Zamana Yenilgi

/ 12 Mart 2022 / 102 views / yorumsuz
Zamana Yenilgi

Soğuğun sıcaklığı vardır der hep eskiler. Bir de eskise de eksilmeyen o aileler… “Soğuğun sıcaklığı nedir?” der hep bu yeniler. Cevabı yapıştırıverir: “Kışın dondurucu soğuğu içinde kalmış tatlı bir sohbet sıcaklığı.” diye bizimkiler.

O gün kışın dondurucu soğuğu yine içeriden hissediliyordu. Ahmet Amca torunlarını, çocuklarını toplamış etrafına, bir yandan sobanın pat küt yanan sesi, bir yandan kesilmiş elektrikle donmuş su borularının çaresizliği. Hiçbirinin umrunda mı acaba bunlar? Yeter ki
birlik olsun, elektrik de dönüşür gaz lambasına, su borusu da dönüşür kaynayan sobadaki
suya. Ahmet Amca her ne kadar Fadime ninenin yokluğunu bu ortamda arasa da torunlarının cıvıltısı o yokluğu bir nebzede unutturmuştu aslında. En küçük torunu Fadime’ye seslendi birden:

-Fadime yavrum bir geliver yanıma.”

Fadime hemen dedesinin yanına geldi. Ahmet amca dizine oturttu Fadime’yi.

-Bak yavrum sana kısa ama hayatının uzunluğunca da unutmayacağın bir nasihatten bahsedeceğim. Şu etrafına bir bak. Görüyor musun uzunla kısayı, büyükle küçüğü, gençle yaşlıyı? Burada en küçük olan sensin en büyük olan da benim diye bunları konuşuyorum sana. Bak şimdi bir daha etrafına. Bir zamanlar bu dizimde baban oturdu, yeri geldi halan oturdu. Şimdi yerin kimde olduğunu gördün mü? Bak yavrum zaman hızlı, hayat kısa.
Fadime babaannen de bir zamanlar buradaydı ama şimdi yadigarı ismiyle bir tek sen kaldın. Bazen o derin maviliğin içindeki iri gözlerine bakınca babaanneni görüyorum. Görüyorum görüyorum da gördüklerimi geri getiremiyorum. Bu yüzden hayatın her anının çok değerli
olduğunu anlatmak istiyorum sana. Bir zamanlar babaannen burada varken de bu ortamın sıcaklığı aynıydı. Dışarısı yine delice uğultuları seslendirsede içerideki sıcaklığımızı bir an olsun kaybetmedik. Sıcaklığı kaybetmedik doğru ama sıcaklığın içindekileri zamanı gelince kaybettik. O dediğim zaman bir daha gelecek. Bir bakmışsın sıcaklığın içinde ben de yokum. Hiçbir zamanın garantisini veremeyiz. Belki de bakmışsın sen yoksun, ya da baban yok ya da halan. Yok olan kişi de önemli elbet ama o yok olan kişi yok olmadan zamanı iyi
değerlendirmek ve anlamını iyi kavrayabilmek daha önemli. Vakti varken elindekilerin kıymetini bilmek en önemlisi. Dahası…”

Fadime dedesinin sözünü kesti

-Dedeciğim nedir bu kıymet? Babam da hep evde: “Anamın kıymetini bilemedim. Ah anacığım, Ah anacığım…” diye bazen hüzünleniyor. Yoksa Fadime babaannem öldüğünde yanına kıymeti de mi alıp gitti? Mezarın içinde kıymet de mi var yoksa? Nasıl çıkaracağız
şimdi onu? Ya çıkaramazsak ? Ya…

Ahmet amca torununun bu sözlerine hafif tebessüm etti ve devam etti:

-Bak yavrum, kıymet dediğimiz şey öyle bir şey değil. Baban mesela sana oyuncak aldı. Sen o oyuncağı hor kullanırsan ne olur bozulur. Yani sen onun kıymetini bilmemiş olursun. Veya annen sana sevdiğin yemekleri yapsın ama sen onları da beğenme. Bu sefer hem annenin hem yemeklerin kıymetini bilmemiş olursun.
Fadime yine söze girdi:

-Peki dedeciğim, babam babaannemin kıymetini ölmeden önce bilememiş demek ki. Ya senin de kıymetini bilemezse, ya sana da böyle derse. Dedeciğim bırakma sen bizi olur mu? Ben senin kıymetini bileceğim. Lütfen gitme olur mu? Lütfen…

diyerek dedesine sıkıca sarıldı. Ahmet amca gözleri buğulanmış bir şekilde devam etti bu sefer:

-Olur mu yavrum? Tamam gitmeyeceğim ama bir şartla. Ne dedim öncesinde ben sana. Vakti varken elindekinin kıymetini bileceksin dedim. Bak saçıma, sakallarıma, yüzüme. Yüzüm bütün çizgilerine kavuşmuş, saçım sakalım bütün beyazlıklara teslim olmuş. Bunlar
neyin göstergesi biliyor musun? Zamanın içindeki zamansızlığın, değerin içindeki değersizliğin… Benim de hayatım elbet kıymet bilemeyişlerimle dolu. Ama zaman bu kıymetsizlikler için çok geç. O yüzden neden sana bunları anlattığımı şimdi daha iyi anlıyorsun değil mi? Babaannen ölmeden evvel şunları söylerdi:

“Çocuk olsam yeniden, bir tek düştüğüm için acısa içim ve kalbim çok koştuğum için çarpsa sadece.” diye.

Bilmiyorum bir kitapta okumuş bunu. Son zamanlarda bunu söylerdi sürekli. İçimi sızlatıyor şimdi bu söyleyişler. Lütfen yavrum, senin de için benim vaktime gelince sızlamasın. Her şeyin değerini, kıymetini vaktinde bil.”

diyerekten saçından öptü Fadime’yi. Fadime kıymeti daha da iyi anlamış olacak ki sıkıca sarıldı dedesine. İkisinin gözlerinden o an süzülüverdi boncuk gibi yaş.

Ümmühan Deniz

Benzer Konular
Sabah Kahvesi
Aralık