Yaşamak

/ 18 Mart 2022 / 210 views / yorumsuz
Yaşamak

Bu gece çok düşünceliydi. Evden bilinçsizce çıktı nereye gideceğini bilmeden. Ayakları, onu deniz kenarına doğru götürdü. Hiç itiraz etmedi. Çakıl taşlarının ayağının altında gıcırtılı sesler çıkartması hiç rahatsız etmiyordu onu. Oturabileceği yükseklikte bir kaya parçası bulup oturdu.

Dolunayın parlak beyaz ışığı denizin yüzeyine vurmuş, hafif esen rüzgarın etkisiyle dalgaları kendi kendine sallanan salıncak gibi sallıyordu, bir ileri bir geri. Oturduğu yerde hafifçe eğilip, minik bir taş alıp denize attı. Su, atılan taşla hareler oluştururken, kendi aklından geçen düşüncelere benzetti hareleri. Düşünceler de böyleydi işte. Önce kuvvetle geliyor insanın aklına, büyüdükçe yok olan hareler gibi etkisini kaybediyordu bir süre sonra. Derin bir nefes alıp, mis gibi deniz kokusunu doldurdu ciğerlerine.

Gökyüzünde parlayan dolunay, uzun ve simsiyah saçlarına hileli ışıklar yayıyordu. Kimi pembe, kimi
mor ışıklar. Silueti ünlü bir ressamın elinden çıkmışcasına kusursuz görünüyordu. Gözlerini kapatıp denizin, rüzgarın şarkısını dinleyecekti bu gece.

Yarın ne kadar önemli kararlar vermesi gerekse de, o bu gece özgür bir nefes alacaktı. Belki bunca
yıldır almadığı kadar özgür bir nefes olacaktı bu. Yarına çıkıp çıkamayacağı belli olmayan ama özgür
bir nefes….

Tam biraz rahatlamış ve anın tadını çıkartırken, arkasından gelen bir ayak sesiyle irkildi. Kalbi deli gibi
çarpmaya başlamıştı. Korkudan arkasına bile dönüp bakamıyordu. Ķimdi? Acaba bu gelen. Ayaklarının
bilinçsizce onu sürüklediği bu yerde kendini hiç güvende hissetmiyordu şimdi. Oysa ki az önce ne kadar da iyi gelmişti ona burası. Arkasındaki kişi ya kendine zarar verecek biriyse? Ya sarhoşsa? Gözleriyle etrafı taradı arkasına dönmeden. Kimsecikler yoktu, ama çakıl taşlarının sesinden arkasından gelen kişinin yaklaştığını hissedebiliyordu. Korkudan donup kalmıştı sanki, ne yapacağını bilemez bir halde öylece oturuyordu. Ne yapacağına karar verebilmek için zihnini zorluyor ama aklına bir şey gelmiyordu. O bunları düşünürken artık sadece ayak sesleri değil, gelen kişinin nefes sesleri de
duyulmaya başlamıştı. Son bir cesaretle arkasını dönüp bakmaktan başka çaresinin olmadığına karar vererek döndü ve ayağa kalktı. Korkudan tüm vücudu titriyordu ve gözlerini sımsıkı kapatmıştı, yabancının tam burnunun dibine geldiğini anlayana kadar. “Son bir cesaret” dedi kendi kendine, aç gözlerini ve ne olacaksa olsun, ölümden öte köy mü var?

Açtı gözlerini ve gördüğüne inanamıyordu. Bundan 8 yıl önce yurtdışına bir görev için giden, ama gittiği günden beri bir tek telefon görüşmesi bile yapamadığı, sesini, yüzünü neredeyse unutmaya başladığı ilk ve tek aşkı, ölümüne sevdiği adam karşısında duruyordu. Korkusu bir anda inanılmaz bir sevinç ve aynı anda çok büyük bir öfkeye dönüştü. Deniz mavisi gözlerinde öfkenin ve sevincin birbirine bulandığı yaşlar, hırçın rüzgarların getirdiği yağmurlar gibi akıyordu. Kaskatı kesilmiş vücudunu zorla hareket ettirerek, kocaman bir tokat patlattı önce sevdiği adamın suratına. Hiç kırıkları konuşmasına izin vermiyor ama adamın göğsünü yumrukluyordu sekiz yılın acısını çıkartırcasına.
Adamsa hiç konuşmuyor, öfkesinin bitmesini bekliyordu sanki. Sonra yavaş yavaş sakinledi. Ellerini iki yanına indirdi, tüm gücü bitmişti sanki. Arkasını dönüp, az önce ayrıldığı kayanın üzerine bıraktı kendini. Ağlaması azalmış, nefesini biraz daha düzenli almaya başlamıştı. Çok şey söylemek istiyor, kelimeler zincire vurulmuş gibiydi ağzının içinde bir türlü çıkmıyordu.

Adam, ağır ağır yanına geldi, diz çöktü. Kadının ellerini avuçlarının içine alıp, hafifçe dudaklarına götürdü, öptü, öptü.

-“Özür dilerim, özür dilerim sevgilim” diyordu.

Kadın biraz daha sakinlemişti. Aklından binlerce soru geçiyordu ama bir tanesini sorabildi.

-“Neden?”

Adam ellerinde kadının elleri, gözlerine bakarak başladı anlatmaya:

-“Devlet için çalışıyordum, ama birlikte olduğumuz yıllarda seni kaybetme korkusuyla bunu sana
söyleyememiştim. Yurt dışına gizli bir görevle gönderildim. Ama görev süresi belli değildi. Tahmini bir süre sorduğumuzda da en fazla 1 ay olduğu söylenmişti. Ben de 1 ay nasılsa çabuk geçer diye ummuştum. Ama oraya gittiğimizde işler değişti. Tüm iletişim araçlarını kullanmamız yasaklandı. Kullanmaya kalkarsak da sonucunda ölümle tehdit edildik. Hem bizi, hem de arkada bıraktığımız sevdiklerimizi öldüreceklerini söylediler. Kimliklerimiz değişti. Bize farklı isimler verdiler. Resmiyete ölüydük aslında, başka kimliklerle yaşıyorduk. Bir suç örgütünün peşindeydik. Bu örgütün kolları yurtdışına kadar uzanıyordu, çökertebilmek için aralarına katılarak onlar gibi davranmamı gerekiyordu. Bu yüzden de hiç kimse ile iletişim kuramazdık. Emirler kesin ve netti. Kendi hayatlarımızdan çok, sevdiklerimizin hayatlarına zarar verilmesinden korktuk. Benimle birlikte beş arkadaşım daha vardı ve hepimiz aynı şartlardaydık.

Zaman akıp geçti, sekiz yıl boyunca vatanımızdan,
sevdiklerimizden ayrı örgütün pis işleriyle uğraşmak zorunda kaldık. Nihayet plan sekiz yıl sonra başarıya ulaştı. 1 saat önce uçaktan indim ve eve geldim ama sen yoktun. Ne yapacağımı bilemez bir halde yürürken, ayaklarım beni buraya getirdi. Çünkü her canımız sıkıldığında seninle buraya gelirdik.
Burası bize iyi gelirdi. İşte buradayım ve yanındayım sana her şeyi anlattım. Beni affedebilecek misin
canım?”

Kadın ne diyeceğini bilemez bir haldeydi. Öfke ve sevinç birbirine arkadaş olmuş, bedenini baştan aşağı sarıp sarmalamıştı. Gözlerinden yine yaşlar süzülmeye başlamıştı ama o an kararını vermişti. Sorgulamayacak işi daha da zora sokmayacaktı. Çünkü bu konuşma öncesine kadar sekiz yıl boyunca çok acı çekmiş, yaptığı araştırmalarda sevdiği adamın öldüğünü, cenazesini de ona vermeyeceklerini söylemişlerdi. Şu an kendisi de nasıl dayandığını bilemese de, sekiz yıl öldüğüne inanmak istememiş elbet bir gün dönecek diye bir değil, bin umutla beklemişti. Kendini öldürmek bile istemiş, ya gelirse diyerek ona da cesaret edememişti. Ama bu gece buraya geldiğinde bir karar verecek, yarın ya hayatına devam edecek ya da etmeyecekti. Tam düşünürken sevdiği adamı karşısında görmüştü.

Hayat değerliydi, yaşamak güzeldi, sevdiği adam gelmiş, ona soruyordu şimdi: “Affedebilecek misin?”
diye. Aslında yaşadığı o korkunun içinde bile, onu karşısında gördüğü ilk an affetmişti o, gerekçesi ne
olursa olsun. Ama bunu onu söyleyebilecek gücü var mıydı? Hiç emin değildi. Tüm bunları düşünürken sessizce oturduğu yerden kalktı, ellerini yavaşça sevdiğinin ellerinden çekti, arkasını döndü ve düşüncelerinin hiçliğinde kaybolurcasına tek kelime etmeden ayrıldı oradan….

Seçkin Eroler Avcı
6 Şubat 2022

Benzer Konular
Sabah Kahvesi
Aralık