Kitap İncelemesi
10 Ocak 2011 tarihli Cumhuriyet gazetesinden şöyle bir alıntıyı defterime not etmişim: “ İnsan en azından gençken düzene teslim olmamalı, ‘dünyayı değiştirebileceğine’ inanmalı… Anasından, babasından, dedesinden farklı düşünmeli…İnsan gençken sokaklarda olmalı.”
12 Eylül darbesinden sonra siyasetten uzak tutulan gençlerin toplumsal duyarlılıklarını hareketlendirmek için yazılmış bir yazıdan alıntılamış olmalıyım. Ancak 12 Mart 1971 Muhtırasının ve 12 Eylül Darbesinin baskı ve işkencelerinden geçmiş insanların yetiştirdikleri çocuklarını siyasetten uzak tutma çabalarını da haklı bulmak gerekiyor.
Daha önce Erdal Öz’ün, Mehmet Eroğlu’nun, Füruzan’ın kitaplarında okuduğum 12 Mart işkencecilerinin yaptıkları işkenceleri anlatan kurgusal eserler yeterince fikir edindiğimi düşündürmüştü. Yanılmışım. Bu işkencelere maruz kalmış Muzaffer Oruçoğlu’nun belgesel roman türündeki bu eseriyle insanın insana nasıl acılar çektirebileceği, insanın da bu acılara nasıl direnebildiği hususlarında hâlâ okumam gerekenler varmış. Wolfgang Schorlau “Mavi Liste” adlı romanında “… fikirleri, idealleri olan insanlar esas itibariyle tehlikelidirler. Ütopistler teröristtir…Normal insan hep daha fazla para ister, bu böyledir; sadece kendini düşünür, hadi bilemediniz çocuklarını, o noktada sona erer düşünceleri… İnsanlığın refahını, mutluluğunu hedefleyen bir adamla nasıl iş konuşabilirdiniz?” şeklinde yazmış.
Bir Alman yazarın kaleminden çıkan bu cümleler aslında tüm dünya devletlerinin bakış açısını da ortaya koymuş. Hiçbir egemen güç insanlığı düşünen, adil, paylaşımcı ve dolayısıyla mutlu bir dünyanın hayalini kuranlara tahammül edemiyor. Sermaye sahipleri hep kazanmak istiyor ve kazanabilmek için engel gördüğünü ortadan kaldırmak için her şeyi yapıyor.
Mengene’de Oruçoğlu’nun yaşadığı işkenceleri okurken gözlerim yaşardı, gösterdiği direnişe hayran kalmamak mümkün değil. Kimi zaman kendimi koydum yerine ve iki üç tokat veya bir falakadan sonra bildiklerimi nasıl döküleceğimi düşündüm. Ama itirafı alanların hiçbir zaman yetinmeyeceklerini de tahmin edebiliyorum ama inanmışlıkla direnmek, ölmek için yalvarmak her insanın altından kalkabileceği bir durum değil. Muhtıradan sonra öldürülen, idam edilen, işkenceden geçirilerek hem psikolojik hem fiziksel sakat bırakılan insanların acılarını henüz geride bırakamadan gelen 12 Eylül darbesi bugünkü Türkiye’nin temellerinin atıldığı dönem olarak bilinmeli.
Bu dönemde yaşananların unutulmaması tarihe not olarak bırakılması için de Mengene tarzındaki anı-belgesel tarzındaki kitapların çoğalması ve okutulması gerektiğine inanıyorum. Oruçoğlu’nun o kendine has anlatımıyla yine muhteşem ama çok can acıtıcı bir kitap okudum.
S. Sırrı Çakın
