KIVILCIM ARŞİVİ / Erinç BÜYÜKAŞIK

ÖYKÜ

KIVILCIM ARŞİVİ / Erinç BÜYÜKAŞIK
Yayınlanma: Güncelleme: 488 views

Gölgedar’ın sabahı camlara çarpan sisin ardından kendini belli ediyor. Zeynep’in yatak çarşafındaki her kırışık, gece boyunca kaçtığı kabusların izlerini taşıyor. Avuçlarında donup kalmış ter, yastıktaki çöküntü – rüyasında düştüğü yer olmalı. Masanın üzeri bir savaş alanı gibi dağınık: kahve fincanının dibinde tortu, koparılmış defter sayfaları ve elektrik çarpmış gibi duran bir Pikachu çizimi.

Bu çizimi neden saklıyorum hala? diye düşünüyor Zeynep. Çocukluğumun masumiyetini mi, yoksa kaybettiğim gülüşümü mü?

Ayna buğulanıyor. Nefesi camda bir bulut oluştururken, arkasında pelerini kanat gibi açılan bir gölge beliriyor. Bu, çocukken posterini astığı Batman değil. Maskesinin beyaz gözleri kan çanağına dönmüş, derisi yırtıklarla dolu bu yaratık, Gölgedar’ın kayıp çığlıklarının beden bulmuş hali.

“Sen gerçek misin?” diye fısıldıyor. “Yoksa ben mi seni yarattım?”

Pelerininden düşen sarı maske, yırtık bir anı gibi yere düşüyor. Zeynep defteri açıyor, kalemi titreyen eliyle ilk cümleyi yazıyor:”Maskeler düşer. Yüzler kalır.”

Matbaanın paslı kapısı, her açılışta bir çığlığı andıran bir gıcırtı çıkarıyor. İçerideki hava, mürekkep ve ter kokusunun keskin karışımıyla doluyor.

Burasi artık bizim sığınağımız, diye geçiriyor içinden Zeynep. Duvarlardaki çatlaklar bile bizim hikayelerimizi biliyor.

Beş kadın, masanın etrafında yerlerini alıyor. Elleri yüzlerindeki görünmez maskeleri düzeltiyor gibi. Zeynep çantasından sarı kulaklı maskesini çıkarıyor, masanın ortasına bırakıyor.

“Bunu taşımak artık ağır geliyor,” diyor. Sesinin titrediğini duyuyor ama umursamıyor.

Leyla, Batman maskesini masaya bırakırken, “Bunu ilk taktığım gün,” diye başlıyor, “polis kalkanlarına çarpan sesimin bu kadar boğuk çıkacağını düşünmemiştim.”

Her birimiz birer yankıyız, diye düşünüyor Zeynep. Sustukça çoğalan.

Defterin ilk sayfasına düşen mürekkep, bir kan damlası gibi yayılıyor:”Biz sustuğumuzda, sesimiz sokaklarda yankılanıyor.”

Hazal’ın sarı kazağının kollarını sıvadığı anda, bileklerindeki morluklar ortaya çıkıyor.

Hala görüyor musunuz? diye sormak istiyor içinden. Yoksa sadece gülüşümü mü görüyorsunuz?

“Bana hep ‘Çok gülüyorsun’ derlerdi,” diyor. Dudakları gülümsüyor ama gözleri yangın yeri. “Oysa her kahkahanın altında, söndürülmeye çalışılan bir isyan var.”

Cebinden çıkardığı sarı çıkartmayı Zeynep’in defterine yapıştırıyor. Parmakları hafif titriyor.

Bu bir imza, diye geçiriyor içinden. Bir meydan okuma.
Deftere düşen cümle, bir manifesto gibi:”Gülmüyorum. Yanıyorum.”

Narin’in defteri diğerlerinden daha kalın. Sayfaları çizgilerle, karalamalarla, bazen öfkeyle delinmiş noktalarla dolu.

Kaç kelime sakladım bu defterin içinde? diye merak ediyor Zeynep.

Narin kalemi alıyor, sayfaya bir cümle yazıyor:”Sessizliğim, sözlerinizden daha yüksek.”
Zeynep cümleyi okurken, matbaanın duvarlarındaki çatlakların biraz daha genişlediğini hayal ediyor.

Eylem sabahı, şafak henüz Gölgedar’ın tepelerine ulaşmamış. Sokak lambalarının titrek ışığında, kadınlar ceketlerinin altından aynalarını çıkarıyor.

Bugün sesimiz yok, diye düşünüyor Zeynep. Ama yüzlerimiz var.
Alnına çektiği siyah çizgiye aynada bakıyor. Bu ne bir maskenin devamı, ne de bir kahraman nişanı. Sadece bir hatırlatma: Hâlâ buradayım.

İlk ayna yukarı kalkıyor. Sonra bir diğeri. Ve bir diğeri. Aynalardan yansıyan, gözlerinde kıvılcımlar taşıyan yüzler.

Bakın, diyor içinden Zeynep. Hatırlayın. Unutmayın.
Bir gün sonra, Gölgedar’ın duvarlarında beliren graffiti, resmi kayıtlara “Vandalizm” diye geçiyor. Oysa orada yazan, kadınların aynalara fısıldadığı son söz:”Yüzünü getir.”

Mersin’de bir balkonda, bir kadın domates fidelerini sularken bileğindeki yıldırım dövmesine bakıyor. İstanbul metrosunda, bir genç kız turnikesine sarı bir çıkartma yapıştırıyor. Diyarbakır’da bir çocuk, duvardaki yazıyı parmağıyla takip ediyor.

Ve Zeynep, matbaada açık kalan defterin başında, sayfanın altına son notunu düşüyor:”Kıvılcım söndü sanıyorsanız, kör olmalısınız. Biz, yangını taşıyanlarız.”

Artık başlıyor, diye düşünüyor. Asıl hikayemiz şimdi başlıyor.

Erinç Büyükaşık

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.