“Zamana Yenik Düşler” Kitabı Üzerine – Yakup Yaşar

/ 2 Temmuz 2022 / 55 views / yorumsuz

Nafile ağlayışına toprağın bir umut ateşi yakıyor şair. Kendi gibi düşünen başka yüreği güzel insanların da varlığının hatırına ateşliyor umudu. Şiirleri derin bir serzenişin akabinde umudu çağırmayla son buluyor.

“Zamana Yenik Düşler” Kitabı Üzerine – Yakup Yaşar

Enver Karahan’ın birbirinden güzel ve duygu yüklü şiirleri arasında gezinirken tarihe, insanlık tarihine tanıklık ediyor insan. Kendi tarihine. İnsanın tekerrürden ibaret kıldığı tarihine şahitlik ettiriyor bizi her bir dizesi şiirlerin. Dünde olanların dünde kalmadığını gösteriyor şair. Bazı mısralarında göstermenin de ötesine geçip gözlerimizin içine sokuyor her bir gerçeği.

“Gerçek nedir?” sorusu uzun zamandır zihnimi meşgul eder. Hakikaten gerçek ne? Olan mı yoksa oldu sandıklarımız mı? Adına bilinçaltı dediğimiz sandıklarımızda saklı her gerçek. Gerçeğin kendisi… Israrla bilinç sahnemizden uzak tutmaya çalıştığımız gerçekler… Yalanın muvakkat serinliğine bizi tav eden rüzgârına savuruyoruz tüm gerçekleri. Uçup gider sanıyoruz. Uçup gitmiyor. Uçup gittiğini sandıklarımızın izi kalıyor zihnimizde, yüreğimizde…

Yazar bu izleri kalemle yeniden çiziyor şiirleriyle. Her bir şiirinde o izleri görmezden gelişimizle yüzleşiyoruz. Görmezden gelinemeyecek ölçüde belirgin izlerle kazınıyor her bir gerçek bilinç sahnemize. Sahnede yeniden canlanıyor her geçmiş. Her geçip giden; ama izi geçmeyen geçmişin gölgesinde terliyoruz bu sefer. Bir çölde, çorak bir yerde, zihnimizin karanlık dehlizlerinde sakladığımız, bilinçaltımıza süpürdüğümüz her gerçeğin sıcaklığı kavuruyor bizi. Güneşten bağımsız… Gölgedeyiz belki; fakat geçmişimizin vicdanımızı yakan sıcaklığı terletiyor bizi.

“Zamana Yenik Düşler” ismi bütün şiirlerin ana başlığı gibi sanki. Her şiir zamana yenik düşen insanın acizliğine tanıklık etmeye davet ediyor bizi. Şairin “UFUK’TA” adlı şiirinde dediği gibi

Ve Yüreksizlerin egemenliğinde;
Dörtnala koşturan sefalet
Ebabil bekleyen korkaklar
Bir mucizeye kalan aldanışlar
Kalplerin kuraklığında
Gözyaşlarıyla yıkanan toprak
… ağlıyor

Toprak ağlıyor; Evet. Fakat insan umarsız… İnsanın umarsızlığına gözyaşı döküyor toprak. İçinde biriktirdiği gözyaşlarını, ahları, imdat çığlıklarını dışa vuruyor. Toprağa düşen her masum cana duyarsız insana ağlıyor toprak… Nafile…

Nafile ağlayışına toprağın bir umut ateşi yakıyor şair. Kendi gibi düşünen başka yüreği güzel insanların da varlığının hatırına ateşliyor umudu. Şiirleri derin bir serzenişin akabinde umudu çağırmayla son buluyor.

Dizeler arasında yolculuğa çıkarıyor bizi. Gerçekleri yüzümüze çarparcasına attığı tokatların sızısı tazeliğini korurken yapıyor bunu hem de. Belki de o sızıya hürmeten düzeleceğimiz olasılığına emanet ediyor umudunu. Umuda açılan kapıyla son buluyor her şiir. DİRİLİŞ şiirinde dediği gibi;

Ve sinmiş ruhların uyanışında

Dirilecektir her çiçekte

Rengârenk bahar

Sinmiş ruhlara yüklüyor umudun gerçekleşme ihtimalini… Ve bizi bir paradoksun içine hapsediyor. Özgürlüğe açılan kapının anahtarı olan paradoksla baş başa kalıyoruz. Biz… Sinmiş ruhlar ve umut… Birbirine uyumsuz iki öznenin faili olduğu eylemler yer alıyor her bir mısrasında şairin. Sinmiş ruhlarımızın uyanması umuduna davet ediyor bizi. Bu davete icabet etme nezaketini gösterip ruhunun sinikliğinden kurtulma umudunu gerçeğe dönüştürmeye meyilli herkesin okuması gereken bir kitap… Zamana Yenik Düşler…

Yakup Yaşar