Enver Karahan’ın İncelemesiyle / Bizi Bize Anlatan Öyküler: ”Dilsizin Ağıdı”

”Ağlayanın çok gülenin az olduğu bir dünyadan haber veriyor” diye vurgulanıyor, ”Dilsizin Ağıdı” eserinin arka kapağında. Özenle ve akıllıca seçilmiş konular, insan, doğa ve hayvan üçleminde kurgulanan ve etkileyici bir..

Enver Karahan’ın İncelemesiyle / Bizi Bize Anlatan Öyküler: ”Dilsizin Ağıdı”
Yayınlanma: Güncelleme: 849 views

”Ağlayanın çok gülenin az olduğu bir dünyadan haber veriyor” diye vurgulanıyor, ”Dilsizin Ağıdı” eserinin arka kapağında. Özenle ve akıllıca seçilmiş konular, insan, doğa ve hayvan üçleminde kurgulanan ve etkileyici bir anlatımla taçlanmış bu eseri avuçlarımıza usulca bırakıyor Yazar Fatma Türkdoğan.

Kütahya doğumlu, emekli öğretmen Yazar Fatma Türkdoğan, Nikea Yayınları editörüdür. Deneme ve hikayeleri çeşitli dergilerde, blog ve edebiyat sitelerinde yayınlanmaya devam eden yazarın ayrıca, Acemi dergisi ve Yazarlık Akademisi Derneği’nin birlikte düzenlediği 1. YAZAK Öykü Yarışması’nda (2013) ”Kesişen Yollar” adlı öyküsüyle birincilik ödülü bulunmaktadır. Yazarlık Akademisi (YAZAK) üyesi olan Yazar Fatma Türkdoğan, evli ve iki çocuk annesidir. Yazarın ayrıca ”Kybele’nin Varisleri” ve ”Kırıldığım Yerden Büyüdüm” adlı iki öykü kitabı bulunmaktadır.

”Okumasını bilirsen, her insanın bir kitap olduğunu göreceksin” der, W.E. Channing. İnsanı okumak güçtür. Tecrübe ister, ve de yetenek. Yazar Fatma Türkdoğan’ın bu bilgisini öykülerinde işlediğine şahit oluyorum. ”Dilsizin Ağıdı” adlı eserini okurken. Ağırlıklı olarak insan hikayelerinin anlatıldığı bu eserde, yer yer doğaya ve hayvana dair öykülerin de yer aldığını görmekteyiz. Doğa ve hayvan ile ilgili sorunların günümüzde büyük yer kapladığını ve toplumsal bir mesele olduğunu düşünürsek, bu meselelerin insan kaynaklı olduğunu ve çözüm yolunun yine insanlarda olduğunu söyleyebiliriz. Kadın mağduriyetinden insan tercihlerine, hayvanların çaresizliğinden doğanın çığlığına kadar geniş bir yelpazede öyküler barındıran bu eser, bizleri kendimize getirecek, durup düşünmemizi sağlayacak ve ”ne yaptım?” ya da, ”ne yapabilirim?” sorusunu kendimize sordurtacaktır.

”Gerçekten de dediği gibi nokta hareketlendi, dairesel bir şekilde dönmeye başladı. Gevşeme ve itaat zamanı… Hadi bakalım yakışıklı, in çocukluğumun kuyu gibi derin ve sığ dönemeçlerine… Kaybolan çocukça sevinçlerimi geri ver bana. Üzerimden bir türlü atamadığım korkularımı, endişelerimi daha da derinlere göm ki huzura ersin yüreğim…” (‘Süje’ adlı öyküden)

 

Herkesin bir hikayesi vardı. Özlemi, aşkı, sadakati… Ve beklemekten başka çare yoktu hayatta. Katlanmak, belki de delirmekti sonuç. Ya da delirdiğini düşünmek. Kadın hep bekleyen taraftı. Seven, katlanan, özleyen ve hak ettiği ilgiyi göremeyen. Yazar, ”İki Kadın İki Hayat” adlı öyküsünde söylüyordu bunu bizlere, naif bir dil ve yalın bir üslupla.

Yazar Fatma Türkdoğan’ın dili ayrı bir lezzet barındırıyor. Konular ve karakterler bu dilin etrafında özenle yer alıyor. Anlatım tekniklerini ustalıkla kullanan yazar Fatma Türkdoğan, düzgün ve kuralına uygun bir eser inşa ediyor. Bazı öykülerinde geriye dönüş ve iç çözümleme tekniklerini kullanan yazar; kısa diyalogları ve betimlemelerinin renkli dokusuyla okuyucuya ayrı bir okuma keyfi sunuyor.

”Boğaz’ın oya işlemeli, hafif puslu sahillerinde dolaştınız. İştahınızı kamçılayan balık ekmeklerinizi yiyip güvercinleri beslediniz. Yolcularını safra atar gibi boşaltan vapurları göz uçlarınızdan silininceye kadar takip edip caddelerin kalabalığı arasında kayboldunuz sık sık… Kızıl ve sarı yapraklarla bezeli yollarda, mağaza önlerinde vakit öldürdünüz.” (‘Nasihatten Öte’ adlı öyküden)

Yazar Fatma Türkdoğan, öykülerindeki konuyu başarılı bir üslupla okuyucuya aktarırken, anlaşılmayı zorlaştıracak ifadeler kullanmamaya özen gösteriyor. Eserinde yer yer serpiştirdiği, ”civelek ışıltılar”, ”Güneşi duvaklayan bulutlar”, ”Ruhsuz gölgeler”, ”Gözlerimdeki kristal ıslaklık”, ”Gamzelerinde soluklanıyordu tomurcuklar” gibi benzer yapıdaki ifadeler esere ayrı bir lezzet katıyor. Öykülerinde belli bir mekana bağlı kalmayan yazar, insan ve aile üzerinden doğa ve yaşama vurgu yaparken; bir ağaç ve bir kedinin dilinden anlattığı ”Mutlu Kedi”, ”Doğanın Çığlığı” ve ”Tarihin Sessiz Tanığı” öykülerinde bizi bir yüzleşmeye davet ediyordu. Toplumsal sorunu boşluğa haykırıp çekilmiyor, her okuyucun kulağına tek tek kendine has diliyle fısıldıyordu.

”Gecenin sessizliği içinde ve mehtabın loş ışıklarının aydınlattığı dallarda, ansızın netameli baykuşların ötüşleri duyuldu. Ritmik, biteviye ve kasvetli… Mahzun pınarların yanıklığı aktı yüreğime… Ruhuma dolan bir uğursuz rüzgar uğultusu mecalsiz bıraktı tüm benliğimi…” (‘Tarihin Sessiz Tanığı’ adlı öyküden)

Keşke Hayat Tersine Aksa…

”Baba Yüreği” adlı öyküde, suçluluk duygusu ve pişmanlığın yarattığı travmayı okuyunca aslında her şeyin bizim elimizde olduğunu ve doğru karar vermenin yaşanan acıyı telafi etmede önemli bir eşik olduğunu anlıyoruz. Yazar Fatma Türkdoğan, ”Baba Yüreği”, ”Kız Oktay”, ”Suskun” ve ”Nasihatten Öte” adlı öykülerinde ikinci şahıs anlatıcı üslubunu kullanmıştır. Yazar çok sık tercih edilmeyen bu metodu kullanarak farklı bir şeyler denemeyi tercih etmiştir. Bu konuda gayet başarılı olan yazar, genel itibariyle öykülerindeki dinlendirici anlatımı ve hayatın içinden hikayeleriyle bizlere, okurken olayların canlı tanığıymış hissini yaşatıyor. Bu da okumayı kolaylaştırırken hikayeden kopmamamızı sağlıyor. Yazar ayrıca “Deli Çeçilya” öyküsünde bilinç akışı tekniğini kullanarak farklı ve zengin içerikli bir eser üretmiş oluyor.

”Bütün gece evin içinde dolanıp durdun. Gözlerin yağmura gebe bulutlarda çakan alazlı şimşekler gibi parıltılarla dolup dolup boşalıyordu. Kadim dostlarının merhemetine sığındın bir ara… Ne biten sigaran ne de boşalan kadehin dağıtabiliyordu efkarını bu gece…” (‘Baba Yüreği’ adlı öyküden)

”Doğanın Çığlığı” kelime kelime dökülüyordu sayfalara. ‘Ey Ademoğlu!’ nidasıyla her birimize sesleniyordu. Doğa tahribatının anlatıldığı öyküde, örneklendirmeyle gerçeğimizi görüyorduk. Toplumsal ve kapsamlı bir sorunu küçük bir öyküde başarılı bir şekilde dile getiriyordu yazar. Anlıyorduk, biliyorduk ve görüyorduk. Ama yazar, anlamak ve görmenin ötesini işaret ediyordu: Uygulamak… Yoksa kendi elimizle kendi sonumuzu getiriyorduk. İnsanoğlunun uzun vadeli intiharıydı bu…

”Arada hiddetlenip içimden gelen alevleri, ifrazatı dışarı püskürtüyorum ‘yanardağ’ diyorsunuz. Kesilen, yakılan ormanlık alanlarımdan toprakla birlikte sel olup hırsla akıyorum ‘erezyon’ diyorsunuz. Arada bir silkelenip kıpraşıyorum ‘zelzele’ deyip geçiyorsunuz. Fırtına, boran, lodos keşişleme, karayel olarak ıslık çalıyorum ‘deli yel’ diyorsunuz, hala akıllanmıyorsunuz…” (‘Doğanın Çığlığı’ adlı öyküden)

Son öyküde yer alan betimlemelerdeki üslup insanı düşünsel bir mekanın içine savurur türden. Hayalle gerçeğin kesiştiği yerde bir noktada bırakıyor yazar, okuyucuyu. Ve bitmesin dedirten özenle seçilmiş kelimelerin ahengiyle yüzümüzde beliren gülümsemenin mimarı oluyor yazar.

”Koflaşmış çam ağacının yüzünde bir tebessüm belirdi. Gözlerinin içindeki yorgunluk ve hüzün kaybolup durgunlaştı. Yüklendiği tarihi tanıklığı dillendirmenin huzuruyla, bulutsuz gökyüzü altında yeniden istirahate çekildi.” (‘Tarihin Sessiz Tanığı’ adlı öyküden)

Çam ağacının yüzünde beliren tebessümün benzerini bizlere yaşatan yazara teşekkür eder, Nice edebi eserler yaratmasını temenni ederim.

Enver Karahan

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.