ŞİİR
önümde yığınla soru
hece hece kanıyor cevaplar
sözcükler ateşin közünü
kalemimin divitine üflüyor
bir yangın yeridir
bir darağacıdır yazdığım yer
idam sandalyesi altımdan itilecekmiş gibi oturuyorum
varlığın boşlukla örülmüş nüansında bir çağrıyı bekliyorum
ve o an
sirenler bir şarkı söylüyor
bizim şarkımızı
lotus yiyiciler göbeklerini kaşıyarak gülümsüyor circe’nin büyüsü en çok bu çağda anlatılıyor
anılar ise salınarak düşüyor
bir zamanlar sloganlar yazılmış duvarlardan
pencere içlerine mıhlanmış sonsuzluk
duvarlara kazınmış sınıfsız dünya gibi
hem yakın hem de uzak
o sonsuzluğun tekrar ardına düştü
gözleri mavi damlalı çocuklar
gözbebeklerinin kıyılarında kuşlar
kanatlardan bir köprü kurdular
rüzgâr her estiğinde mutlaka fısıldar”beni bul anne” diyen çocukların adını
esirgeyen kimdi
ütopyaların dinamitlendiği bir vakitte
patlatıldı köprü kanatlar saçıldı dört bir yana
yansıyan ve yankılanan neyse
artık ona varıldı
ve sadece histerik kahkahaların duyulduğu yerde duruldu
göz göze değil
bu dişe diş bir yanılgıydı
kin ve kan kusularak
ölümcül bakışlarla
herkesin birbirini dikizlediği yaşamanın kendisiydi
ihtilal değil
ihtimallerdir artık kapımızı çalan
tarihi olmayan mekânlarda
talihsiz zamanlar enkâzında
dünya unutulmuş bir harabe gibi duruyor
yollar açılıp kapanıyor
uzay çağında göğe savrulurken yollar
ithaka
henüz yeryüzünde
hâlâ inananları umuda davet ediyor
oysa bir eski zaman efsanesi diye bilinirdi kavga
ama şimdinin tam ortasında
direnenler dirildive insan olmanın mucizesiyle yüzleşti
Heybet AKDOĞAN
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…
