2024 Eurovision Şarkı Yarışması’ndan Yansıyan Sanat ve İktidar Mücadelesi – Heybet Akdoğan

ANALİZ

2024 Eurovision Şarkı Yarışması’ndan Yansıyan Sanat ve İktidar Mücadelesi – Heybet Akdoğan
Yayınlanma: Güncelleme: 140 views

Sanat ve iktidar diyalektiğini düşündüğümüzde, sanatın; baskının, eşitsizliğin ve egemenliğin hakim olduğu yerlerde geliştiğine daha fazla tanıklık ederiz. Sanatın tarihsel serüvenine baktığımızda, sanat ve iktidar kavgası, belki sanatın kökenine kadar bizi götürebilir. Sanatın hayatla olan bağını incelediğimizde, sanatında aslında doğup, büyümesi için kendine baskılar aradığını söyleyebiliriz.

Sanattaki estetikte, bir bakıma doğal olmayan her şeye karşı, sanatın bir tavrıdır. Yaşamın hiçbir döneminde konformist ortamlarda nitelikli sanat eserleri üretilmediği gibi, egemenliğin olduğu her dönemde de, sanatın bir başkaldırı olarak ortaya çıkmamasına tarih şahitlik etmemiştir. İktidarın her şeyi sömürgeleştirirken, buna tercüman olan ve başkaldıran ölümsüz güç hep sanat olmuştur. Çünkü sanatın özünü teşkil eden en önemli unsurlardan biri çatışmadır. Yani sanat çelişkilerin olduğu yerde, kendine özgü yapısını ortaya koymakta daha çok verimli oluyor. Sanatın doğuşunu sadece metafiziğe indirgeyenler olsa da, sanattaki metafiziğin başlangıcı da; sorgulamadır, şüphedir, itirazdır ve arayıştır. Ve en çok da sanat bu yönüyle etkiye duyulan tepkidir. Sanatın, iktidar ve baskı mücadelesini mayıs ayında hep birlikte gördük. Eurovision Şarkı Yarışması’ndan söz ediyorum! Eurovision Şarkı Yarışması, müziği ve kültürü birleştiren bir etkinlik. Her yıl insanlar ekranlarından bu yarışmayı izlerler. Farklı ülkelerden sanatçıların bir araya gelerek, müzikal bir şölen sunduğu ve kültürel etkileşimin yaşandığı Eurovision her yıl, siyasi tartışmaları ve manipülasyonları gündeme taşıdı. Bu yılda öyle oldu! Geçmişte soğuk savaş döneminde bazı ülkeler oy verme esnasında, siyasi yandaşlığını ve muhalifliğini yansıtmak için manipülasyonlar yaparlardı. Yarışmacılar da haliyle performanslarında, politik mesajların iletim görevini üstlenirlerdi. Bu yılki Eurovision Şarkı Yarışması, İsveç’te gerçekleşti. Ve Eurovision tarihinde tartışmalara yol açacak olaylar zuhur etti.

Gündeme gelen hadiseler soğuk savaş zamanındaki gibi, doğu ve batı bloku arasında yaşanan siyasi gerilimlere benziyordu. Yarışma öncesinde İsrail’in, Gazze’deki olaylarla ilgili bir dizi tartışması cereyan etti. Eurovision’da, İtalya’yı temsil eden Angelina Mango, siyah kıyafeti ve İtalyan bayrağı ile sahneye çıkınca, ortada bir anda Filistin bayrağı göründü. Oysa İsveç’in Malmö şehrinde düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’na, Filistin bayrağı getirmek yasaklanmıştı. Ama Eurovision sahnesi, Filistin bayrağının renkleriyle boyandı. Bunun yanısıra yarışmanın İsviçre temsilcisi Nemo ve Yunan temsilcisi Marina Satti, yasaklı Filistin davasının savunucuları oldular. Yarışmanın ödül aşamasında dahi tepkiler vardı. Tepkiler ve münakaşalar yarışma boyunca devam etti.

Bu tartışmaların büyük bir kısmı, İsrail’in ” October Rain( Ekim Yağmuru)” isimli şarkısının, geçen yıl Hamas tarafından yapılan saldırılara atıfta bulunduğu gerekçesiyle gündeme oturması oldu. İsrail, yapılan uyarıların ardından şarkının sözlerini ” Hurricane (Kasırga) şeklinde değiştirdi. Eurovision’un hazırlık sürecinde Danimarka, Norveç, İzlanda, Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerden katılan sanatçılar, İsrail’in yarışmaya katılımının, Gazze nedeniyle askıya alınması çağrısında bulundular. Fakat organizatörler bu talebi kabul etmediler. Bununla birlikte yarışmada en göze çarpan durum, İsrail’li sanatçı Eden Golan’ın yarışma için geldiği Malmö’de; konaklaması boyunca, İsrail’in iç istihbarat ve güvenlik ajansı Shit Bet tarafından finanse edilen silahlı korumalar eşliğinde korunmasıydı. Hatta Eden Golan’ın diğer sanatçılarla konuşmasına dahi izin verilmedi. Rusya’da popüler bir sanatçı olan Eden Golan’ı, Kırım’daki Rus askerler için sahneye çıkışından tanıyoruz. İsveç’teki yarışma öncesi, Eurovision gündemini takip edenler hatırlayacaklardır. Malmö’de, Filistin’e destek gösterileri düzenlenmişti. Yarışmacılar arasında İsrail’e karşı olanlar vardı. Ancak bazılarının sahne arkasında tehdit edildiklerini duyduk. Bizzat Hollanda’dalı şarkıcı Joost Klein, bu nedenle diskalifiye edilmişti. İralnda’lı Bambie Thug, kıyafetlerindeki mesajlar sebebiyle uyarılmıştı. Bambie’nin kostümünde antik bir Kelt yazısı vardı ve Ogham sembollerini içeriyordu. Bambie bu sembollerin, “Ateşkes ve Filistin’e özgürlük anlamına geldiğini” ifade etmişti. Bambie,” Bu benim için önemliydi çünkü ben adalet ve barış taraftarıyım.” demişti. Ne yazık ki Bambie, EBU’dan gelen talimat üzerine, mesajları ifade eden kıyafetini değiştirmek zorunda kaldığını açıklamıştı. Müziğin tarihsel eğilimleri çoğunlukla zorluklar, hüsranlar, isyanlar ve devrimlerle sınanmıştır.

Eurovision’un her ne kadar bu amaçlara hizmet etmek için programlanmadığı söylense de, bu tür mesajların sanatın yapısı gereği, kamu ile paylaşılması engellenemiyor. Malmö’deki şarkı yarışması etkinliği, sadece bir rekabet ortamı değildi. Aynı zamanda dünyanın her yerinde, soykırımın izlerini hatırlatan grafitiler aracılığıyla, dikkate değer evrensel iletilere sahipti. Her yıl olduğu gibi, bu senede Eurovision Şarkı Yarışması, müzik ve eğlencenin ötesindeydi. Siyasi problemlerle ve çekişmelerle dolu bir platformdu. Ayrıca yarışma süresi boyunca birçok farklı protestolar ve aktivist eylemler vardı. Protestolar ve aktivizmler yarışmanın,  siyasetin ve toplumsal gerçeklerin bir parçası olduğunu gösteriyordu. Gelecek yıl Eurovision Şarkı Yarışması’nda, aynı izlenimlerin olacağını şimdilik bilemesek de, sanatın her yerde her zaman hayatın aynası olduğunun, yaşanılan gelişmelerle artık daha iyi bilincindeyiz. Geçtiğimiz günlerde yaşanılan Eurovision hikâyesinin özeti, konumuzun başında anlatmaya çalıştığım gibi; iktidar ve sanat arasındaki ilişkinin, yaşayarak şahit olduğumuz somut bir örneğiydi. Sanatın sağduyunun sesi ve gerçeklerin dili olması, iktidarı her zaman sanata karşı teyakkuz halinde bırakmıştır. Âdeta sanat, iktidar için boşluk kabul etmeyen bir düşman gibidir. Çünkü sanat, iktidarın ve hegemonyanın çözülmesinde en güçlü üretimdir. Bu bakımdan sanat, kurulu düzene karşıdır. Ve sanatçılar kurulu düzen için tavır üreten, toplum öncüleridirler. Sanat, insanı iktidara değil, doğaya; kendi doğasına yakınlaştırır. Bu sebeple, sanat doğal olmayan her şeyin karşısında bir savunma aracı ve çözüm yöntemidir. Sanat bu özelliğiyle; egemenliği, baskıyı, eşitsizliği ve otoriteyi yok ederek, niteliğini korumaya devam edecektir.

Heybet AKDOĞAN

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.