Duygularımızda Neredeyiz? / Birgül Karagöz

ANLATI

Duygularımızda Neredeyiz? / Birgül Karagöz
Yayınlanma: Güncelleme: 525 views

Var oluşlar, biz insanların dünyada kendini var etme çabamızdır, yeteneklerimiz, zekâmız, iletişimimiz ve hislerimizdir. Duygularımızın bizleri nasıl etkilediğini ve hatta kabiliyetin bile önüne geçtiğini bulacaksınız iz düşüm olarak  kaleme aldığım  yazımın içeriğinde. Duygular kimi zaman düşüncelerimize, kimi zaman yeteneklerimize etki etmesi de olasıdır ve önemli etkendir ki, o da girizgahta da bahsini ettiğim  ve konunun başlığı olan duygular.  Nasıl olmasın ki, insanoğlu çok komplike bir varlıktır.  Bizi biz yapan özelliklerimizin önemli parçasıdır. Hatta kimilerimizin duygusal zekâsı da çok kuvvetlidir.  Kimi kararlarımızı alırken muhakememizi bile etkileyebilendir. Misal; önemli bir sınava girilecek ve  senelerdir çalışılan sınavda heyecana yenik düşüldüğünde istenilen puanı alamamak ya da olması gereken baremi aşamamak ya da çocuğunuz var ergin yaşa gelmiş ve caddeyi ya da yolu geçme konusunda, ebeveynlik duygusuyla halen daha sürekli tembihlerde bulunmak , ya da çocuklar dışarda top oynarken oyunu kaybeden çocuğun oyunda mızıkçılık yapması ve haksız yere oyuna ve kazanana itiraz etmesi gibidir. Bu örneklere niceleri eklenebilir elbet.

Duygular kendi iç dünyamızı en rahat şekilde anlatabileceğimiz iletişim yoludur konuşmak. Ne çok içsel duygu durumlarımızı içimizde yaşamamıza sebeptir.  Hüzün, neşe, keder, sevgi, acı, özlem, öfke, hiç şüphe yoktur ki en derin duygulardan olan aşk da vardır. Öyle değil midir ki, hüzün yaşadığımızda içimize dönük olmamız, sinirlendiğimizde ya parlama yaşamamız ya da ya da duygu gelgitlerinin olması, aşık olduğumuzda içimiz de binlerce kelebeklerin uçması mesela, yüzümüzde sebepsizce ve sürekli olan tebessümlerimiz. Bu örnekler hislerin bizde bıraktığı duygu pırıltılarıdır iç dünyamızda yaşadığımız. Duygularımızı ifade ediyor olmamız bu anlamda ne derece önemli ve kıymetlidir. Çünkü hislerimizi ifade edememe de bir sıkıntı ve endişe olduğu kanısındayım. Bizi şekillendiren, kimi zaman düşüncelerimizi yönlendiren, fikirlerimize şekil veren, kimi zaman mantığımızın bile önüne geçendir, duygular.  İletişimin yeri de bu nokta da ne derece önemli bir nokta da olduğunun farkındalığını yaşıyoruz. Onun içindir ki, bizi üzen kişiye üzme nedenini söyleyerek en azından karşı tarafın üzüntümüzün bilmesine sebeptir, ve sakin, uygun bir dille anlatıldığında karşı tarafı düşünmemeyse  önemsemedir ayrıca.   Ya da bir sevinç yaşadığımızda bunu sevdiklerimizle paylaşmak onlarında bu güzel duyguya eşlik etmelerine neden olmak da ne değerlidir. Ya da sevdiğiniz bir arkadaşınızın üzüntüsünü paylaşarak da aslında birbirine yakın yüreklerin, acıda da duygu yakınlığı olmasını sağlaması da ne güzeldir. Bunun içindir ki “Sevgi paylaşıldıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır” diye ne güzel bir söz vardır.

Hayat öyle bir akıştadır ki insan yaşamında, bu zaman içerisinde nice sevinçleri içinde taşırken, nice acı ve dertlerin sızıları da hayatımızda irili ufaklı tortular da bırakabilmektedir. Nasıl olmasın ki, bir ömür süresince hayatımıza eşlik eden kişilerin kimisi hediye, kimisi ders, kimisi de sınavımız olarak yaşantımıza uğrarlar. Kalıcı olanları yaşantımızda kök salarken, diğerleri de ağaçtaki yaprak misali uçup gider ya da herhangi bir engelde dal gibi kırılır ve hayat akışımızdan kopuşlarıyla yaşantımızdan çıkarlar. İşte bu süreç içerinde yaşadığımız ve iletişim de  olduğumuz kişilerin bıraktığı duygusal etkileşimlerde farklı tat ve doku bıraktığı da kaçınılmaz bir gerçektir. Bu duygularımızı dışarıya aktaramadığımızdaysa yaşanabilecek duygu sıkışması da olasıdır. Bunların dışında öylesi duygu durumu vardır ki, kişi geçmişinde yaşadığı dışlanmalarda, yeterli sosyalleşemediği durumlarda kişilerin duygularını hissedemediği,  kendi duygularımı anlayamadığı tıp dilinde duygu körlüğü-duygusal hissizleşme olarak adlandırılan  yaşanılan duygu durumunun olduğu da bilim insanlarınca da anlatılmaktadır.

Yaşadığımız her bir duygu bir iz, her bir iz ya çiçeklenir kırıldığı ve ışık aldığı yerden ya da yara olur kabuk bağlar zamanla. Yaşadığımız her sevinç bir güzellik, yaşanılan her acı bir tortu bırakırken hayatın sularına duygusal etkilerini yaşamamız da mümkündür.

Geçmiş; nice doğrularımızı, nice yanılgılarımızı, nice hatalarımızı içinde barındıran bir kayıttır, beynimizde. Şifresiyse anımsamalarımızdadır. Böylesine derin bir bilgi ve duygu karmaşası içinde ruh sağlığımızı zindeliğini sağlamak, iletişimlerimizi ahengini dengede tutmak en güzelidir. Duygu yükümüzün ağırlığıyla zorlandığımız ve belki de duygusal anlamda kitlendiğimiz zamanlarda olası cevapları olan verilmesi gereken tepkilere uzak, duygusal hissizlikte kaybolmalara izin vermemeye çalışılmalıdır. İnsan insana kimi zaman şifa, kimi zamansa yaradır. Kimi zamanlar, güvensiz bağlanmalar, tutarsız davranışlar ve yersiz tutumlarla karşı karşıya  kalınca bu ilişkilerin uzağında durmak en güzelidir ve en sağlıklı olanıdır. Hal böyle olunca hayal dünyamıza uzak, iç ve dış dünyamızda sarsılan umutlar, hayatın tat alma lezzetinden küs zamanlar  karşılar olunur Öyle değil midir, tatsız bir durumla karşılaştığımızda duygu durumlarımız bulanık, sakinliğimiz tarumar hale dönüşür. Hatta öyle ki, sevdiklerimize bile alınır, esprilere, ironi anlatımlardaki ince nüansını kaçırmış bile olabiliriz.  Hayat anlamsızlaşabilir.  Yanlış kişilerle ya da toksit ilişkilerde kalmaya ısrar etmek gereksizdir. Bu doğruyu  gökyüzünde deniz yıldızı aramaya benzer. Hayal kırıklığı da yaşatır insana.  Nasıl olmasın ki, sevincimiz yıkıldığında , zorluklar dağ gibi sıralandığında, hiç ummadığın kişilerden yana hayal kırıklığı yaşadığında yapılacak tek şey vardır, doğrulup yola devam etmektir, yıkıntıların içinden çıkıp kendimize gelebilmektir, doğru kişilerle doğru iletişimle doğru adımlarla doğru seçimlerle ilerleyebilmektir.

Kimi zaman esirizdir duygularımıza, kimi zaman mahkum oluruz toksik ilişkilerin sancılarına, kimi zaman zemini kaygan iletişimlerde var olmaya çalışırız.  Onun içindir ki, duygularımıza uzak kişilere mesafeli olmak, bizi anlamayanlara kendimizi anlatmaya gerek duymamak içsel dengemize en güzel destektir inancındayım.

Bahsi edilenler, kendimizi ve iç dünyamızı anlamaya yönelik içsel eğilimlerimizdir. Peki karşımızdakileri anlamaya ne derece eğilimli ve istekliyiz? Öyle ya dünya sadece kendi etrafımızda dönmüyor, bir de etrafımızda yer alan kişiler ve onların hayatımıza etkileri vardır. Belki kendi yaklaşımımızdan kendimizi anlatamadığımız ya da incinmiş kişilerin olması da olasıdır. Neden olmasın ki, beşer şaşar insanlarız çünkü. Duygularımızla yaşayan ve bunu yansıtan varlıklarız. Yaşantımıza dahil ettiğimiz kişilerin hayatlarına da yaklaşımlarımız da önemlidir. Karşımızdaki kişiye “Sen bugün çok sinirlisin”, “Alınganlık yapıyorsun”, “ Ben öyle bir şey demedim” gibi yaklaştığımızda bir nevi karşımızdaki anlamaktan uzak ve belki de karşınızdaki kişiye tavırlı bir üslup içinde için de olmadığımızı kim savunabilir ki? halbuki karşımızdaki kişiyi anlar yaklaşmak, empati kurmak ve duygularını incitmemek hem kendi içsel huzuru sağlarken, hem de sakin bir yaklaşım getirmesi de ne iyidir.

Onun içindir ki, iyiyi ve güzeli kendimizin doğrusunda, kendi içimizdeki kırgınlıkları ve kızgınlıkları bir kenara atıp iyileştirmek, içsel döngümüze doğru kişilerle iletişimi sağlayarak, kendimiz için toksik olan  düşünce ve kişilerden uzak olmaya çalışarak ve karşımızdaki kişilerinde duygularını olduğunu düşünerek yaklaşmak, gerek kendimizi gerekse karşımızdaki kişilerin duygularına hassasiyet göstererek içsel huzurumuza eşlik etmesi en güzelidir.

Duygularımızın örselenmesine izin vermeden, başkalarının duygularını da incitmeden yola devam etmek dileğiyle….

Birgül KARAGÖZ

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.