ANLATI
İnsan olmak bir tekamüldür, kendi içimizde. Bunlardan biri de sabretmektir, acılara, zorluklara, sıkıntılara. Sabır da bu sebeplerinden biridir, yaşanılan acıların üstesinden gelmede. Acı bir tül gibi örter hayatımızı ya da gölge gibi sarar varlığımızı. Bir de bakmışsınız ki, insanlarla aranızda derin uçurumlar, aşılması zor duran duvarlar oluşur. İncitildiğimiz dünyaya temkinli yaklaşma, güven duymadığımız insanlara, tedirgin davranma gelir peşi sıra.
Fyodor Dostoyevkski “Ezilenler” romanında: “Çektiği acılar yüzünden dünyada kimseye güvenemez bir hale gelmiş” der. Bu cümlenin içinde anlaşılamamanın derin sızısı vardır. Bu güvensizlik de kimi zaman beraberinde yalnızlığı da getirir. Yaşanılan acıların tortusudur güvensizlik. Dışarıya karşı duygularımızı kapatmadır. Ve kimi zaman da hislerimiz incinmesin diye ve duygularımızı korumak için personalarımıza sığınmadır. Sabah başka, öğle başka, akşam bambaşka biri olmamız, belki kendimize bile yabancı durmamız… Eski acıların yeniden açılacağı korkusu, incinme kaygısının buruk duygusunu yaşamak istememektir, kimi zaman.
Oysa ki uyanışımız bilinç dışındaki gölgeyle yüzleşmeyle başlar. Reddettiğimiz, görmezden geldiğimiz duygular saklıdır orada. Bu gölgelerimiz ise; korkularımız, öfkelerimiz, utanma duyduğumuz duygularımız gizli durur, gölgelerin arasında. Bu duyguları içimizde barındırmak yerine onu gün yüzüne çıkarmak, gölgelerimizden arınmak en güzelidir.
Acının acı kokusunu üzerimizden atmak için insanlara tekrar güven hissetmeyi denemek, duygularımıza örülü duvarı inceltmek de bir adımdır Bir yerden sonra insanlara inanmalı, acılarımızı sarmayı bilmeliyiz. Başkalarına çuvaldızı batırmadan önceyi, iğneyi kendimize batırmalı, aynayı önce kendimize tutmalıyız. Bilmediğimiz hatalarımızı görmeli, üzerimizdeki örtülü tülü kaldırmalıyız.
Biz kendimizi bilirsek ve kendi yolumuzda ilerlersek meşguliyetlerimiz olur, sıkıntılarımızın da sığınacağı liman da olmaz kanısındayım. Şöyle bir gerçeklik vardır ki, herkes ve her şeyden önce içimizdeki düğümleri çözmeli, duygu kırıklıklarımızı yine kendimiz ve sevdiklerimizle iyi etmeliyiz.
İnsanoğlu, öylesi özel ve güzel varlıktır ki, hiç birimizin bir eşi benzeri yoktur. Farzı misal gözlerimiz, görebilen bir organ olmasının dışında, bizi evrende milyarlarca insan arasından bizi ayıran kimliktir. Böylesi mükemmel bir varlıkken kendi duygularımıza yenilmeyelim ve kendimizi çokça sevelim. Bunu da kendimize tüm sağ duyumuzla yaklaşmamızla, içimize dürüstçe durmamızla mümkündür.
Kendimize dürüstçe baktığımızda, yolumuzda doğru olduğumuzda, engelleri sabırla karşıladığımızda kimse doğrunun yoluna engel olamaz. Yalnızlığımıza gömülmek yerine bize doğru olan kişilerle güvenimizi inşa etmek, sarsıldığımız yerlerden yeniden dirilmektir. Duvarlarımız ne kadar kalınlaşırsa, insanlara güvenimiz de o derece zayıflar. Oysa ki, biz insanlar sosyalleşen varlıklarız, kendimize yakın bulduklarımızla duygularımızı tamamlayanız.
Kendi içselimizde; aynayı içimize çevirdiğimizde, duygularımızı görmüş olacak, eksikliklerimizle yüzleşmeyi öğreneceğiz. Acılar aşılacaktır elbet. Bizi içine çeken yalnızlığın zincirini kırdığımızda, güvensizliğin korkularını yıktığımızdaysa kendimizi bulmamız ,duygularımızın üzerindeki gölgeyi silkelediğimizde huzuru kucaklamamız da kaçınılmaz olacaktır.
BİRGÜL KARAGÖZ
21.HAZİRAN.2025
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…
