ANLATI
Sözüme Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar” romanından bir sözle başlamak istiyorum: ”İnsana en acı veren şey, söyledikleriyle söyleyemedikleri arasındaki uçurumdur” der. Öyledir ve ne çok doğrudur ki, iç dünyamız ile dışarıya yansıttığımız dünyamız arasında farkın olmasıdır bu.
Öyle değil midir ki, bazen söylemek istediğimiz sözler ağzımıza cam kırıkları gibi batar ve keserken, gerçekte söylediklerimizse çok başka olur. Öyle ki modern yaşam hayatları ablukaya almışken, ilişkiler yapaylaşmış, değerler anlamını yitirmeye başlamış ve sevgilerse plastik formda yaşanır olmuştur. Hal böyle olunca gerçek düşünceler yerini sahtelerine, gerçek sevdalar yerini sunî sevgilere, samimiyet yerini yapmacık ilişkilere bırakır olmuştur.
Yürekler maskeli, düşünceler sisli, sevgilere ise gölgeli izlerini bırakır olmuştur hayatlarımıza, modern dünyanın yansımalarıyla. Kent, yorgun düşürmüştür bedenleri, karmaşalar yorar olmuş yürekleri, hayal kırıklıklarıysa acıtır olmuştur sevgileri. Ve fasıl fasıl çoğalan bir yalnızlık dolmuştur hayatlara. Dertlerle de devleşen, güvensizliklerle, örselenmiş inançlar incinen vicdan içindeki hırpanî yükümlülükler oluşmuştur. Duygular hissizleşmiş, düşüncelerse sendeler olmuştur.
Sevgiler incinmemek için plastiğe bürünmüş, duygular örselenmemek için sahtelikte yer bulmuş ve insanlar birbirinden uzaklaşır olmuştur.
Dünya, insanlara bitmek bilmeyen arsız beklentilerine ve hırslarına, yorulmuş avuntu sevdalarına, güvenden yoksun duygularına ve tek başına kaldığında kişiyi karşılayan mayalı ve yorgan gibi saran yalnızlığa bırakır olmuştur.
Koca bir yalnızlıkla baş başa olan insanlar, gözlerimiz semaya uzun binalardan ulaşamaz oldu, gözler sürekli telefon ekranında donar bulunmuş, ev ile iş arasında geçen karmaşa, yorgun bedenlerde yük olmuştur.
Çaya şeker katılmış gibi karıştı düşünceler, yitip gitmiş gerçek sevgiler ve saltanatını yaşar modern ilişkiler ve gerçeklikten uzak sohbetler….
Ne, zaman durmayı istedi, ne biz insanlar kendini anlatabildi, ne de duygularına sahip çıkabildi. Matt Haig’in “Gece Yarısı Kütüphanesi” romanında “Kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım” sözünü kaleme almıştır. Modern hayatın böylesi zorlamalarına, duyguları ve bilinci yormalarına güzel özet gibidir bu söz. Öyle değil midir ki, kabalık içinde varlığımızı görmeyen, beklentileri olanlara bizlere bazen istemediğimiz sözleri söyleten ya da kuru gürültülerde bulunup konuştuğumuzda sesimizi duymak bile istemeyen yerlerde bu zaman ve anlara inattır, yalnızlık. Ve yalnızlık öyledir ki, iç sesimize döndüğümüz, başkalarının isteklerine görmezden geldiğimizdir. Bir şifalanma, kendi frekansımıza ulaşma, koşuşturmalara kendimizi kapatma ve duymama hali gibidir. Dinginlik, sakinlik ve duyguları dinlemedir. Kendimize ve düşlerimize şans vermedir. İçsel huzurumuzla selamlaşma, telaşların ardında nefes alma ve iç dünyamızın varlığını önemsemedir. İçimize dönmedir, kendimizi daha çok bilmedir. Hayallerimizi bulup, yön vermedir. Kendi iç sesimize bir dönüş, kalabalık kuru gürültülere kulağımızı kapamadır. Öyle ki, içsel huzurumuzla selamlaşırız, telaşlarımızı kalabalığın ardına bırakırız ve kendi iç dünyamızın keşfini yaparız.
Sanılanın aksine yalnızlık bir boşluk değil, kendi dünyamızı keşiftir. Karmaşanın yüreğimize bıraktığı ağır ve sancılı tortuyu yüreğimizden atmadır. Başkalarını memnun etmeden uzaklaşma, kendi hayallerimizi görmek için kendimize şans tanımadır, başkalarına söylediğimiz sözler ile iç sesimizdeki uçurumun ötesine geçip, varlığımızı farkına varmadır Kendi iç yolculuğumuzda , düşüncelerimizle karşılaşır, huzurun nefesini duyarız, gürültüleri aşarız ve ışıltılı dünyamıza ulaşırız, sessizliğin içinde… Ve yaşadığımız yalnızlık değildir aslında, büyük ve büyülü bir buluştur kendi iç dünyamıza. Bir düşün, sadece kendinle baş başasın, birilerini memnun etme amacının dışındasın, insanların getirdiği kuru seslerden çok uzaktasın. Ve dahası başkalarına ayırdığın zamanın dışında kendine ayırdığın ve unuttuğun hayallerine ulaşmada kendinle yan yanasındır. Düşlere dokunmak, hayallerin ardındaki düşsele ulaşmak ve ruhunu sükûnetle yıkamaktır. Ilık ılık akan sakin duygularınla karşılaşmadır. Kendine özel ve tarifsiz güzellikteki zamanla buluşma ve sohbet etme anlarıdır.
Modern hayatın inşa ettiği sahte ilişkiler ve plastik sevgilerin oluşturduğu gönül kırgınlıklarına karşı şifadır, bence yalnızlık. Yalnız kalışımız da bundandır : Başkalarının beklentilerini memnun etmekten uzakta kalırız, modern dünyanın yorgunluğunu üzerimizden atarız ve dahası iç ve dış dünyanın bizde yarattığı derin uçurumu aşarız. Bir düşünün ki kendimizle hiç konuşmadığımızı, bir an düşünün ki, başkalarının beklentileriyle yaşadığımızı , başkalarının hayallerinde için yaşadığımızı ya da doğru kararlarımı verecek hiç zaman bulamadığımızı… düşüncesi bile rahatsız ediciyken neden yalnızlığı kötü bilelim ya da tercih etmeyelim ki! “Yalnızlık tercih edildiğinde kesinlikle bir lükstür“ sözü de buradan geliyor olsa gerek.
Yalnızlıkla yılgınlıklarımızı atarız, doğru ilişkileri bulmaya çalışırız, kendimizle uzlaşırız, derin dünyamızın farkındalığını yaşarız, ruhsal yorgunluğumuzu aşarız dahası en önemlisi kendi içimize keşfe çıkarız, inancındayım.
Hayat, sosyal ve dinamik bir varlık olan bizler, modern hayat düzeninde yalpalansak da yalnızlık diye kavram var yaşantımızda. Yalnızlık, bu sarsıntıyı düzelten, sendelediğimiz de kendimize şans verendir. Bu zamanı doğru yaşadığımızda sakinliği ruhumuza sinen, hayal dünyamızı fark ettiren ve kendi değerimizi görmemizi sağlayan en güzel zamanlardır. Duygularımız konuşur bizimle, hayallerimizin görüntüsü düşer gözlerimizin önüne, sesini duyarız kendi cümlelerimizle.
Sus pus olan duygularımız dile gelir içimizde. Hırpalanan düşüncelerimiz içimizde tazelenir, modern hayatın tortuları silinir, yapay ilişkilerin acısı temizlenir. Kendi iç sesimizde bazı farkındalıklarımızı görmemize ve bizi yoran düşüncelerden uzaklaşmamıza bir sebeptir.
Huzur, kendi içselliğinde, mutluluk kendi özünde, hayal kurma düşsel özgürlükte; bunların bütünüyse yalnızlığın içinde…..
Kendimce kaleme aldığım, yalnızlığın farkına vardığım bu yazımda asıl kendi içimizle barışık olmak ve doğru bildiğimizle yol almak ne güzeldir.
Birgül karagöz
18. Şubat.2025 – SALI
Saat: 20:31
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Yalnızlığın güzelliklerini o kadar içten anlatmışsınız ki, kendi yalnızlığımı bir kat daha sevdim… Teşekkürler.