Zaman Nedir?

/ 12 Mart 2022 / 367 views / yorumsuz
Zaman Nedir?

Zaman
Şuan mı?
Dün mü?
Yoksa yarın mı?
Hepimizin içinde bulunduğu ve asla içinden çıkamayacağı o esrarengiz yapı.
Görülmez!
Duyulmaz!
Hissedilmez!
Bir tadı yoktur!
Ama bir gerçek ki bütün varlığı ile vardır, belki de yoktur.
Yıllardır bir çok felsefeci, düşünür ve bilim adamı bu konu hakkında,
Tartıştı!
Düşündü!
Araştırma yaptı!
Zamanı ölçmek için deneyler yapıldı!
Ama bir türlü bir kalıba sokulamadı.
Zaman:
Bir miladı kapatıp başka bir miladı açan
Zaman:
Saatler boyu saatler.
Güneşin doğuşu ile batışı arasına hapsolmuş bir bilmece
Zaman üzerine konuşmaya başlayacaksak öncelikle M.Ö’sine gidip Aristoteles ve Augustinus’un zaman kavramı üzerine düşüncelerine bakmak gerekir ama her iki düşünürün/felsefecinin bakış açıları arasında çağlar arasındaki değişime bağlı olarak değişimler söz konusudur. Zira Augustinus ortaçağdaki Hristiyanlığın etkisi ile Aristoteles’in modelinden kopmuştur ama yinede ondan etkilenmiştir.

O zaman ilkçağa gidip Aristoteles’in zaman kavramına bakalım;

Aristoteles’in zaman görüşünü kavramak için zaman ile şimdiki an arasındaki ilişkiyi ele almak gerekir. Zaman şimdiki an aracılığıyla fark edilebilir. Aristoteles, zaman olmazsa şimdiki an, şimdiki an olmazsa zaman olanaksızdır der. Bu da şu demek olur ki zamanı var eden şey şuan yaptıklarımızın zihnimizdeki toplamıdır ve bu da bizi AN = ZAMAN teoremine çıkarır.
Zamanı geçmiş ve gelecek olarak düşünürsek geçmiş şuan ki zamanın zihin üzerinden yok olması gelecek ise zihnin şuan ki zaman üzerinde ilereye doğru verdiği tepki diyebiliriz. Aristoteles şuan’ı geçmişin sınırı geleceğin başlangıcı olarak görür.
Yaşanmışlıklar ve tecrübe edilen olaylar arasında değişim olmadığında zamandan bahsetmek mümkün müdür? Hiçbir değişimin farkında olmadığımızda zamanın farkında olabilir miyiz? Her şeyin sabit kaldığı ve bir değişimin olmadığı yerde bir zamandan bahsetmek mümkün müdür?
Bir de Augustinus’un gözleri ile bakalım zamana onun zamanla ilgili kavramı aslına bakılırsa birazda Hz. İsa’nın gözlerinin açılması ile farklı bir gözleme kaymıştır.
Ortaçağın önemli temsilcilerinden olan Augustinus’un zaman anlayışı Hristiyanlığında etkisi ile yoktan varolma üzerinedir. Mutlak süretle bir dönemin toplum düşünce yapısı o dönemin toplum düşünürlerinin düşünce yapısını da etkilemiş diyebiliriz.
Augustinus’un da düşünce yapısı o dönemin hakim düşüncesi olan yoktan yaratım düşüncesiydi. Augustinus’a göre her şeyin yaratıcısı Tanrı’dır. Zaman da bu yaratılanlar arasında yer alır.
Augustinus’a zaman sorulduğunda geçmişin ve geleceğin tıpkı Aristoteles’te olduğu gibi şimdiki zamanda mevcut olduğunu görebiliriz. Aristoles ve Augustinus arasındaki en önemli ortak noktada budur ikiside AN = ZAMAN üzerinden yola çıksalarda Aristoteles zamanın yaratıcısının varlık olduğunu savunurken Augustinus onun tam tersine zamanın yaratıcısının tıpkı tüm evrenin yaratıcısı gibi Tanrı olduğunu savunur.
İkisinin bir diğer ortak noktası ise de zaman kavramının aslında sadece insan/homosapiens varlığınında var olduğu görüşüdür her iki düşünüre görede zamanı kavramak için aklın şuan ki zaman için de oluşan olaylara birer tepki vermesi ve bunu yorumlaması gerektiğidir. Hayvarların genel çoğununluğunun bu dürtüden uzak olması sebebi ilede zaman kavramının yalnızca insan/homosapiens’de mevcut olduğudur.

Nicolaus Copernicus

Augustinus’a göre de zaman özneldir ve ölçülebilen şey veya akılda kalan izlenimdir. İnsanın bakış açısı zamansaldır. Dolayısıyla zaman insanın bakış açısına ait bir şeydir.
M.Ö önceki zaman kavramı aslında o dönemin düşünürlerin düşünce yapısı ve bakış açısı üzerine oluşturdukları sorulara birer cevap arayışıdır.
Şimdi bir de milattan sonraya gidelim ve zaman kavramı üzerinde dini ve bilimin etkisine bakalım
M.S. zaman kavramı ele almamımz gereken ilk kişi pek tabiki Nicolaus Copernicus’tur.
Kendisi her ne kadar bir astronom olmasa bile dünya’nın, ay’ın, gezegenlerin ve güneşin hareketlerini gözlemlemeye olan tutkusu/isteği onun zaman ve astronomi üzerine kafa yormasına sebep oldu. Fakat önemli bir konu vardı o da Copernicus’un zamanına kadar mevcut astronomi tablolarının yetersiz olduğunu ve tablolara dayanarak gök cisimlerinin hareketleri ve konumları hakkında doğru yargılarda bulunmanın olanaklı olmadığını fark etti. Bunun üzerine Copernicus Güneş’i merkezde tutan, Dünyayıda bir gezegen gibi Güneş çevresinde dolandıran bir sistem kurdu.
Ama önemli bir sorun vardı “Dünya döndüğüne göre havaya atılan bir cisim nasıl oluyordu da aynı noktaya düşüyordu. Dünya döndüğüne göre nesneler niçin etrafa dağılmıyordu?” sorularının o dönemde cevap bulması neredeyse imkansızdı.
Bu sorulara cevap bulamayan Nicolaus Copernicus’ un Güneş merkezli Dünya döngüsü teoremi aslında o dönem çokta bir ilgi bulamadı.

Zaman akışkan mıdır; Mutlak mıdır?

Newton ve Galileo bu konu için şöyle diyorlar; “Zaman mutlaktır, Sabittir ve herşeyden bağımsız akıp gider, Ölçülebilen ancak algılanamayan bir şeydir”
Bu şu demek oluyor; dünyada ya da galakside ne olursa olsun kıyamet kopmadığı(güneş sönmediği) sürece zaman asla ama asla değişmeyecek bir gerçektir. Peki gerçekten bu iki büyük düşünür özeliklede Newton neden böyle bir şey söyledi aslına bakarsanız Newton’un 16. Yy boyunca yaptığı bütün araştırmalar ve çalışmalar %99.90 doğruluğa sahiptir. (Bunu elimizde tutalım)

Newton

Newton’a göre kütle çekim merkezi olan güneş ile dünya arasında manyetik bir ip olduğu ve bu ipin güneş sönmeyene kadar dünyayı (diğer bütün gezenler dahil) aynı yörüngede tutacağı idi ve bu teorem aslında çok uzun bir zaman bu şekilde kabul edildi
Newton’un bahsettiği konu Nicolaus Copernicus’un görüşüyle aynı şeylerdi ama arada çok büyük bir fark vardı o da Galileo geliştirdiği yeni fizik kuramlarıydı ve artık Dünya döndüğüne göre havaya atılan bir cisim nasıl oluyordu da aynı noktaya düşüyordu. Dünya döndüğüne göre nesneler niçin etrafa dağılmıyordu?” gibi Copernicus sorulan soruların cevapsız kalmamasıydı.
Fakat bir bilim insanı daha çok genç yaşta zamanın teorisi üstüne kafa yormaya başladı Newton’a hayranlık duyan bu genç bir gün çalışmaları esnada not aldığı sırada defterine şu notları düştü
“Newton çok üzgünüm”
Evet işte tarihi değiştiren zamanı baştan yaratan cümle bu oldu “Çok üzgünüm”
Ama senin adına. Çünkü yanılıyorsun/yanılıyorsunuz
Zaman mutlak değildir.
O genç bilim adamı Einstein’dan başkası değildi.
16 ve 17. yüzyılıdan sonra zaman yeniden yazılacaktı ama onun arayışı sadece zaman değildi ve onu da şu sözlerle ifade ediyordu.
“Şu olgu ya da bu olgu beni ilgilendirmiyor ben Tanrının düşünce yapısını öğrenmek istiyorum gerisi teferruattır benim için” evet Einstein bu sözleri ile zaman denen olgunun aslında Tanrının bir düşünce biçimi olduğunu söylüyordu.
İşte bu yüzden Tanrıyı bulmak istiyordu, zaman gibi başlangıcı ve sonu olmayan/bilinmeyen bu olguyu çözmek aslında zamanıda çözmek demekti belkide daha öncekilerin hatasıda aslında sadece zaman üzerine düşünmeleriydi Tanrıyı çözmek zamanı çözmekti yada ikisi arasında bir bağlantı olmalıydı işte o da bunu bulmak istiyordu.

Bunun üzerine uzun yıllar boyunca kafa yordu ve sonunda Galilei’nin ‘’Görelilik Prensibi’’ ele alarak doğrusal ve değişmeyen hareketinin durumu ne olursa olsun tüm gözlemcilerin ışığın hızını her zaman aynı büyüklükte ölçeceği önermesini birleştirir. Bu teorem sezgisel olarak algılanamayacak, ancak deneysel olarak kanıtlanmış birçok ilginç sonuca varmamızı sağlar. Ve bunu da E=mc2 olarak açıklar.
Peki nedir bunlar?

E=mc2

E=mc2, kısaca şu şekilde açıklanır: Enerji (E) eşittir kütle (m) çarpı ışık hızının karesi (c2). Anlamı ise şudur: Kütle, ışık hızının ( ışık hızı = saniyede 300.000km) karesiyle çarpıldığında muazzam bir enerjiye dönüştürülebilir.

Görelilik kuramı

Görelilik kuramı en yüksek hız alanlarındaki (ışık hızı) mekanın, zamanın ve kütlenin göreli olduğunu yani izleyicilerin bakışına bağlı olduğuna dayanır. Buna örnek olarak şu teori verilir: Eğer ışık hızında hareket edebilecek uzay araçları olsaydı, bunların içindeki zaman, dünyamızdakinden daha yavaş akardı. Buna göre dünyada 22 saniye geçerken, uzay aracında sadece bir saniye geçerdi.

İkizler Paradoksu

ikiz kardeşlerden biri uzay aracıyla uzaya giderken diğeri dünyada kalıyor. Uzaya giden kişi kendi zaman hesabına göre 10 yıl sonra dünyaya geldiğinde 30 yaşında, kardeşi ise dünyadaki zaman hesabına göre 80 yaşına gelmiştir.
Şimde birde özel görelelik kanunu üzerine yapılmış bir deneyden bahsetmek istiyorum. Hafele-Keating deneyinden bahsedeceğim 1971 yılında birbirine sekronize edilmiş üç atom saatinden ikisini birbirine zıt yönde biri doğuya diğeri batıya olacak şekilde uçağan bindirilir üçüncüsü havaalanında bırakılır. Uçaklar indiğinde saatler artık sekronize değildir. Doğu yönünde giden saat havaalanında kalana oranla saniyenin milyarda 59’u kadar geridir. Batıya gidense saniyenin milyarda 273’u kadar geridir. Bu arada diyeceksiniz ki kardeşim sarsılan saatler bunu yapmış olabilir ama bu deney bir çok kez ve her seferinde daha gelişmiş saatler ile yapılmış ve sonuç her zaman aynı olmuştur.

Peki diğer düşünürler zaman için neler söylemiş gelin hep berbare bir bakalım ve onlardan çıkarımlar ile yolumuza devam edelim.

Wilhem LEİBNİZ zaman için önce, sonra veya biribiyle eş zamanda olan olaylar vardır. Zaman sadece bu ilişkileri zihnimizde organize eder diyor.
Leibnize göre zaman olayların oluşması ve onalara verdiğiniz öncelik ve duygulara bağlıdır. üzgün olduğuğunuz zaman ile mutlu olduğunuz zaman aslında aynı zaman değildir ve zamanı uzatmak ve kısaltmak aslında elinizde bulunan bir durumdur bunun için hayatınızda yaşadığınız olaylara verdiğiniz durumlar bunu belirler. ( mutlu olduğunuz bir olayda zaman hızlı akıyormuş gibi oluyor buda aslında bir yerde hayatı üzgün olduğunuz zamandan daha kısa yaşamanız demek umarım kısa mutlu olaylar ile ölçersiniz zamanı)

Immanuel KANT’ a göre zaman sadece zihinlerimizin sahip olduğumuz tecrübeleri organize etme şekliydi. Buradan yolla çıkmaya başladığımız da aslında sahip olduğumuz tüm tecrüler şuandan geçer ve buda bizi tekrar AN = ZAMAN diyebiliriz.

Şimdi sırada kendi görüşlerimiz ile zaman konusu hakkında konuşalım öncelikle yapılan felsefik çalışmalar, tartışmlar ve bilimsel çalışmalar bize zaman denen olgunu aslında zihnin üstünde bir varlığa sahip olduğunu gösteriyor. Fakat şu bir gerçek ki zaman denen olgu şuandan ibaret bir şeydir ve her insanın kendisine ait zihinsel yapısı ilede farklı algılanır ve buda şuanı göreceli bir hale getirir bu durum yer kabuğuna basan her insan için böyle gerçekleşir. Zaman bir bütün olarak sadece yer kabuğuna bağlı değildir özelikle güneş merkezli kütle çekim kuvvetine bağlı olarak gerçekleşen ve zihnin algısı dışında kalan bir kısmı vardır ‘’Peki zihnin algılayamadığı bir şey varsa bunun var olduğunu nereden bileceğiz?’’ işte Nicolaus Copernicus takılı kaldığı noktada burasıydı ve bilimin özeliklede gelişmemiş fizik bilimi yüzünden bunu açıklayamıyordu ama ben Tanrının düşünce yapısını öğrenmek istiyorum gerisi teferruattır diyen Einstein sayesinde artık açıklanabiliyor.
Velhasılkelam bir mizahla konuyu kapatmak isterim. ‘’Dünya şuan denen ve sadece insan beyninin anı algılama ve değerlendireme süreci ile başlar bu nedenle insan anı nasıl değerlendirise zamanıda nitekim bu şekilde değerlendirmiş olacaktır. Peki zamanı zihin ile değerlendirmek ne kadar doğrudur? Gözlerinizi kapatın ve şuanı durdurun, işte o zaman fark edeceksizi ki zaman durmuş olacak’’

‘’Zaman liberal kapitalistlerin elinde der büyük bir düşünür ve size onu satmakla kendilerini görevli sayarlar ama asıl bilinmesi gereken onların size zamanı sattığı değil, sizin zamanı onlara sattığınızdır.’’ O düşünür kim mi? Tabiki ben.

Mert Mutlu

Benzer Konular
Adalet / Mert Mutlu
Yarınlarla Evlilik