Öngül Zehra Kaya’dan bir inceleme: Mehmet İş’in Şiir Evrenine Dair Bir Okuma / Sessiz Çığlıkların Poetikası

Kitap İncelemesi

Öngül Zehra Kaya’dan bir inceleme: Mehmet İş’in Şiir Evrenine Dair Bir Okuma / Sessiz Çığlıkların Poetikası
Yayınlanma: Güncelleme: 129 views

“Yıllar sonra / asırlar
Yüreğim açılmış kalem ucunda
Geçmişim kendimden bin gecelerce;
Bir dize bulmak için / bin yürek harcamışım.

Bin yürek ihanet gördüm / bir yüreği kırmadan
Herkes haklı dedim.
Bir ben haksız çıktım tüm kavgalardan.”

(Mehmet İş, “Bin Yürek İhanet”, Ayrılık İhanettir, Mühür Kitaplığı, 2016)

Şairlerin en sevdiği şiirlerinin, poetikalarına açılan kapılar olduğunu düşünmüşümdür hep. Mehmet İş’in şiir evrenine yaklaşırken onun en sevdiği şiirlerden biriyle başladım yazıma. Şiirde “yürek, ihanet, dize ve kavga” etrafında örülen imgeler, bireysel kırılganlıklarla birlikte toplumsal çatışmanın izlerini de taşımaktadır. Burada şair, estetiğin sınırlarını aşarak şiiri bedeli ödenmiş bir tanıklığın alanına taşır.

Peki, kimdir Mehmet İş?
Bir şairin biyografisini en iyi kendi dizeleri anlatır:

 “Şair gibi görüneyim
Bir şiire, bir dizeye yürürken
Oysa ben avareyim ona ve sana
Böyle umutsuzluk hep varken

Tüm bu felâketlerden
İflah olmaz şairler sorumludur
Tarihin yazamadığını da bilirim
Ben romantik, kavak ağacı suçludur.

Çünkü kavak, ağaçların şairidir. Soyludur kökünden göğe kadarTanrı’nın yaralı kalbi gibi kanar”.

Şair, Kılıç Yansıması kitabında yer alan “Ben Her Zaman Avareyim şiirinde, kendini hem bireysel hem de kolektif bir sorumluluğun aynasında tanımlar. Onun “avareliği”, basit bir başıboşluk değil tarihin, toplumun ve doğanın yükünü sırtlayan bir varoluş hâlidir.

“Kavak, ağaçların şairidir / Soyludur kökünden göğe kadar” dizelerinde, kökleriyle geleneğe bağlı ama göğe uzanan romantik bir şair kimliği kurar. Mehmet İş, şiiriyle hem kendi kırılganlığını hem de insanlığın yaralı kalbine dokunan bir tanıklığı dile getirir.

İş için şiir, kendi ifadesiyle bir “heves” değil “mecburiyet”tir. Bu mecburiyet, bireysel kırılganlıkla toplumsal tanıklığın birleşiminde kendini gösterir. Dizelerinde Karadeniz’in coğrafyasıyla mitolojik göndermeler, göç yollarının trajedisiyle mültecilerin sessiz çığlıkları, aşkın kırılganlığıyla ölümün kaçınılmazlığı aynı şiirsel nefeste buluşur.

Mehmet İş, şiirinde kadim mitolojik belleği, güncel göç/mülteci trajedisini ve aşk-ölüm gerilimini aynı şiirsel nefeste buluşturarak bireysel duyuşu toplumsal tanıklığa dönüştürür. Dili yalın görünse de yüksek imge yoğunluğu ve etik bir bakış taşıyan dizeleri, çağın acılarını kalıcı bir hafızaya kaydeder.

Bu yazımda,  Mehmet İş’in şiirlerini üç temel eksen üzerinden değerlendirdim:

Mitolojik bellek, göç ve mültecilik, aşk ve ölüm.

Bu eksenler, şairin hem bireysel hem de toplumsal duyarlılığını ortaya koyarken şiirinin tanıklık ve etik – estetik boyutunu da görünür kılacaktır.

I. Mitolojik Belleğin İzleri 

Mehmet İş’in şiirinde mitoloji, şiirin dokusuna işlemiş canlı bir bellek olarak karşımıza çıkar. Antik çağ tanrılarıyla günümüz insanının kırılganlığı aynı dizelerde buluşur, bu buluşma dizelerine hem derinlik kazandırır hem de evrensel bir yankı uyandırır. Özellikle Kılıç Yansıması kitabında mitolojik göndermeler belirginleşir.  Şair, Olimpos’tan gelen sesleri çağdaş insanın kaygılarıyla yan yana getirerek şiirine farklı bir boyut daha katar.

“Eğilip elini öptü Zeus

Olimpos Dağı benden sorulur ancak
Özel bir yalvarışla yakaracağım
Tanrı bizi koruyacak.” 
(“Kınalı Parmak”, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizelerde şair, Zeus ve Olimpos imgeleriyle antik mitolojinin kapısını aralar. Ancak bu göndermeler, tarihsel bir çağrışımdan ziyade güncel kaygıların yansıdığı bir sahne olarak işlev görür. Yalvaran, dua eden ve Tanrı’yla “samimi bir anlaşma” yaptığını söyleyen ses, modern bireyin tedirginliğini dile getirir. Burada mitoloji, hem teselli arayışının hem de varoluşsal korkunun dili olmuştur.

 “Bir tarafta Zangoç
Bir tarafta Şaman
Yardımcıların yardımcıları
Bize vekâlet eden
Şeytanıma dokunma
Rica ederim”
( Şeytanıma Dokunma, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022.)

Bu dizelerde ise ritüel dünyasının iki farklı figürünü yan yana getirmiş: Hıristiyan geleneğinin Zangoç’u ile kadim Türk inançlarının Şaman’ı. Bu karşılaşma hem kültürel çeşitliliği hatırlatmakta hem de bireyin kendi iç karanlığıyla yüzleşmesinin alegorisine dönüşmektedir.

“Şeytanıma dokunma” ifadesi, kötülüğün dışsal bir varlık değil insanın ruhunda taşıdığı kırılganlığın izdüşümü olduğunu düşündürmektedir. Şair, bu “şeytan”ı bütünüyle kovmak yerine korumak istemiş;  böylece iyilik–kötülük, inanç–kuşku, korku–teselli arasındaki gerilimi sahici bir çatışma halinde sunmuş ve mitolojiyi, bireyin içsel çatışmalarının şiirsel bir metaforuna dönüştürmüştür.

Yaradılış öyküsü 
 Peri masalı tıpkı 
Ruh bedenin niteliği 
Mükemmelin son katı
Bedeni yok etmek 
Hangi ruhu yüceltir 
Uçurum boylarında sendeler 
Hayat kaotik hayalettir
Bir kadına âşık olmak
Ona teslimiyettir
Özgür insan için
Aidiyet zincirdir

( “Yaradılış Öyküsü”, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizelerde ise kadim yaratılış mitleri çağrıştırılarak “ruh–beden ikiliği” tartışılmaktadır. Şair, “bedeni yok etmenin ruhu yüceltip yüceltmeyeceğini” sorarken hem mitolojik hem de felsefi bir soru ortaya atar. Devamını getirdiği

“Uçurum boylarında sendeler
Hayat kaotik hayalettir”   dizelerinde ise insan varoluşunun kırılganlığını mitik bir masal atmosferine taşır. Şiirin sonunda “bir kadına âşık olmak” ile “özgür insan için aidiyet zincirdir” karşıtlığı, aşkı ve özgürlüğü modern mitlere dönüştürür. Burada mitoloji, geçmişin hikâyesi olmaktan çıkmış, bugünün etik ve varoluşsal sancılarının aynası konumuna erişmiştir.

“Gökyüzünden bir ateş atı
Kanatları alevdendir
Altın toynakları değince yere
Sırtı gümüş eyerli gelir”                          
( “Kanatları Alevdendir”, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizeler, “ateş atı” imgesiyle mitolojinin hayvan-efsane boyutunu çağırır. Kanatların alevden, toynakların altından, eyerin gümüşten oluşu; şairin kadim destanlardan beslenen görsel mitolojisini gösterir. At, Türk mitolojisinde olduğu kadar Yunan ve Mezopotamya efsanelerinde de gökyüzü ile yeryüzü arasında bir köprüdür. Mehmet İş, bu köprüyü çağdaş bir masala dönüştürerek geçmiş ile şimdiyi birleştirmiştir. Sonraki dizelerde kullanılan “Sakallı ve soylu akil keçiler” ve “vaftiz haçı misali” gibi imgeler ise kültürlerarası simgeleri bir araya getirmiştir: Hem pastoral hem kutsal hem halk belleği hem de dini ritüel.

Mehmet İş’in mitolojik göndermeleri, bireyin varoluşsal kaygısını derinleştirdiği gibi toplumsal tanıklığın da zeminini oluşturmuştur. Onun şiirlerinde Tanrı’ya yakarış, yaratılış hikâyeleri ve hemen hepsi çağın insanına yöneltilmiş etik bir sorunun parçası haline gelmiştir: İnsan nasıl yaşar, nasıl tanık olur, nasıl hatırlar?

II. Göç ve Mülteci Teması: Tanıklığın Ahlâkı 

Mehmet İş’in şiirinde göç, mekânsal bir yer değişiminin ötesinde, belleğe ve bedene kazınan bir travma olarak belirir. Şair, bireyin varoluşunu sarsan bu deneyimi, fenomenolojik ayrıntılarla görünür kılar: sahile vuran saç, su yutan karın, kurşun izleriyle delik deşik duvar, soba kıyısına serilmiş şilte…

Bu imgelerle okur, bir seyirci olmaktan çıkar ve tanıklığa zorlanır. Tanıklık, aynı zamanda ötekinin acısını kendi belleğine kaydetmektir. İş’in şiiri bu anlamda, çağımızın “vicdan estetiği” nin somut bir örneği olarak da okunabilir.

“Bir mülteci bedeni
Uzun saçıyla yüzüyor akıntıda
Ölüme kulaç sallıyor sanki…
Sığınmacı ölüler rakamla anılır
Adları yoktur.”                 

( “Mülteci”, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022; ayrıca SarmalÇevrim, sayı 26)

Bu şiirde en çarpıcı olan, ölü bedenlerin “rakamla” anılmasıdır. İsimsizleştirilen bu insanlar, modern çağın vicdan kaybını gözler önüne serer. Deniz, burada iki yönlü bir mekân olarak belirir: Bir yandan ölüyü yıkayan arkaik ritüelin alanı; öte yandan kimliği silen, belleği gömen bir boşluk. Şairin dili neredeyse “çıplak gerçekçilik” düzeyindedir; okura herhangi bir estetik mesafe tanımaz, gözünü kapatmasına izin vermez. Onun şiirlerinde bu çıplaklık, şiiri salt bir betimleme olmaktan çıkarmış ve etik bir yüzleşmeye dönüştürmüştür.

Tarihsel sürekliliği işleyen şiirlerde de aynı tanıklık sesine rastlarız:

“Dağlarda açan kar çiçekleriyiz
Donduk, bir mermi sıkmadan
Bu toprakların bahtsız şehitleriyiz”                

( “Dağlarda Açan Kar Çiçekleri / Muhacirlik ve Sarıkamış”)

Bu dizeler, Sarıkamış’ta donarak ölen askerleri “kar çiçekleri” metaforuyla anımsatır. Çiçek hem kırılganlığı hem de unutulmaması gereken bir canlılığı simgeler. Mehmet İş, savaşın kurbanlarını kahramanlık heykellerinden çıkarıp doğanın sessiz tanıkları olarak gösterir. “Unutmayın bizi” dizesi, geçmişin bugüne yöneltilmiş çağrısıdır.

Göçün kimlik boyutunu ise son kitabı “Kılıç Yansıması kitabında” yer alan Masum ve Terk Edilmiş – Çifte Vatandaş şiiri dile getirir:

“İkili ulusal bilinçle
Kendini geride bırakır
Çifte vatandaş
Masum ve terk edilmiş
Bir vatandan diğerine giderken
Kendine yoldaş”                      

Burada göç, bedensel hareketin ötesinde kimliğin yarılmasıdır. “İkili ulusal bilinç” ifadesi, aidiyetin parçalanışını görünür kılar. Vatansızlık, yalnızlık ve terk edilmişlik göçmenin kalıcı kimliği haline gelir.

“Bu kapıdan geçen her bir yabancı
Sorar: Mermiyle delik deşik bu duvarı
Kurşuna dizdiler dayımı karısını
Kanlı Noel akşamı
21 Aralık bin dokuz yüz altmış üç”                                 

( Kanlı Noel, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Kanlı Noel şiirinde Mehmet İş, Kıbrıs’ta yaşanan katliamı tarihsel bir olayın ötesinde aile hafızasının derin yarası üzerinden aktarır. Bireysel acıyı toplumsal bir yazgıya dönüştürürken şiiri yasın dili olmaktan çıkarmış, hatırlamanın ve unutmamaya direnmenin etik alanına taşımıştır.

Kişisel bellek ve göçün iç içe geçtiği şiirlerden biri de Salyangozlar Ağlaşıyor Sepette’dir:

“Topladığımız salyangozlar ağlaşıyor sepette
Kar fırtınasında sığındık üç taşın üç göğsüne
Yaralarımız yüreğimizde gömülü kalır
Söylenecek türkümüz dilden dile”    
                 
( Salyangozlar Ağlaşıyor Sepette, Ankara, Mayıs 2025)

Burada çocukluk belleği ile yer-yurtsuzluğun kırılganlığı yan yana gelir. “Salyangozların ağlayışı” metaforu, göçün acısını doğanın diliyle taşır.  Şair, sonraki dizelerde “Sobanın kıyısındaki şilte”, “Mümtaz arada rakı içerdi” gibi ironik kapanışlarla, hem kişisel hem de toplumsal yaraları aynı sepete yerleştirmiş ve şiiri, bireysel anı ile kolektif kederin ortak hafıza mekânına dönüştürmüştür.

III. Aşk & Ölüm: Kırılganlığın Poetikası

Mehmet İş’in şiirinde ölüm, bir son olmanın ötesinde gündelik hayatın, ritüellerin, bürokratik ayrıntıların içinden sızarak varlığını hissettiren bir gölge olarak belirir. Aşk ise bu gölgenin içinde yaşam lehine bir nefes, bir direnç kaynağıdır. Şair, kimi zaman gassalın ellerinde, kimi zaman “uhrevî savcılık” bağdaştırmasında, kimi zaman da sevdiğinin nefesinde ölüm ve aşkı aynı anda dile getirir. Onun dizelerinde ölüm ve aşk, birbiriyle çatışan değil birbirini tamamlayan iki hakikat olarak karşımıza çıkar.

Ritüel Dili: Kolektif Ağıt

“Bir gassal öyküsüdür yüreğim
Kadın çığlıkları korosu sokaklarda yankılar”            
           
( “Bir Gassal Öyküsü”, Sincan İstasyonu 126. Sayı-2023)

Bu dizeler, ölümün ritüel dilini bireysel bir iç sarsıntıya dönüştürür. Gassal ölü yıkarken toplumsal acıları da taşıyan figürdür. Kadın çığlıklarının sokaklara yayılması, bireysel bir kaybı kolektif bir ağıda dönüştürür.

Unutmanın Gölgesinde
“Kadınlar koğuşunda ağır işkenceler görmüş
Küflü her bir koğuşun üstünde
Demirden gözlerle bakan bir kaç pencere
Ortada titreyen soba, geride yaşlı bir lavabo.”                         
(“Demirden Gözlerle Bakan”, Turnalar Dergisi, 100. Sayı.)

Mehmet İş’in dizelerinde hapishane, unutulmak istenen acıların gölgesi olarak çıkar karşımıza. Pencereler soğuk bakışlarla özgürlüğün kaybını imlerken soba ve lavabo gündeliğin köhnemiş yüzünü sergiler. Şair, böylece mekânı bir travma arşivi gibi işlemiş; şiiri ise hem bireysel acının hem de toplumsal yaraların dili olmuştur.

Aşkın Kırılganlığı

“Aşk uzun bir kurdele…
Haydan gelen huya gider mi
Aslında aşk, kendini kandırmaktır”                              

(Esas Olan Gizemdir, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizelerde aşk, hem gizem hem de yanılsama olarak belirir. Şair, aşkın büyüsünü inkâr etmez ama geçiciliğini de görünür kılar.

“Aşk, hiçbir şeyin karşı koyamadığı
Bir zafer çığlığıdır yenilgimize
Sevdiği için yaşamalı yaşatan”                          

(Dünden Kalan Aşk Seremonisi, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022 )

Burada ise aşk, yenilgiyle zaferi aynı anda taşıyan paradoksal bir deneyim olarak karşımıza çıkar.  Mehmet İş, aşkı bir ölüm arzusuna değil yaşam lehine alınmış etik bir karara dönüştürmüştür. Böylece aşk, onun şiirinde hem yanılsamanın hem de varoluşu sürdürme iradesinin poetik alanı haline gelmiştir.

Ölümün Estetiği 

“Ölmek hazin ya da tatlı bir keder
Aydınlığın yıkılışını izlerken”                
(Cenaze Hüznü,  Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizelerde ölüm, korkunun değil estetik bir tecrübenin konusu haline gelir. “Aydınlığın yıkılışı”, varlığın sona erişini bir görsel deneyim gibi resmeder. Ölüm, bir son olmaktan çok ışığın sönüşünü izleme anına indirgenmiştir.

“Ölüm meleğini çağırma geri
Oyala onu n’olur nefes aşkına”                       
(Nefes Aşkına, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizelerde de sevilenin nefesiyle karışan nefes; ölümü erteleyen, yaşamı yeniden talep eden bir güçtür. Ölüm, aşk sayesinde geciktirilmiş ve böylece nefes, varoluşu ayakta tutan en temel poetik jest haline gelmiştir.

Ölümün Yalın Hâli

“Felsefenin tesellisi yetmez ölüme
Yalnızlığımızı edebi kılan ne varsa
Tek başınalık, çaresizlik, suskunluk”                             

(Felsefenin Tesellisi Yetmez Ölüme, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizelerde ise ölümün sarsıcı çıplaklığı belirir. Şiir, açılışında ölüm karşısında felsefenin acizliğini vurgular. “Tek başınalık, çaresizlik, suskunluk” dizeleri, insanın varoluşsal yalnızlığını çıplak bir dille kayda geçirir.

“Cenaze sonrası kardeşim
Kıdemlerine göre
Hocalara para dağıttı
Herkes gördü ama
Öbür hocalar
Görmüyormuş gibi yaptı”
                              
(Felsefenin Tesellisi Yetmez Ölüme, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Babasının cenazesinde hocalara para dağıtılması ayrıntısı, ritüelin kutsallığını yitirdiği bir anı gösterir. Ölüm burada felsefi açıklamalardan ziyade sıradanlaşmış pratiklerin içinde görünür olur. Şair, ölümü yalnızca metafizik bir problem olarak değil gündelik hayatın yozlaşmış ayrıntılarında kavrar.

Sonuç olarak Mehmet İş’in şiirlerinde aşk ve ölüm, birbirine karşıt değil, birbirini tamamlayan iki yüzdür. Ölüm; ritüelin, gündeliğin diliyle somutlaştırılırken aşk, nefes, gizem ve etik bir ısrar olarak yaşamı savunur. Bu kırılgan poetika, çağın hem acılarını hem de direncini kalıcı bir hafızaya dönüştürür.

Şairin Direnişi ve Umudun Şiiri

 “Hiçbir erkek direnemez cazibene
Bir ben direnirim, şair direnir sözüyle…
Bugünün soylusu dünün ötekisi
Yeniden canlandırırım bir heykeli”                             

( Şair Direnir, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Bu dizeler, Mehmet İş’in şiir anlayışını en iyi özetleyen manifestolardan biridir. Şair, unutulana, ötekileştirilene, tarihin gömdüklerine kelimeleriyle yeniden hayat verir. Direniş onun için bir politik tutumdan ziyade poetik bir zorunluluktur: Şair sözüyle ayakta kalır. En önemlisi de şiir daima umudu hatırlatır. Filinta Gülü şiirinde olduğu gibi:

 “Bir gün elbet, bitecek bu ayrılıklar
Bahar da gelecek
Gelecek geçitlerde kalan son atlılar”                           

( Filinta Gülü, Kılıç Yansıması, Öteki Yayınları 2022)

Baharın gelişi, mevsimsel döngüyle birlikte toplumsal ve bireysel yaraların onarılacağına dair inancı yansıtır. ‘Son atlılar’ imgesi ise yorgun bir çağın içinden umudu taşımayı sürdüren insanları simgeler.

Mehmet İş’in şiirleri; ölümün gölgesini, göçün açtığı yaraları ve mitolojinin derinliklerini işlerken yaşam lehine etik bir ısrarı da seslendirir. Onun şiiri, ‘sessiz çığlıkların poetikası’ olarak nitelenebilir: Acının kaydını tutan, fakat aynı zamanda direnişin ve umudun izlerini de taşıyan bir şiir…

KIYI KÜLTÜR SANAT DERGİSİ
Sayı: 326 
(Ekim-Kasım-Aralık 2025)

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.