ŞİİR
Şair sabahın köründe yol kenarına indi.
Köylülerin kavun sattığı yere kendi tezgâhını kurdu.
Kavun kasalarının arasına kitaplarını dizdi—
her biri güneşte olgunlaşmış,
kabuğu hafif çatlamış meyveler gibi.
Hava hâlâ karanlıktı.
Ama şair biliyordu:
umut çoğu zaman zifiri karanlıkta birikir.
Kavuncular bağırmaya başlayınca
o da seslerini taklit etti:
“Tazecik şiir!
Yeni biçilmiş hayal!
Üç tanesi on liraya!”
Kitaplar bir an kavun gibi koktu;
kapağını açınca bir yaz gecesi sızıyordu içinden.
Kavuncu tezgâhına bakıp gülümsedi:
“Al kitapları eline.
Araba geçtiğinde salla.
Tanesi beş lira de, isterlerse üç tanesi on lira.
Ama gülümsemeyi unutma.
Gülümsemek kapitalizmin aksesuarı.
İnsanlar satıcıların gülmesini sever; bu onları mutlu eder.”
Arabalardan biri geçti. Durmadı.
Başka biri geçti. Durmadı.
İçten içe şair, kelimelerinin bu dünyada değersiz olduğunu hissetti.
“Şiir okuyabilirlerdi.
Ekmek ve etten sonra bir şiir okuyabilirlerdi.
”Ruh da doymak ister.
Kavuncunun sesi duyuldu:
“Üzülme şair.
Kavun bile bazen satılmaz.
Ama güneş hâlâ doğuyor.”
Şair başını kaldırdı.
Güneş gerçekten doğuyordu;
kavunların kabuğu ışıltıyla parlıyordu,
kitapların kapakları da aynı ışığı geri veriyordu.
O an anladı şair:
Kelimeler satılmayabilir,
ama her cümle, her mısra
görmezden gelen dünyaya rağmen var olur.
Duvarları deler, sokaklara sızar,
direnişin adı olur.
Köşesine oturdu, tezgâha baktı ve gülümsedi—
bu kez kimse için değil,
kendisi için.
Hatike Şengül
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.