiğimiz varoluş ve nihilizm ikilemini aktarırken Kore coğrafyasında benliğin yok oluşuna dair öfkeli bir çığlık olarak da okunabilir.

“Sürekli düşünüyorum da, gelecek yoksa geçmişin de bir anlamı yokmuş gibi. Odisseus’un seyahatini düşünüyorum, o da öyleydi. Odisseus kendi topraklarına dönerken nilüfer çekirdeği yiyen insanların adasına uğrar. Oradaki insanların nazikçe ikram ettiği nilüfer çekirdeğini yedikten sonra memleketine dönmesi gerektiğini unutur. Sadece bu da değil, adamları da unuturlar. Neyi? Amaçları olan “eve dönüş”ü. Memleket geçmişe aittir ama oraya dönüş planı geleceğe. … Ama Odisseus sonuna kadar unutkanlıkla savaşarak geri dönüşünü planlar. … Şu an, geçmişle geleceği bağlayan bir temas noktası sadece, ama şu anın kendisi tek başına hiçbir şey değil. … Öyleyse benim Cute Bak’ı öldürme planım da bir çeşit eve dönüş olacak. Ayrıldığım o dünyaya, seri cinayetlerin çağına geri dönerek belki de böylelikle geçmişteki ben’i geri getireceğim. Gelecek bu şekilde geçmişle bağlantılı.”

 Erinç Büyükaşık

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

 

Kimi Kaynaklar:

An Interview with Kim Young-ha, Dafna Zur Azalea: Journal of Korean Literature & Culture, Volume 1, 2007, pp. 27-30(Article)Published by University of Hawai’i Press.

Writing an Evidence-Based Articles in Plastic Surgery Field, Yong-Ha Kim, https://oa.mg/work/10.5999/aps.2013.40.4.299

Cultural Hybridity in Contemporary Korean Literature,Lee Kwang Ho,https://kj.accesson.kr/assets/pdf/8138/journal-47-1-28.pdf

From Photo Shop Murder, Kim Young-Ha,Translated by Jason Rhodes, The Portable Library of Korean Literature (Seoul:Jimoondang, 2003)

 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.