Şair ve Yazar Adil Başoğul şiir severlere 8 kitapla merhaba diyor.

/ 23 Şubat 2022 / 49 views / yorumsuz
Şair ve Yazar Adil Başoğul şiir severlere 8 kitapla merhaba diyor.

.

Şair ve yazar Adil Başoğul’un Akdoğan yayınlarından çıkan ve 8 kitaptan oluşan şiirlerini tüm şiir severlerin beğenisine sundu.

.. 
 En çok senin ellerini seviyorum 
 Bilim yapan ellerini
 Sanat yaratan ellerini
 Toprağı işleyen buğday ellerini
 Direksiyon sallayan şoför ellerini
 Duaya duran ellerini
 Senin kutsal ellerini seviyorum…

Şair ve yazar Adil Başoğul Akdoğan yayınlarından çıkan ve 8 kitaptan oluşan şiirlerini okuyucusuyla buluşturacak olmanın mutluluğunu taşımaktadır. Büyük bir özen ve titizlikle hazırladığı eserini, şiir severlerin beğenisine sunmanın heyecanı içerisinde olan şair Adil Başoğul, birçok dergide yayımladığı şiirlerini bir arada toplayarak Edebiyat dünyasındaki yerini taçlandırmanın haklı gururunu yaşamaktadır.

Son Ezgi

 Oysa şimdi bir aşk ezgisi çırpınarak sonsuzluğa savrulan
 Bir kuş ki nesilden son kalan
 Hiçmiş gibi yaşanan
 Hiçlik olan
 Hiçlikte kaybolan
 Kral Midas'ın sırrı
 Sonsuz kör karanlık kuyuya fısıldanan
 Sesim ulaşır mı
 Sessizlikte sensizliğe
 Bensizlikte sensizliğe
 Bizsizlikteki hiçliğe…

Adil Başoğul

.

Mutlu insanlar kenti Kırklareli İnece doğumluyum.
Kırklareli Atatürk Lisesi’nden mezun oldum.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü bitirdim.
İstanbul’da 4 yıl Günaydın gazetesinde gazetecilik yaptım.

Şiir kitaplarım
LİRİKLİRİKLER
SENFONİKLER
YÜREKTEKİLER
GÖNÜLDEKİLER
YUNUS GÖNLÜM
MASUMLAR
SEVDALUKLAR
AYRULUKLAR
ile siz değerli dostlarıma bir merhaba demek istedim.
Felsefe, sosyoloji, psikoloji, kişisel gelişim, sanat, edebiyat alanlarında çalışmalar yapıyorum.
Özellikle şiir, kitap değerlendirmeleri edebiyat, şiir makaleleri ve aforizmalar yazıyorum.
Birçok edebiyat dergisinde şiirlerim, makalelerim, kitap değerlendirmelerim yayımlandı.
Nice güzelliklerde ve başarılarda buluşalım.
Sevgiler…

… 
 Çoban ateşlerine sordum seni
 İnsanlara verdiği Prometheus ‘un ateşine
 Hep aranan saadet ateşine
 Dayanılmaz hasret ateşine
 Evrenin ilk kıvılcım ateşine… 

Adil Başoğul’dan Teşekkür

Merhaba değerli okuyucu dostlarım. Sizleri ve tanış olduğum dostlarımı saygıyla selamlıyorum.
Benim yetişmemde çok büyük emekleri olan rahmetli anam Adile BAŞOĞUL’a ve babam Hüseyin BAŞOĞUL’a saygı, sevgi, minnet ve hasretle çok teşekkür ediyorum. Kahrımı çeken eşim Ebru BAŞOĞUL’a çok teşekkür ediyorum.

Bana eğitim yolunu açan rahmetli Selim TUNA hocama saygı, sevgi, minnet ve hasretle teşekkür ediyorum.
Bana her aşamada destek olan çok değerli arkadaşım şair Gonca DOLU’ya çok teşekkür ediyorum.
Eğitimimin başından sonuna kadar emeği geçen ve benden desteklerini esirgemeyen bütün değerli hocalarıma çok teşekkür ediyorum.

Kitaplarımın basımında her desteği veren değerli dostum Akdoğan Yayınları sahibi şair ve yazar Kamil Akdoğan’a ve editörümüz değerli şair ve yazar arkadaşım Hatice EĞİLMEZ KAYA’ ya ve yayınevi ekibine çok içten teşekkür ediyorum.

Beni engellemeye çalışanlara da başaramadınız diyorum.
Başta doğup büyüdüğüm, ekmeğini yiyip suyunu içtiğim İnece olmak üzere Kırklareli’ne Trakya’ya ülkeme, milletime çok teşekkür ediyorum.

Vefa borcumun bir kısmını böylece ödemiş olayım ama daha da ödemeye devam edeceğim.

Bundan başka milletime ve ülkeme başka alanlarda da vefa borcumu hizmet olarak ödeyeceğime söz veriyorum.
Nice güzelliklerde ve başarılarda buluşalım. Sevgilerimle hoş ve mutlu kalın…

SANATIN DOĞUMU

Ey muktedir erk evreni kuran
Ey gök gürültüsü çarpışan ışığın
Ey haşmetli fırtına insanı doğuran
Ey doğum sancısı bilincin
Ey habercisi sanatın
Bu insanın bilinçli varoluşu
Bu asil sanatın doğuşu
Bu anlamın ilk kuruluşu
İlk töz
İlk neşe
İlk acı
Ve ilk zarlar atıldı

İstemenin sevinçli hissi
Güzelliğin coşkun imgesi
Seyretmenin esrik hazzı
Estetiğin nazenin feomeni

Sefih sureti bengi anlayışlar
Safi sahih tinsel bakışlar
Duygunun metafizik derinliği
Tragedyaların doğuşu
Mitosların kavrayışı
Hayatın anlamı

Apolloncu ateşte düşsel sanat yaratıları
Dyonysosçu suda esrik sezgiler
Şenlik var şenlik
Şölen başlasın
Kitara’nın sozsuz ses akışı
Sakaeler Babil’in Asma Bahçeleri’nden
Teslimiyet yakışır mı
Akıp duran Dünya’ya
Ve insan aklına

Piyanoda romantik Beethoven neşe müziği
Pindaros’un flütünde Olympos fantastik hevesi
Schiller’in sivri dilli Messinalı Gelini
Hırslarından koparıp istenci
Aynada Güneş Gözü’nün berraklığı
Okyanus Kızları Korosu’nun şen şarkıları
Ve sarsıcı Yunan tragedyaları
Gülmeyi kutsadım oysa ben
Bilgi eylemi öldürmeden
Dalınçsal hazzı getirdim
Kafkas dağında işkencelerden
Prometheus’u kurtardım zincirlerinden

Diz çökün ey insanlar
Yaratıcını gör ey köhne dünya
Yeni sanata halk türküsü geldi
Arkhilokhos’tan akan ateş seli
Homeros’un destansı ve esrik düşselliği
Ve Shakespeare’in uzun soluklu gerçekliği
İşte lirik sanat
İşte lirik şiir
Ey insan
Kendini bil
Ve ölçülü ol

Ophelia’nın bilinen korkunç yazgısı
Silenos’un bilgeliği utandırır insanı
Delfoi kesinlikle söyledi
Oidipus çözümledi
Sfenks’in çözülmemiş bilmecesini
Ve bildi kötü kaderini
Doğanın kalbine işleyen işveli arp sesleri
Varoluşun çetin çilesini
Yokoluşun korkunçluğunu
Ruhların kaosunu
Ancak sanat eritti

Bach’ın sonsuzluk ritimlerinin armonisi
Erkek affedilmez suç işlemedi mi
Kadın günahkârlıkla suçlanmadı mı
Belki kadın bin aşamada bunu yaptı
Erkek ise bir çırpıda buna kıydı
Haykırdı korkunç cadılar korosu
İlk büyük suçu
İlk büyük günahı
Umut Pandora’nın Kutusu’da kaldı
Pan büyük flüt üstadı
Ve tragedyalar insanlıkla vedalaştı
Meşakkatli
Ve şiddetli bir ölüm geldi
Ve şiir öksüz kaldı

Güzel akla uygun diye mi güzeldi
Bilen insan erdemli miydi
Usa vurulan görgül dünya
Hangi hakikatle açıklanabilirdi
Başlangıçta koskoca bir kaos vardı
Keskin akıl düzeni kozmosu kurdu
İçgüdü müydü
Bilinç miydi
O yaratıcı erk neydi
Sokrates nasıl suçlandı
Baldıran zehrini nasıl içti
Platon diz çöktü ve onu izledi
Ve şiirlerini gözünü kırpmadan yaktı

Müziğin mitli tini nereye gitti
Muhabbet tellâlları aşüfteler
Ve açıkgöz köleler
Nerede o şarkılar
Ah nerede o coşkular
Şimdi elimizde küstah bir sefillik kaldı
Karanlık uçurumun kenarında göveren çiçek
Naifliğin istencini tüketen sonsuz soluk
Yine de neşeyle sesleniyorum
Seni istiyorum
Seni istiyorum
Seni istiyorum
Ve sen yaşanmaya değersin

Kuramın bağrında uyuyan rezil felâket
Evrensel değişmez geçerlilik
Ve Tanrısal tek ereklilik
Kant’ın bitimsiz iyimserliği
Ve Schopenhauer’un cüretkâr cesareti
İşte mutlak mantığın zaferi
Düşsel derin bir uyku seferi
Özlem dolu güç gecesi
Ve efkârlı yaşam seli

Korkakça koşturur kuramcı kıyıda
Hayvanlara ad veren Âdem’den
İskender zamanı hatalarla körleşen
Coşkulu bir teveccühle müziğin dünyası kurulsun
Ve resitatif şiirin doğuşu başlasın
Bir yanda süren hüzün
Bir yanda pirüpak neşe
Duyarlılığın pastoral sanatı dinlensin
Tasavvurun doğuşudur idilin
Kelebek devinimi metamorfozu idealin
Kelimelerin imgeye dönüşümü
Duyguların şiirdeki izdüşümü

Doğruluk ve varlığın dönüşümü
Sonsuz oluş ırmağın akış oyunu
Karanlık Herakleitos’un aklı yakan diyalektik logosu
Geothe’nin çılgın gerçeği umutsuzca arayan Faust’u
Dürer’in yazgıyla savaşan şövalyesi
Haz denizinin dalgalarında rayihalı sesi
Dünya’nın nefesinde yorgun gerçekler vardı
Herakles tüm gücüyle büyülü gökleri tutardı

Hey Ademoğlu ne arıyoruz
Nereden geldik
Nereye gidiyoruz
Bulabildik mi bunu
En keskin bakışla hakikati arıyoruz

Haydi be ne bekliyorsun
Koş uçsuz bucaksız gökyüzüne
Koş engin denize
Koş kendi içine
Şenlik var şenlik
Her yerde sanat müzik şiir güzellik
Şölen var şölen
Baksana her yerde büyülü büyük şölen
Haydi katıl sen de
Daha ne bekliyorsun

İşte şimdi
İnsanın aydınlık bilinci
Mucizevi müziği
Soylu sanatı
Ve lirik şiiri doğurdu şimdi …

SENİ SORDUM

Yağmurlara sordum seni
Dipsiz uçurumlara
Kör kuyulara
Yerdeki karıncaya
Gökteki yıldızlara

Kitaplara sordum seni
Dingin bilgelere
Yaşlı kahinlere
Biçare fakirlere
Gözü kara gezginlere

Denizlere sordum seni
Dost posta güvercinlerine
Yelkenli gemilere
Terk edilmiş mendireklere
Nirengi noktası deniz fenerlerine

Yıldızlara sordum seni
Uzak galaksilere
Evrensel çekim kuvvetine
Bitimsiz yörüngelere
Uzayın uçsuz bucaksız büyüklüklerine

Geldiğimiz
Ve dönüşeceğimiz
Toprağa sordum seni
Verimli ovalara
Serin yaylalara
Kimsesiz mezarlara
Yüce dağlara

Rüzgârlara sordum seni
Ürpererek dönen yel değirmenlerine
Telâşlı serçelere
Sürekli neşeli rüzgâr güllerine
Mütevazi meltemlere

Çoban ateşlerine sordum seni
İnsanlara verdiği Prometheus ‘un ateşine
Hep aranan saadet ateşine
Dayanılmaz hasret ateşine
Evrenin ilk kıvılcım ateşine

Yağmurlar
Ve kitaplar

Denizler
Ve ateşler

Yıldızlar
Ve topraklar

Ve rüzgârlar

O bize
Biz O’na
Karıştık
Dediler…

ELLERİNİ SEVİYORUM

İki karanfil koyuyorum pencereye
İki fesleğen
İki el
Ellerin tutsun diye
En çok senin ellerini seviyorum
Senin emekçi çileli çatlak ellerini
Ve ürperten üretken ellerini

Çukurova dolusu pamuk ellerini
Denizli divitin dokuma ellerini
Nazilli güllü basma ellerini

Diyarbakır güvercinlik bostan ellerini
Erzurum sımsıcak dadaş ellerini
Karadeniz ha uşak ha horon ellerini
Akdeniz terleyen tan yeli turunç ellerini

Ege gün doğmamış tütün ellerini
Aydın dağlara egemen efe ellerini

Trakya mahzun mahcup muhacir ellerini
İstanbul asaletli sultan ellerini

Ankara Türk’ü kurtaran Atatürk ellerini
En çok senin ellerini seviyorum

Toprağa karışan ellerini
Toprak işleyen ellerini
Hüzün yoğuran
Neşe saçan
Düğün
Damat
Ve gelin ellerini

Afrika su arayan
Açlık tutan
Ellerini

Asya bozkırlarında at sürüsü ellerini
Amerika fabrikada mekanik ellerini
Çin tarlada çamurlu pirinç ellerini
Meksika mısır öğüten ellerini

En çok senin ellerini seviyorum
Bilim yapan ellerini
Sanat yaratan ellerini
Toprağı işleyen buğday ellerini
Direksiyon sallayan şoför ellerini
Duaya duran ellerini
Senin kutsal ellerini seviyorum

En çok senin ellerini seviyorum
Çalışkan kara ellerini
Hayatı yoğuran bilge ellerini
Beyaz yumuşak çocuk ellerini
Hayalleri olan coşkulu ellerini
En çok senin ellerini seviyorum

Aklın uzantısı bilgili ellerini
Duyguları coşkuyla yaşayan ellerini
Kederi kanı ve acıyı yıkayan ellerini
İsyanı ateşleyen haklı ellerini
Yenilgi bilmeyen yüce ellerini
İnsanlık utkusunu kucaklayan ellerini
En çok senin ellerini seviyorum

Deniz üstü yelkovan kuşu ellerin
Güzel bir sabah esintisi ellerin
Bir öpücük kondursun yüreğine ellerin
Mutluluk boynuna sarılsın ellerin
Ve sevgi sen diye koksun ellerin
En çok senin ellerini seviyorum

İki karanfil
İki fesleğen
Ve iki elimle tuttuğum ellerini
En çok senin ellerini seviyorum…

ANADOLU’YA DOĞRU…

Ankara’ya yürüyorum
Anadolu’nun bağrına doğru
Anasın sen
Çileyle yoğrulmuş
Milletin anası
Memleketin anası

Senin gözlerin mavi desem
Mavi değil
Yeşil desem
Yeşil değil
Turkuaz gözlü anam

Güneş yaşlı parıltılarını dökerdi
Gümüş yüzlü ak denizi öperdi

Balıkçılar gülerek bağrış çığrış şarkı söylerdi
Kadınlar çocuklar
Ve palmiyeler bile saygıdan eğilirdi

La Higuera özgürlük savaşçıları
Haydi hoşça kalın
Dağlara doğru yol alalım
Devrimciler buradaydı

Zweig kendini zehirledi
Lorca duvarda kurşuna dizildi
Birinin direnci bitmişti
Biri son şiirini söylemişti

İnsanlar ne kadar kötüleşti
İktidarlar ne kadar
Önce çocuklar
Sonra insanlar
Ve doğa kirlendi

Dengesi bozuldu
Güneşin
Mevsimlerin
Ve ayın

Aynı doğal denge kurulur mu
İktidar adaleti sağlar mı
İnsanlar sever mi
Yine birbirini

Hayat ne kadar zor
Yaşamak
İş bulmak
Çalışmak
Para kazanmak
Geçinmek
Mutlu yaşamak
Ne zor

Ak denizden yürüyorum
Ankara’ya doğru yürüyorum
Anadolu’nun bağrına doğru
Çile ve kar kaplamıştı yolları
Ve yorgun gönüller yaşlı…