Yaşamda Ayrılık / Hümeyra Çınar

ÖYKÜ

Yaşamda Ayrılık / Hümeyra Çınar
Yayınlanma: Güncelleme: 214 views

Sırma yorgun argın işten gelmiş, kendine bir kahve yaparak camın önündeki koltuğa oturmuş, bir yandan yorgunluk atarken diğer yandan kendisini ve kafasını toparlamasını sağlayan kahvesini yudumluyordu. O arada köyde kocasıyla çektirdiği fotoğraflarını görünce yaşadıklarını düşündü. Eskileri daha doğrusu ayrılıkları, dönüşleri yine ayrılıkları düşündü.

Ayrılık / veda sözcüklerinin içini doldurmaya çalıştı ve anlam ayrılıklarını düşündü. Anlamları farklıydı ve birbirleri yerine kullanılamazlardı; çünkü ayrılık kavuşmayı getirir; bir yerden veya bir insandan ayrılan kişi kavuşacağı günü düşleyerek günlerin geçmesini bekler; sözünü ettiği ayrılıklar, gün hesabına dayalı ayrılıklardır. Bir de elvedaya dayanan ayrılıklar vardır ki, bu kişide umutsuzluk, kırgınlık oluşturur; sevgisizliğe, nefrete yöneliktir ya da ölüme… Bu tür ayrılıklarda dünyanın sonu geldiği sanılır; ama zaman en iyi ilaçtır. Geçen günler yaralarımızı sarmamıza, acılarımızı hafifletmeye yarar. Geçmişteki yaralarımıza tutunarak geleceğimizi kurarız. Elvedada duyduğumuz özlem, aslında ayrılığın çeyizidir.

Sırma bunları düşünürken hayallerini gerçekleştirmek için yaptığı, ailesinden de destek gördüğü ilk ayrılığı aklına geldi. Ailesi bilmese bile bu gidiş elvedaya dayalı bir gidişti kendince. Üniversite okumaya büyük şehre gidiyordu, hayalleri gerçek olmuş, umutları filizlenmişti. Bavulu hazırdı ve babasıyla yola çıkıyordu. Ama kimse bilmiyordu ki bu nefret ettiği köyüne bir daha dönmek istemiyordu. Ailesinin gurur kaynağı olan Sırma ne ailesini ne köyünü görmek istiyordu bir daha.

O andan itibaren Sırma kaderini büyük şehirlerde yazmak, hayal ettiklerini gerçekleştirmek için çalışacaktı. Hayallerinde bir daha köye dönmek yoktu. Bu doğup büyüdüğü köyünü, koşup oynadığı dere kenarlarını, tarlaları, dallarından meyveler yediği ağaçlarını, kınalı kuzuyu, Sarıbaş‘ı özlemeyecekti. Arkadaşlarını ardında bırakırken de üzülmeyecekti. Hatta ailesinden ayrılmak bile ona o kadar ağır gelmiyordu; çünkü tüm hayallerinin tohumlarını Ankara’ya ekmiş ve üniversiteye yola çıkarken de ilk filizler yeşermeye başlamıştı. Başarmayı yaşamın kendisi saymış ve başarmıştı da. Bugün Ankara’ya Hukuk okumaya gidiyordu.

Babası, Sırma’yı yerleştirip dönecek ve o andan itibaren koca şehirde tek başına kalacaktı. Korkuyor, ürküyor muydu; kimseye hissettirmeden geçmişiyle vedalaşırken üzülüyor muydu, hayır. Merak ve heyecanla bir an evvel bir daha dönmemecesine gitmek istiyordu.

Bu akşam vaktinde evinin camında oturup kahvesini içerken köyünden, çocukluğunu bırakarak arkasına bile bakmadan Ankara’ya gelişini, o ilk ayrılığı daha doğrusu sevincini düşünüyordu.

Evet, hukuk okumuş, üniversitede kalmış, akademik kariyerini tamamlayarak profesör olmuştu. Bunca yıl köyüne gitmemiş mi, hiç özlem duymamış mıydı, çok özlem duydu. İple çektiği yaz tatillerinde bir daha dönmem dediği köyüne koşarak gitti ve köyüne hiçbir zaman elveda diyemedi, demedi. Hayatını büyük şehirde kurdu; kısa ayrılıklarla doğup büyüdüğü köyüne koştu. Özünü hiçbir zaman yok saymadı.

Ama şimdiki ayrılığı farklıydı. Kocası, çok sevdiği, hiç ayrılmam dediği sevdiceği onu terk etmişti. Bülent’i üniversitenin ilk yıllarında tanımıştı. O da hukuk okuyordu. Kırılgan, kanatları güçsüz, çekingen; bir o kadar da güzel yüzlüydü. Arkadaşlıkları kısa sürede ilerledi, birbirlerinden vazgeçemez oldular. Aslında Bülent parçalanmış aile çocuğuydu, babasının yanında kalmış, annesiyle sadece tatillerde bir araya gelebilmişti. Gerekli sevgi gösterilmemişti kendisine. O yüzden bir yönüyle eksikti. Zor bir insandı; ama sevgiyi buldu mu gözleri parlar, bir kedi gibi insanın ayaklarının dibinden ayrılmazdı. Bende de sevgi bolluğu vardı. Bu sevgi yumağı halimiz okul bitince bizi evliliğe taşıdı. Ancak benim okulda kalıp akademik kariyer yapma isteğim, güçlü kişiliğim karşısında Bülent kendini ikinci plana atılmış hissetti. Yine sevgi yoksunluğu yaşamaya başladı. Kavgalar ve debelenmeler ilişkimizin dengesini bozdu. Sanki ben onu başarısız diye sevmiyormuşum gibi bir duyguya yakalandığından çok çalıştı, büyük davalar kazanarak başarılar elde etti. Bu arada biz tükenmeye doğru hızla yol aldık. Hatta bir ara “En çok beni seven bir çocuğumuz olsun!” gibi istekleri de oldu. Ben sevgisizliğin hastalıklı bir yapıya sürüklendiğini düşünerek bu istek karşısında böyle bir duyguyla çocuk dünyaya getirilemeyeceğini belirttim, ardından “Çocuğumu doğurmak istemiyorsun; çünkü beni yeterince sevmiyorsun!” diye tartışmalar başladı yıkılan hayaller sonumuzu hazırladı.

Bir akşam kendisinin ve ilişkimizin tükendiğini söyleyerek ayrılmak istediğini, kimse tarafından sevilmediğini, buralardan gitmeyi ve kendisini bulmak istediğini belirterek eşyalarını topladı ve gitti. Ardından şaşkınlıkla bakakaldım. O kadar şaşırdım ki hiçbir şey söyleyemedim.

Camın önünde oturmuş başıma gelenleri düşünürken köyden ayrılığımın dönüş biletinin bende olduğunu; oysaki Bülent’in dönüş biletinin kendisinde olduğunu fark ettim. Şimdi Bülent gün sayımına dayalı bir ayrılık mı yaşıyor; yoksa “Elveda” deyip temelli mi gitti bilmiyorum.

Hümeyra Çınar

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.